Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Aşırı sağcı İtalya'nın Kardeşleri Partisi (FdI) lideri Giorgia Meloni, İtalya’nın ilk kadın başbakanı oldu. Ancak ilk kadın başbakan olma hüviyetini kadın hakları lehine olan politikaları savunmasına borçlu değil. Bilakis. Kürtaj ve boşanmanın zorlaştırılması gibi Avrupa’da kadın karşıtı olarak görülen önerileri var.

        Meloni kelimenin tam anlamıyla radikal sağcı. O aynı zamanda İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana İtalya’nın başına geçen ilk Mussollini yanlısı faşist lider. Böyle birinin Avrupa’nın en güzel ülkelerinden birine başbakan olması, insanlık adına büyük bir geri adımdır.

        Her ne kadar ‘değişik’ bir sağcı olsa da bu görüşüm değişmez.

        Meloni evet, değişik bir sağcı. Çin karşıtı mesela. NATO ve AB yanlısı.

        Klasik sağcıların aksine sosyal yardımların arttılmasından yana.

        Durum böyle olmasına rağmen İtalya’nın yeni başbakanının AB programlarını frenleyen bir etki yapacağına kesin gözüyle bakılıyor.

        Her şey bir yana, Meloni, mülteci ve yabancı düşmanlığı konusunda oldukça proaktif dışlayıcı ve nefret dolu görüşlere sahip. Bu görüşlerini süslü laflarla marine edip öyle servis ettiğini zaten biliyoruz.

        Ülkemizde viral olan videosunda Fransa’nın Macron’una "Afrika’yı sömürdünüz onlarda botlara atlayıp bizim ülkemize geldi" diyordu. "Afrikalıların Avrupa’ya gelmesi çözüm değil, asıl çözüm Afrika’nın Avrupalılardan kurtarılmasıdır” diyerek bizde de pek alkışlanan sözde bir duruş ortaya koyuyordu.

        İlk anda iyi bir şey söylüyor görüntüsü verse de Meloni özünde kaçak göçmen ve mülteciler konusunda keskin bir deniz ablukasını savunuyor.

        Göçmen botlarını açık denizlerde batırma ve çok sayıda insanı öldürme pahasına insan akınını durdurmaktan yana.

        Hristiyan değerlerini ve aile yapısının korunmasını, boşanmanın zor olması gerektiğini savunuyor.

        Ancak 5 yaşındaki kızının babası olan TV sunucusu Andrea Giambruno ile beraber yaşıyor, evli değiller.

        Toplumu geleneksel aile yapısını kurmaya ve korumaya teşvik ederken evlilik dışı çocuk yapmasına karşı gelen eleştirileri “Bu benim tercihim,” diye cevaplıyor.

        Son derece klişe ve zeka pırıltısından uzak olan bu yanıt aslında çok fazla ipucu barındırıyor.

        Radikal sağda, ‘tercih yapmak’ sadece lidere has bir imtiyazdır. ‘Tebâ’ olarak görülen tabanın böyle bir lüksü yoktur.

        Teba koyundur, ve duçe’nin de önder, komutan, dük gibi anlamları dışında bir anlamı daha vardır: “Güdücü”, “güden”…

        “DİN, ANA VATAN, AİLE”

        Fransa’da Le Penn’in oyları daha da yükselmesin diye Macron inanılmaz tavizler verdi.

        Hollanda’da Geert Wilders’in oyları sürekli bir yükseliş içinde, kendisi de görünürlüğünü zaman içinde arttırdı.

        Öteden beri despot olanların da despotluk kalibresi değişti. Putin öteden beri Putin ama daha ılımlı bir çizgide başlamıştı, giderek daha militarist oldu.

        Avusturya’da iktidar 2017’deki seçimlerde neredeyse aşırı sağcı FPÖ’nün elinde kalıyordu, 2019’da muhafazakar ve daha ılımlı ÖVP’ye geçti.

        Macaristan’da ve Polonya’da iktidarda radikal sağcı partiler var.

        Yunanistan’da pro milliyetçiliği zaman zaman saldırgan politikalara kadar vardıran bir iktidar var.

        Türkiye’de ülkeyi yöneten hala AK Parti gibi görünüyor ama bu AK Parti bir zamanlar çözüm sürecini yapan, askerin siyasete müdahalesini engellemek isteyen ve çoğulcu demokrasiyi savunan AK Parti ile aynı parti değil.

        Rusya’nın Putin’i de göreve geldiği zamanki Putin değil.

        Despot daha despot olurken, milliyetçi militaristleşirken, Avrupa’da da aşırı sağ bir süredir palazlanıyor.

        Meloni’nin seçim zaferi Avrupa’daki aşırı sağın yükselişine dair alarm zillerinin yeniden çalmasına neden oldu.

        Misal, Meloni’nin aldığı tebrikler dahi "Duydunuz zilin sesini" dedirten türden.

        Polonya Başbakanı Mateusz Morawiecki, Giorgia Meloni’nin seçim galibiyetini “büyük bir zafer” diyerek, tebrik etti ve “Polonya ve Macaristan’ın bu seçim sonucuyla birlikte daha güçlü olacağını” vurguladı. Nitekim Macaristan Başbakanı Viktor Orban da bu galibiyete kayıtsız kalmadı, Twitter hesabından yaptığı açıklamada "Bravo, Giorgia! Hak edilmiş bir zafer, tebrik ederiz” dedi.

        Avrupa’nın çeşitli ülkelerine yayılmış bütün aşırı sağcı partiler Meloni’nin seçim zaferini güçlü ifadelerle kutladılar.

        Peki neden aşırı sağ yükseliyor?

        Neden vatan, din, aile, millet sloganları Avrupa’da da kazanır oldu?

        Çünkü Avrupa’da Demokratlar, Liberaller ya da Sol, bu kavramların aşırı sağa bırakılmayacak kadar ciddi olduğu gerçeğini idrak edemedi.

        Çünkü İslam ve Müslüman düşmanlığına dair uykuya geçmiş kodlar, DAEŞ’in Suriye’de din adına gerçekleştirdiği katliamlar ve Taliban’ın Afganistan’da yönetimi ele geçirmesi sonrasında bir kâbustan uyanır gibi telaş ve korku içinde uyanmış durumda.

        Çünkü, Avrupa’nın hiçbir zaman tam olarak aşamadığı ırkçılık, pandemi tarafından tetiklenen ekonomik durgunlukla beraber yabancı ve göçmen düşmanlığına evriliyor. Daha fazla göçmen eşittir daha fazla güvenlik sorunu ve daha düşük ücrete razı olma zorunluluğu gibi sorunları da davet eden bir değişkene dönüştü.

        Batılı liberal demokrasilerde şöyle enteresan bir ‘sürdürülebilir eblehlik’ standardı oluştu: Hayatın içinde kaynayan ve hasar veren sorunlar, radikal sağ tarafından tanımlanıp satılmadan, iş o aşamaya gelmeden, hukuka uygun ve makul bir çözüm geliştirmesi gerekenlerin direnci ve mantıklı çözüm önerileri tarafından frenlenmiyor.

        Demokratlar, Liberaller ve Sol maalesef tüm dünyada ilgi ve özenlerini farklı kimliklerin sözde temsiliyeti ile ilgili kreatif çabalarla ve LGBTİ+ kampanyaları, okullara toplumsal cinsiyet eğitimi konulması gibi toplumların çok küçük bir kısmının taraftarlığını kazanan, diğerlerinin ise öncelik sıralamasında yer almayan konular üzerine teksif ediyorlar. Bu alan ise "Çocuğun cinsel kimliğini seçebilecek yaşa gelene kadar ‘ergenlik önleyici’ ilaçlar kullanması" gibi normal insanların tüylerini diken diken eden tartışmalarla sarma dolaş bir alan.

        Yapılan analizler arasında da bu etmen hafife alınıyor ve aşırı sağın yükselişi sadece ekonomi, yabancı göçmen sorunu ve artan İslamofobiye bağlanıyor ama bana kalırsa bahsettiğim unsur Polonya ve Macaristan örneğinde de olduğu gibi burada da etkili.

        Türkiye gibi ülkelerden farklı olarak nüfusun giderek azalması gibi sorunlarla da boğuşan Avrupa’da, ‘üremenin olmadığı’ cinsellik türlerini meşrulaştırma politikalarından başka bir şeye kafa yormayan, kısaca yatak odasından çıkamayan Liberal ya da Sol çevrelerin protesto edilmesi de var aşırı sağın yükseliş sebepleri arasında.

        Büyük halk kitlelerinin, mavi ve beyaz yakalıların çalışma ve ücret politikaları ile ilgili itirazlarına çözüm bulmak; yani emek politikası üretmek yerine ‘haz politikası’ peşine düşen sol ve liberal politikacıların ihmal ve emeksizliği, radikal sağın yükselişine çanak tutuyor.

        Görünen o ki, daha pek çok yerde yeni Meloni’lerin zaferlerini sindirmek durumunda kalacaklar. Çünkü insanlar aşırı sağcıları çok sevdikleri için değil, emek politikasından yüz çevirip haz politikasına yelken açan ve o alanda entelektüel mastürbasyon yapan sol ve liberal siyasetçileri protesto etmek için de aşırı sağa oy verir hale geliyor.

        Sesli Dinle
        0:00 / 0:00
        Yazı Boyutu

        Diğer Yazılar