Miro'nun resimleri sahte diyorlar! Bizim daha dünya kadar tablo maceramız vardır
TÜRKİYE'nin gündemi yolsuzluk iddiaları, gözaltılar, tutuklamalar, ayakkabı kutusu, para sayma makinesi vesaire ile meşgul olduğu sırada, İstanbul'da önceki gün dünya sanat çevrelerinde tartışmalara sebep olan bir hadise meydana geldi...
PARA LÜBNAN'A GİDECEK
1893 ile 1983 seneleri arasında yaşamış olan ve resim tarihinin en önemli isimlerinden olan Joan Miro'nun eserlerinin yeraldığı bir sergi, tablolardan bazılarının "sahte" olabileceği iddiası ile geçici olarak kapatıldı. Tophâne-i Âmire'de açılması ile kapatılması bir olan serginin âkıbeti, Barselona'daki Miro Vakfı'nın başkanının İstanbul'a gelip eserleri incelemesinden sonra belli olacak...
Tophane'de bu Miro macerası yaşanırken, çok meşhur bir başka ressamın, Pablo Picasso'nun adı da tarihî eserlerle dolu bir şehre yardım maksadıyla gündeme geldi: İsmi açıklanmayan bir kolleksiyoncu, Lübnan'da Roma zamanından kalma tarihî eserlerin bulunduğu Sur şehrine yardım maksadı ile başlatılan uluslararası kampanyaya ressamın "Opera Şapkalı Adam" isimli tablosunu bağışladı. Tablonun piyango ile satılmasına karar verildi, 50 bin kişinin yüzer euro ödeyerek katıldığı çekilişte 5 milyon euro toplandı, çekilişte tablo 25 yaşında bir Amerikalı'ya çıktı ve elde edilen 5 milyon euro ile de şimdi Sur şehrindeki kadınlara, çocuklara ve engellilere iş imkânı sağlanacak.
İşte, aynı günlerde yaşanan iki ayrı sanat hadisesinin özeti ve aralarındaki fark: Biz, resim tarihinin en önemli isimlerinden birinin eserlerinin yeraldığı İstanbul'daki sergide bulunan tabloların sahte olup olmadığını tartışıyoruz, dünya ise bir başka meşhur ressamın eseri sayesinde tarihî bir şehri ayağa kaldırmaya uğraşıyor!
TKP'NİN LİDER KADROSU
Joan Miro ile Pablo Picasso'nun tablolarıyla ilgili haberler, bana 1940'lı senelerin sonunda Picasso ile Türkiye Komünist Partisi'nin lider kadrosunun arasında geçen bir başka tablo hadisesini, partinin bazı mensuplarının Picasso'dan gelirini parti işlerinde harcamak maksadıyla aldıkları bir tabloyu kendi malları imiş gibi satıp parasını ceplerine indirmeleri iddiasını hatırlattı...
EMNİYETÇİDEN DİNLEMİŞTİM
Ben, bu tablo macerasını bundan seneler önce, 50'li yıllarda İstanbul polisinin önemli bir makamında bulunmuş olan emekli bir emniyet mensubundan dinlemiştim...
Picasso ile Türkiye Komünist Partisi arasında yaşanan ve ayrıntıları hâlâ ortaya çıkmamış olan tablo macerasını, bu sayfada okuyabilirsiniz...
"Aman Picasso Yoldaş bize destek ol" deyip tablosunu cebellezi ettiler!
DÜNYA resminin en meşhur ve en önemli isimlerinden olan Pablo Picasso, gençlik yıllarından itibaren komünizme meyilli idi ama ressamı derinden ve en fazla etkileyen hadise, anavatanı İspanya'da yaşanan iç savaş sırasında Alman uçaklarının 1937'nin 26 Nisan'ında faşist karşıtı güçlerin üslendiği Guernica şehrini bombalamaları olmuştu.
Guernica'nın bombalanması dünya tarihinde sivil halka karşı yapılan ilk hava saldırısı idi ve direnişçilerin yanısıra sivil halktan da binlerce kişi can vermişti.
Picasso, bombardımandan sonra vahşeti anlatmak maksadıyla şehir ile aynı ismi taşıyan meşhur tablosunu yapacak, "Guernica" ressamın en önemli eseri kabul edilecek, Picasso ise bombardımanın ardından komünizme daha da yakınlaşacaktı.
REKLAM VE PARA GETİRDİ
İkinci Dünya Savaşı yıllarını Fransa'da geçiren Picasso, 1944 Ekim'inde Fransız Komünist Partisi'ne üye oldu. Parti, Fransız kültür hayatının çok önemli isimlerini bünyesinde zaten barındırıyordu ve Picasso'nun da katılmasının ardından hem bol reklâm imkânına kavuştu, hem de daha fazla gelir sahibi oldu. Zira, şöhretinin zirvesinde olan ve hemen her tablosundan servet kazanan Picasso, partiyi parasıyla da destekliyor, bazı tablolarının gelirini yoldaşlarına bırakıyor, hattâ yeni yaptığı bazı eserlerini bile "Satın ve parasını örgüt işinde kullanın" diyerek partiye veriyordu...
PICASSO'NUN YOL KAZASI
O dönem, Picasso'nun solculuğunun hızlı günleri idi... "Barış toplantıları"nın sembolü olması için meşhur güvercinlerini çizmekte ve afişler hazırlamaktaydı. Ama, 1953'te ideolojik bir yol kazası yaşadı: Sovyet diktatörü Stalin'in ölümünden hemen sonra Fransız Komünist Partisi'nin gazetesi L'Humanité'de yayınlanmak üzere çizdiği Stalin resmi Fransız komünistlerini kızdırdı, tablonun "liderin iç dünyasını yansıtmadığı" iddia edilip "fazla burjuva" bulundu ve parti 1953'ün 18 Mart'ında "resmi onaylamadığını" açıkladı... Picasso kırılmasına kırıldı ama ne komünistlikten vazgeçti, ne de yoldaşlarını terketti!
Picasso'nun bu yol kazasından önceki en hızlı komünist günlerinde, yani 1940'ların sonunda Türkiye Komünist Partisi'nin bazı mensupları ressamı ziyarete gitmiş, Türkiye'de yasadışı olduklarını söylemiş, her türlü faaliyeti sürgünde yapmak zorunda olduklarını anlatmış, Moskova'nın buna rağmen kendilerine doğru dürüst bir para vermediğinden yakınmış ve "Aman yoldaş, bize de yardım et" diyerek ressamdan partiye maddi destek talep etmişlerdi...
Picasso, Türkiye'yi yıllar öncesinden bir fotoğraf sayesinde zaten bilmekte idi: Ressam, imparatorluk dönemi Türkiyesi'nin önde gelen fotoğrafçılarından Pascal Sebah'ın 20. asrın başlarında Osmanlı Devleti'nin sınırları içerisinde bulunan Kuzey Afrika'da çektiği bir yerli kadın grubunun resimlerinden etkilenmiş ve fotoğrafın havasını bazı çizimlerinde kullanmıştı. Dolayısı ile seneler önce ilham aldığı Türkiye'nin komünistlerine yardım etmek istemiş, iyi para edecek tablolarından birini TKP'lilere verip "Bunu götürüp satın ve parasını da parti işlerinizde kullanın" demişti!
KASAYA DEĞİL, CEBE GİRDİ
TKP'nin üst yönetimi kısa bir müddet sonra işte bu tablo yüzünden birbirine girdi: Picasso'nun tablosu ortadan kaybolmuş, daha doğrusu satılmış, üstelik iyi bir meblâğa gitmiş ama para partinin kasasına değil, resmi satan yoldaşın cebine inmişti! Diğer yoldaşlar birbirlerini artık "revizyonist", "dönek" yahut "emperyalist" olmakla değil, "hırsızlıkla" suçlamakta idiler!
SANSARYAN'DAKİ SORGU
TKP'nin sürgündeki yönetiminde çıkan bu tablo kavgası Türkiye'deki komünistlerin, dolayısıyla onları takip etmekle görevli polisin de kulağına gitti ve resmin akıbeti İstanbul'da da soruşturuldu. O zamanın Emniyet Müdürlüğü olan Sirkeci'deki Sansaryan Hanı'nda sık sık misafir edilen TKP'liler tablo konusunda da sıkıştırıldılar ama bir netice çıkmadı. Picasso'nun devrim aşkına bağışladığı tabloyu satan yoldaşın ismi "kol kırılır, yen içinde kalır" misâli, üst düzeydeki diğer yoldaşların arasında sır olarak tutulmuş ve işin aslı öğrenilememişti.
Bugün o eski tüfeklerden birkaçı hâlen hayatta ve tablo meselesinin ayrıntılarını büyük ihtimalle gayet iyi biliyorlar... Konuştukları ve o senelerde olup bitenleri anlattıkları takdirde hem TKP tarihinin sırlarından biri aydınlanmış, hem de yoldaşlardan birinin cebellezi ettiği tablonun Picasso'nun hangi eseri olduğu ortaya çıkmış olacaktır!
Matisse'in meşhur tablosundaki esrarlı hanım, bir Türk prensesidir
SÖZ resimden açılmışken, Picasso ve Miro gibi dünyanın en meşhur ve eserleri en fazla para eden ressamlarından birinin, Henri Matisse'in bizimle alâkalı bir tablosunun öyküsünü de anlatayım...
Çağdaş resmin büyük ustalarından olan Henri Matisse 1869'da doğdu, önce hukuk okudu, sonra resme heves etti. 1954'te öldüğünde dünyanın en meşhur, en önemli ve en pahalı ressamlarından idi ve en bilinen tablolarından biri de "Beyazlı Kadın" ismini taşıyordu.
Matisse'in tablosuna modellik eden genç hanımın bir Osmanlı prensesi, Sultan Abdülaziz'in torunlarından Nermin Sultan olduğunu az kişi bilir...
1923'te İstanbul'da doğan Nermin Sultan 1924 Mart'ında, hanedanla beraber o sırada henüz bir yaşında iken Türkiye'den çıkartıldı. Dört-beş yaşlarına geldiği zaman kemikleri yavaş yavaş erimeye başladı ve hayatı hep hastalıklar, sıkıntılar içerisinde geçti.
Nermin Sultan'ın ailesi sürgünden hemen sonra Güney Fransa'nın Nice şehrine yerleşmişti ve Matisse de Nice'in Cimiez semtinde şimdi "Matisse Müzesi" olan malikânede yaşıyordu. Seneler geçtikçe çocukluktan genç kızlığa adım atan küçük prensesin yüzünün güzelliği ressamın önce dikkatini çekti, sonra hayran bıraktı ve Matisse binbir rica ile Nermin Sultan'ı kendisine modellik etmeye ikna edebildi.
Birkaç versiyonu olan "Beyazlı Kadın", işte böyle doğdu. Nermin Sultan Matisse'e verdiği pozları aynı günlerde fotoğraflarla da belgeleyecek ve sanat tarihçileri tablonun yorumunu bu fotoğraflara dayanarak yapacaklardı.
Tam ismi "Nezahat Nermin Hamide Şefkat" olan sultanın son derece hüzünlü ve acılarla dolu olan hayat hikâyesinin ayrıntılarını burada yazmayacağım... Sadece 75 sene boyunca "siyasî mültecî" olarak yaşadığını, hiçbir yerden geliri olmadığını, son 25 yılını yatağa mahkûm şekilde geçirdiğini, Fransa'dan "fakir aylığı" aldığını ve Üsküdar'da 1923 Mart'ında başlayan çilesinin 1998'in 7 Kasım'ında Bagnols-sur-Ceze şehrindeki bir devlet hastahanesinin "muhtaçlar koğuşunda" noktalandığını yazayım, kâfi!