Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Taksim'deki Gezi Parkı olayları ve kışlanın yeniden inşası tartışmaları sırasında ismi vefatından 52 sene sonra yeniden gündeme gelen Dr. Lütfi Kırdar'ın hüzünlü hayatı...

        İstanbul'un 12 sene boyunca valiliğini ve belediye başkanlığını yapan Dr. Lütfi Kırdar'ın ismi, vefatından 52 sene sonra, Taksim'de yaşanan hadiselerle yeniden gündeme geldi. İşte, çoğumuzun sadece ismini duyduğu ama kim olduğunu pek bilmediği Dr. Lüfti Kırdar'ın başarılarla ama aynı zamanda büyük hüzünlerle dolu hayatı...

        TAKSİM'deki günlerden buyana devam eden olaylar sırasında en fazla telâffuz edilen isimlerin başında, tek parti döneminde İstanbul'un 12 sene boyunca valiliğini ve belediye başkanlığını yapmış olan Dr. Lütfi Kırdar geliyordu ve Kırdar'ın isminin bu kadar sık geçmesinin sebebi, Taksim Kışlası'nın onun talimatı ile yıktırıldığı iddiası idi.

        Bugün, Harbiye'deki kongre merkezine ismi verilen fakat çoğumuzun kim olduğunu pek bilmediği ve adını yalnızca "İstanbul'un valisi ve belediye başkanı" olarak işittiği Dr. Lütfi Kırdar'ın başarılarla ama hüzünlerle dolu olan hayatını anlatmak istedim.

        Bayat Türkmenlerinden gelen ve 17. asırda Dördüncü Murad zamanında Kerkük'e yerleştirilen "Kırdarzâde" ailesine mensup olan Lütfi Kırdar 15 Mart 1889'da Kerkük'te doğdu, İstanbul'da Tıp Fakültesi'ne girdi ve son sınıfta iken gönüllü olarak Balkan Savaşı'na katıldı. Birinci Dünya Savaşı yıllarında Suriye'de Cemal Paşa'nın emrindeki birliklerde görev yaptı, Taberiye Hastahanesi'nin başhekimliğini ve yetim Ermeni çocukları için kurulan okulun müdürlüğünü yaptı. Okulun müdürü Halide Edip ile Dr. Reşit Galib Bey idi.

        Kurtuluş Savaşı'na da askerî doktor ve idareci olarak katıldı, Erzurum Kongresi'nde bulundu, Nazilli, Aydın ve Denizli cephelerinde savaştı, İstiklâl Madalyası ile taltif edildi. Son sınıfta iken ara verdiği tıp öğrenimini tamamlayıp ihtisasını Almanya'da yaptı ve 1935'te Kütahya'dan milletvekili seçildi. Ertesi sene milletvekilliği devam ederken Manisa valiliğine getirildi, 1938 ile 1950 arasında da İstanbul'un valisi ve belediye başkanı oldu. 1954 seçimlerinde Demokrat Parti'den tekrar Manisa milletvekili olan Lütfi Kırdar 1957'de Adnan Menderes tarafından Sağlık Bakanlığı'na getirildi ve 27 Mayıs darbesinde tutuklanarak Yassıada'ya gönderildi. 17 Şubat 1961'de savunmasını yaptığı sırada geçirdiği bir kalp krizi neticesinde hayata veda etti.

        KERKÜK YERİNE KÜTAHYA

        Lütfi Kırdar'ın Kütahya'dan milletvekili olmasının enteresan bir hikâyesi vardı: Atatürk, tâââ İstiklâl Savaşı senelerinden tanıdığı doktora "Kerkük elimizde kalsa idi seni Kerkük'ten milletvekili yapmak isterdim ama olmadı, Meclis'e şimdi ismi yine 'K' ile başlayan bir şehirden, Kütahya'dan gireceksin" demiş ve milletvekili yapmıştı. Atatürk 1936'da karayolu ile Manisa'ya giderken bindiği otomobilin bir çocuğu ezerek ölümüne sebep olması üzerine sinirlenmiş, "Yeni bir memleket kurduk ama idareciler hep eski kafada kalmışlar, bir yol bile yapamıyorlar" diyerek Lütfi Kırdar'ı Manisa valiliğine getirmişti. Atatürk'ün başbakanı Celâl Bayar, şehrin Kırdar sayesinde modernleştiğini görünce valiyi İstanbul'a nakletmiş, Lütfi Kırdar, İsmet İnönü'nün cumhurbaşkanlığı döneminde de 12 sene boyunca bu görevde kalmış, sonra Demokrat Parti'ye geçmişti.

        İstanbul'un harap vaziyetteki birçok semti, Kırdar'ın valiliği sırasında elden geçirilip bambaşka bir görünüm aldı. Taksim, Beşiktaş, eski hali ile Bayezid, Aksaray, Dolmabahçe, Eminönü, Ayasofya, Sultanahmet, Şişli, Harbiye gibi birçok meydan ile Açıkhava Tiyatrosu, Dolmabahçe Stadyumu, Beşiktaş'taki Barbaros Anıtı, Cerrahpaşa ve Haseki Hastahaneleri'nin yeni binaları, Zincirlikuyu Mezarlığı onun vali ve belediye başkanı olduğu yıllarda yapıldı. İETT de yine Lütfi Kırdar'ın valiliği sırasında kuruldu. En başta Saraçhane'den Yenikapı'ya uzanan Atatürk Bulvarı olmak üzere Edirnekapı Bulvarı, Taksim'deki Mete, Maçka'daki Kadırgalar ve Bayıldım Caddeleri'nin yanısıra birçok cadde de Lütfi Kırdar zamanında açıldı.

        YIKIMIN BİLİNMEYEN PROTOKOLÜ

        Çoğu savaş yılları içerisinde tamamlanan bütün bu imar faaliyetleri sadece Lütfi Kırdar'ın kararı ile yapılmamış, Türkiye'ye 1936'da Atatürk tarafından davet edilen ve İstanbul'un imar planını hazırlayan Fransız mimar Henri Prost'un hazırladığı program çerçevesinde hayata geçirilmişti. Meselâ, aradan 70 küsur sene geçtikten sonra şimdi tartışma konusu olan Taksim Kışlası'nın yıkılarak arazisinin park haline getirilmesi talimatını Prost'un planı uyarınca 5 Haziran 1939'da zamanın cumhurbaşkanı İsmet İnönü vermiş, karar o gün İnönü ile Başbakan Refik Saydam'ın, Adalet Bakanı Fethi Okyar'ın, Millî Eğitim Bakanı Hasan Âlî Yücel ile Bayındırlık Bakanı Ali Fuad Cebesoy'un katıldığı toplantıda resmî bir zabıt haline getirilmişti.

        Yassıada'da 17 Şubat 1961 günü savunmasını yaptığı sırada kalp krizi geçirerek vefat eden Dr. Lütfi Kırdar'ın cenazesi iki gün sonra, kendi yaptırmış olduğu Şişli Camii'nden olaylı bir şekilde kalktı.

        Cenazeye kalabalık bir cemaat iştirak etti ancak askerî yönetim zindanda can veren bir siyasetçinin naaşının bu şekilde kaldırılmasına engel olmak için her yolu denedi. İstiklâl Madalyası sahibi olmasına rağmen tabutunun Türk bayrağına sarılmasına izin verilmedi, Lütfi Kırdar'ın büyük oğlu Erdem Kırdar ihtilâlin İstanbul'un askerî valisi Orgeneral Refik Tulga tarafından dua sırasında tevkif edilerek götürüldü ve ertesi gün "hata yapıldığı" söylenerek serbest bırakıldı. Ama cenaze sırasında başka tevkifler de oldu ve "irticacı oldukları" gerekçesi ile yedi kişi tutuklandı.

        KAPICIYI VE BAHÇIVANI TUTUKLADILAR

        Asıl tuhaflık, tutuklanan "irticacıların" kim oldukları idi: Teşvikiye Camii'nin imamı, İstanbul Belediyesi'nin imamı, Lütfi Kırdar'ın Teşvikiye'de ailesi ile beraber yaşadığı evin kapıcısı, sahibi olduğu bir diğer küçük dairenin bulunduğu apartmanın kapıcısı, adadaki evinin bahçıvanı ve cemaatten iki kişi...

        Tutuklanmalarının ardından önce saçları kesilen bu yedi kişi, bir sene boyunca hapiste kaldıktan sonra tahliye edildiler...

        'EKLEKTİK' YANİ KARIŞIK BİR YAPI

        Yandaki kutuda, Dr. Lütfi Kırdar'ın vefatından bir gün önce, Yassıada'dan ailesine gönderdiği mektubun tam metni yeralıyor... Bugün bu sayfada yayınladığım fotoğrafları, mektubu ve diğer bilgileri Dr. Lütfi Kırdar'ın önce Türk hariciyesinde, daha sonra BM'de uzun seneler diplomatlık yapan oğlu Büyükelçi Dr. Üner Kırdar'dan temin ettim, kendisine şükranlarımı sunuyorum.

        Okuyucularımdan günlerden buyana gelen "Taksim Kışlası'nın yapılmasına taraftar mısın, değil misin?" sorusuna da burada cevap vereyim:

        Vereceğim cevap aslında "tekrar" olacak, zira bu konuda ne düşündüğümü geçen günlerde de yazmıştım ama gözden kaçmış olacak ki tekrar tekrar soruluyor...

        Taraftar değilim, zira Taksim Kışlası hem Osmanlı mimarisini ve sanatını aksettiren bir bina değildir, "eklektik" yani karmakarışık bir yapıdır ve şehrin göbeğinde artık böyle bir binaya ihtiyaç yoktur.

        Vakti zamanında kasten veya bilmeyerek ortadan kaldırılmış olan bazı binalar yeniden canlandırılacaksa, bence ilk sırayı Sultanahmet'te yerle bir edilen ve bir kısmı hâlâ otopark olarak kullanılan İbrahim Paşa Sarayı alır...

        'Vicdanen huzurluyum, çünki hep dürüst oldum ve feragatle çalıştım'

        DEMOKRAT Parti iktidarının son Sağlık Bakanı olan Lütfi Kırdar, 27 Mayıs darbesinin ardından Yassıada'ya gönderilmiş ve diğer devrik siyasetçiler ile beraber Yüksek Adalet Divanı'nın karşısına çıkartılmıştı.

        Kırdar, Yassıada'dan hanımına gönderdiği bir mektupta "Yarım asrı aşkın bir dönem bu ülkeye verdiğim hizmetlerin tamamının zâil olduğu (sona erdiği) kanısındayım. Pek tabii, çok üzgünüm. Ancak hangi şartlar altında olursa olsun, asla alınamayacak olan onurumdur ve sana ve evlâtlarıma karşı olan sevgimdir. Üner'e (o sırada İngiltere'de okumakta olan küçük oğlu Üner Kırdar) yaz, doktorasını muhakkak tamamlasın, sakın iç politikaya karışmasın, uluslararası bir kişi olmaya çalışsın" diyordu.

        Dr. Lütfi Kırdar, ailesine gönderdiği son mektubunu vefatından sadece üç gün önce, 1961'in 14 Şubat'ında kaleme almıştı ve bütün hissiyatını yazmasına izin verilen sadece on satır içerisinde ifadeye çalışıyordu:

        "Muhterem eşim, azîz oğlum: İnşallah hep iyisiniz. Ben de iyiyim. Şimdi şu mektubu yazdıktan sonra hazırlanarak vazifeye gideceğim ("Mahkemeye çıkacağım" demek istiyor). 'Vazife' diyorum, çünki yazdığınız gibi kabul etmek lâzım. Bu da hizmetlerimizin bir hesap vermesi... Hayırlısı, Allahtandır. Hakikaten vicdanen çok huzurluyum, çok rahatım, çünki hayatımda daima yalnız dürüst değil, aynı zamanda feragatle çalıştım. Bu sıkıntılarımı kadere atfediyorum. Ne olacaksa olsun. Siz de üzülmeyin. Görüşmek için müracaat ettiniz mi? Sizi bir defa daha olsun görmek istiyorum. Bizim Faik Kırdar'dan hiçbirşey yazmadınız. sıhhati nasıldır? Öperim.

        Dr. Lütfi Kırdar"

        Yazı Boyutu

        Diğer Yazılar