Kuraklıkta yağmur duası yetmeyince cinlerden medet ummuştuk
Ezelî derdimiz olan kuraklıktan kurtulabilmek için yağmur dualarına çıkıp kurbanlar kesmekle kalmamış, cinlerden de medet ummuştuk. İşte, 15. asırdan kalma bir elyazması kitaptan, cinler vasıtası ile yağmur yağdırma formülleri...
Kış aylarının kurak geçmesi ve yazın susuzluk çekeceğimizin anlaşılması üzerine yağmur dualarına çıkılıp develerin kurban edilmesi, bana eski asırlardan kalma bir elyazmasını hatırlattı: 15. yüzyılda “Uzun Firdevsî” tarafından kaleme alınan “Dâvetnâme” isimli cin risalesinde yağmur yağdırdığına inanılan cinlerden medet umma ameliyesini... İşte, atalarımızın kuraklığa cinler vasıtası ile devâ aramalarının formüllerinden biri...
Kuraklık fena geliyor... Gelişini hissettirmeye zaten başladı, epey zamandır yağmur yok, kar ortalıkta görünmüyor, neticede damla suya hasret çekmeye başladık ve susuzluğa uğrayanlar yağmur dualarına çıkıyor, develeri kurban ediyorlar.
Biz, asırlardan buyana kuraklık çektiğimiz ve susuzluğun ne demek olduğunu gayet iyi bildiğimiz için inancımızda ve folklörümüzde bu derdin geniş yeri vardır. Halk kuraklığın son bulması için tarihi tâââ şamanlık zamanına kadar uzanan yada taşlarından tutun yağmur dualarına, hattâ cinlere ve büyüleremüracaata kadar her türlü yolu denemiş ve bu sayede geniş bir yağmur yağdırma literatürüne sahip olmuşuzdur.
CİN DAVETİ KİTABI
Kuraklığın kendini göstermeye başlaması, bana bundan altı asır önce yazılmış bir “cinler kitabı”nda geçen ve yağmur yağdırma usullerini anlatan bir bahsi hatırlattı... 15. asırda, “Uzun Firdevsi” adındaki bir “cin âlimi” tarafından kaleme alınan, şimdi İstanbul’da bir kütüphanedemuhafaza edilen ve sayfalar dolusu davet bahislerinin yanısıra çok sayıda hayâlî cin resimleri ile dolu olan eserin adı, “Dâvetnâme”, yani “Cin vemelek dâvetine yarayan kitap”... Uzun Firdevsi, eserinde gök cisimlerinin hareketi ve bu hareketlerin insanları etkilemesi konusunda ayrıntılı bilgiler verdikten sonra bazenmeleklerden, bazen de cinlerden bahsediyor; hangi cinin hangi işe yaradığını yazıyor ve bu bedensiz varlıklarla temas kurmanın usullerini anlatıyor.
EKVATOR’DA ORTAYA ÇIKAN CİN
Susuzluğu sona erdirdiğine inanılan bu “dâvet”in ayrıntılarına girmeden önce “kamer”in, yani ayın cinlerle vemeleklerle olanmünasebetini bilmemiz gerekir: Ayın 28 günlük devrinin her gününe “menzil” denir ve hermenzilin ayrı bir ismi vardır. Devir sırasında gökyüzünde bazı melekler ve cinler hazır bulunurlar, her bir menzilin cini ve bu cinlerle temas edip arzu edilen işleri yaptırmanın yolu da farklıdır.
İşte, yağmurun yağmasını sağlayan cinler vemelekler, ay devrinin 14. günü olan “Simakmenzili”ndedirler. “Silâhsız” demek olan “Simak”, gökyüzünde vârolan ama gözlerin göremediği parlak bir yıldızdır, dünyadakimekânı da Ekvator taraflarıdır. Her sene Ekimayının beşinde doğar, Nisan’ın dördünde de batar; gözler onu göremez ama Simak kendine bağlı olan cinlerin yardımı ile hükmünü yürütür. Eski zamanların cincilerine göre her cinin vemeleğin bir tılsımı vardır. Bu tılsım, cin ile temasa geçmeyi sağlayan gizli bir şifredir. Cin yahutmelek gibi bedensiz bir varlığı davet etmek isteyen kişi tılsıma, yani şifreye sahip olmak zorundadır, zira şifreyi bilmeden cinlerle bağlantı kurmak hiçbir şekildemümkün değildir. Temas edilen cinler dâvet edenin hizmetkârı olurlar ve efendilerinin istediği herşeyi itirazsız yerine getirirler.
Burada iki bahsi, “büyü” ile “cin” kavramlarını birbirinden ayırmak lâzım: Uzun Firdevsi’nin sözünü ettiği faaliyetler büyü değil, yapılması istenen işin cinlere vemeleklere gördürülmesidir. Ortada eskilerin “hüddamcılık” dedikleri, “cinlerin hizmetkâr olarak kullanılması”meselesi vardır ve bu iş eskilerin “havas” dedikleri “başka türlü güçleri elde edip istifade etme ilmi”nin en ileri seviyesidir. Uzun Firdevsi’ye göre “havas” ile uğraşanların işin ehli olmaları ve cinler ilemenfaat için temasta bulunmamaları şarttır, aksi takdirde çok ağır diyetler ödeyeceklerdir.
TILSIMLARI ARAMAYIN BULAMAZSINIZ
Yandaki kutuda, Uzun Firdevsi’nin “Davetname” isimli eserinden ayın Simakmenzilinde bulunduğu sırada yağmur yağdırmak için neler yapılması gerektiğinin anlatıldığı bahis günümüz Türkçesi’ne nakledilmiş şekilde yeralıyor. Ama, okuyanların boş yere vakit harcamalarının ve işi saplantı haline getirmelerinin önüne geçmek için, Simakmenzilindeki cinlerin daveti sırasında okunması ve yazılması gerektiği söylenen tılsımlar ile dualarımetinden çıkartmak zorunda kaldım.
HİLATİNOROS'U ÇAĞIRIN, ŞAKIR ŞAKIR YAĞDIRSIN!
UZUN Firdevsî, “Dâvetnâme” isimli eserinde ayın Simakmenziline girmesinden hemen sonra yapılacak dâvetlerde Hilâtinoros isimli bir cinin ortaya çıktığını ve yağmuru bu cin ile emrindeki diğer cinlerin yağdırdığını anlatıyor:
“...Kamer (ay), Simakmenziline gelince yapılan davetler denizde yaşanacak tehlikelerden kurtulmaya, dalgadan ile selden korkmamaya ve yağmur yağdırmaya yararlar. Ay, Simakmenziline girdiği zaman oraya iki elinde iki balık tutan ‘Sekamakayil’ adında birmelek yerleşir ve bir kürsünün üzerine oturur. Denizin tehlikelerinden uzak durmak isteyenler, bu işin tılsımınımisk, safran, gülsuyu ve balık kanı ile bir geyik derisinin üzerine yazıp gemiye bağlarlar. Tılsımı şayet geminin içinde yazacak olurlarda tesir çok daha kuvvetli olur, dalga ve sel o gemiden uzak durur!
Sekamakayil, yağmur yağdırmaya da yarar. Susuzluk çekenler aynı tılsımı balık derisi üzerine yazıp bir taşın altına koyarlar, ondan sonra ayda ve ayın etrafında yaşayan meleklerle cinlerin dâvetnâmelerini yetmiş defa okuyup Kamer’e mahsus buhuru tüttürürler. Bu işi tamamladıktan sonra yine yetmiş defa bulutları ve yağmurları idare edenmeleklerin isimlerini okurlar. İsimlerinin yetmiş defa okunması gerekenmelekler Cibitayil, Amaninayil, Eflâkutazayil, Vurtaamacayil, Humakaslâyil, Şumakaahayil, Kemakahayil, Hıbıtahayil, Sekahmakâtayil, Tamakâayil, Gafratahayil, Versaahayil ve Kehmagarifayil’dir...
Bu isimlerin okunması tamamlanınca başı deveyi, vücudu insanoğlunu andıran, Hilâtinoros isminde bir cin gelir ve boynunu uzatıp oturur. Hilâtinoros’un insan şeklinde görünmesinin sebebi, isminin Âdem Peygamber’inMushafı’nda yazılı olmasıdır. Bir elinde bakır bir levha, diğerinde de kâğıt vardır. Hilâtinoros gayet heybetli görünür, teşrif ettiği vakit korkmamak gerekir, şayet kendinden korkulduğunu hissedecek olursa etrafı helâk eder. Bu cinin emrinde sayıları doksan dokuz bin ile dokuz yüz bin arasında değişen başka cinler bulunur ve hep beraber yağmur yağdırırlar...”
KEMAL HOCA'YA YAPILAN İSİM AYIBI
HATTAT, tanburî ve bestekâr Kemal Batanay 1893 ile 1981 seneleri arasında yaşadı. Hatta tâlik yazının son büyük isimlerinden Hulûsi Efendi’nin, musikide de Rauf Yektâ Bey’in talebesi idi; çok sayıda eser verdi, beste yaptı ve öğrenci yetiştirdi. Süleyman Çelebi’ye ait olan bildiğimizmeşhurmevlidin tek bestesi de Kemal Hoca’ya aitti ama en önemli eseri, klasik tanbur icrasının son üstadı olan ve 2004’te vefat eden rahmetli Ercümend Batanay idi... Üsküdar Belediyesi kadirşinaslık etmiş ve klasik sanatlarımızın son isimlerinden olan Kemal Batanay’ın ismini Valide-i Atik Camii civarında bir sokağa vermiş...
Buraya kadar şık, zarif, güzel ve hoş... Amameselenin hoş olmayan, hattâ basbayağı ayıp kaçan bir tarafı var: Kemal Bey’in adının verildiği sokaktaki tabelânın üzerine üstadın ismi yanlış yazılmış, “Batanay” adı “Batınay” haline getirilmiş, doğru yazılıp yazılmadığı kontrol edilmediği için de sokağa öylece asılmış! Yapılan hatâ üstelik tabelâyı da aşmış, Kemal Hoca’nın ismini taşıyan sokağın ismi şehir haritalarına da bu yanlış hâli ile, yani “Kemal Batınay” diye geçmiş! Belediye böylesine bir yanlışlık yapmış olmakla kalsa yine iyi! Mahallenin veletleri de rahat durmamış ve Kemal Bey’in isminin yanlış yazıldığı ayıplı tabelânın üzerine isimler karalamış, altındaki duvara da tuhaf şekiller çizmişler... Üsküdar Belediyesi’nin bu yazımı okuduğu takdirde ayıbını temizleyeceğini ümid ediyorum...