Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        “Nutuk” dendiğinde, hatırımıza Mustafa Kemal Paşa’nın şimdi hemen her yerde bulunabilen bildiğimiz meşhur kitabı gelir. Ama “Nutuk”un yayınlanmış metninden değişik olan asıl elyazısı nüshasının, yani orijinalinin varlığı ve nerede olduğu konusunda hiçbirşey bilmeyiz. İşte, bu “asıl” Nutuk’un öyküsü ve bildiğimiz “Nutuk” ile arasındaki farklar...

        "Gençliğe Hitabe" ile "Andımız"ın okullarda okutulmasına son verilip verilmemesi konusundaki tartışmalar AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik'in "Bunlar âyet mi?" demesi üzerine daha da bir alevlendi.

        "Ey Türk Gençliği!" diye başlayan Gençliğe Hitabe'nin hangi metinde bulunduğunu, daha doğrusu hangi metnin son kısmı olduğunu mutlaka bilirsiniz ama gene de hatırlatayım: Atatürk'ün meşhur "Nutuk"unun son kısmıdır.

        Nutuk'un nerede ne için okunduğunu, daha doğrusu "verildiğini" bilmeyenler için kısaca yazayım: "Reisicumhur Gazi Mustafa Kemal Paşa" tarafından, Halk Fırkası'nın ikinci kurultayında, 1927'nin 15 ile 20 Ekim günleri arasında okunmuş bir metin, daha doğrusu siyâsî bir belgedir.

        'EFENDİLER' DİYE BAŞLADI

        Paşa, söze "Efendiler!..." diye girer, "Geleceğe yönelik tedbirler hakkında görüş alışverişinde bulunmadan önce, millete geçmişe ait olayların ve icraatımızın hesabını vermenin vazifem olduğunu düşünüyorum" der, bu işin vakit alabileceğini söyler, "Olaylarla dolu dokuz yılın tarihine temas edecek olan konuşmam uzun sürecektir. Ama bu zor iş yerine getirilmesi gerekli bir görev olduğuna göre, sözü uzattığım takdirde beni hoş karşılayıp bağışlayacağınızı ümid ederim" dedikten sonra önündeki kalın tomarı okumaya başlar. Okuması, altı gün boyunca aralıklarla tam 36 saat 31 dakika sürer.

        Tomarın son sayfasındaki "Bugün vâsıl olduğumuz netice, asırlardan-beri çekilen millî musibetlerin intibahı ve bu aziz vatanın her köşesini sulayan kanların bedelidir. Bu neticeyi, Türk gençliğine emanet ediyorum"

        cümlelerini de okuduktan sonra "Ey Türk Gençliği!" diye başlayan meşhur hitabeye gelir ve hitabe ile beraber nutuk da tamamlanır.

        Nutuk'un dünya kadar yayını yapıldı. Bazı yayınlar eski harflerden nakledilirken gözden kaçmış okuma hatâları ile doluydu, bir ara metnin özeti bile çıktı. Hattâ "dilini sadeleştirmek" bahanesi ile "damarlarındaki asil kanda mevcuttur" ifadesi "damarlarındaki soycul kanda vardır" gibisinden komikliklerle, metin tecavüze uğrama tehlikesi bile geçirdi.

        Ben, Nutuk'u ideoloji eseri değil, siyasî bir belge olarak görürüm ve metinde herhangi birşey aramam gerektiğinde, 1934'te yapılmış olan üç cildlik baskısını kullanırım.

        Ama, kütüphanemde bundan seneler önce, şimdi hayatta olmayan bir dostumun verdiği bir başka "Nutuk" daha var: Okunması tam 36 saat 31 dakika sürmüş olan orijinal metnin fotokopilerinden meydana gelen bir tomar!

        Fotokopilerin aslının nerede olduğunu bilmiyorum... Belki Çankaya'daki Atatürk Müzesi'nde, belki Genelkurmay'ın Harp Tarihi Dairesi'nde, belki de bir başka yerde... Ama fotokopiler, Nutuk'un asıl metni ile yayınlananı arasında bazı farklar bulunduğunu gösteriyor... Kimi kelimelerin yerinde başka sözcükler var, kimi ifadeler değiştirilmiş; bazı paragraflar kısaltılmış, bazıları tamamen atılmış...

        Ve ilk bakışta anlaşılan, metnin biraz "yumuşatılmış" olduğu...

        Nutuk'un hangi cümle ile başladığını mutlaka bilirsiniz, okullarda defalarca okutup ezberletmişlerdir, üstelik metnin hemen ikinci cümlesi olan "Vaziyet ve manzara-i umumiyye" ifadesi, günümüzün siyasî literatüründe de hâlâ yaşamaktadır.

        Asıl metinde, yani orijinal nüshada ise ilk sayfanın sağ tarafına Mustafa Kemal Paşa'nın bizzat yaptığı enteresan bir ilâve görülüyor: "1335 senesi Mayıs'ının 19. günü Samsun'a çıktım" cümlesinin hemen yanına yazılmış "Ali Rıza Paşa, Ahmed İzzet Paşa'ya 'Cumhuriyet yapacaklar' demiş, aleyhimde bulunmuş. İsmet Paşa'ya İzzet Paşa söylemiş" diye bir başka cümle...

        Ali Rıza Paşa da, İzzet Paşa da, Osmanlı Devleti'nin son sadrazamlarındandı. Anlaşılan, paşalardan biri diğerine "Bunlar, cumhuriyete doğru gidiyorlar... "

        diyor; o da bunu Ankara'nın "iki numarasına", yani İsmet Paşa'ya söylüyor... İsmet Paşa da kendisine anlatılanları Mustafa Kemal'e aktarıyor, Gazi bir hayli sinirlendiğinden olacak "...aleyhimde bulunmuşlar" diyerek nutkun hemen girişine bir not düşüyor.

        KİMSENİN AKLINA GELMEDİ

        Bugün üniversitelerimizde ve onlara bağlı enstitülerde Nutuk hakkında yapılmış dünya kadar tez var. Bunların bir kısmını YÖK'ün internette açtığı ve Türk üniversitelerinde hazırlanmış bütün tezlerin bulunduğu sitede de bulabilirsiniz. Tezlerin birçoğunun öğrencilerin askerlik tarihlerini ileriye atmalarını yahut devlet memurlarının terfilerini hızlandırmalarını sağlamaya yarayan ve ulûfe gibi dağıtılan master ve doktora unvanlarına sahip olabilmek için yapılmış oldukları zaten mâlûm...

        Ama, metnin aslının nerede olduğunu ve yayınlanan Nutuk ile elyazması arasında farklar bulunup bulunmadığı hususunu tezleri yapan öğrenciler de, danışmanları olan hocaları da nedense hiç merak etmemişler....

        ENSTİTÜLER NE İŞE YARAR?

        Artık "Gençliğe Hitabe"nin kaldırılıp kaldırılmaması gerektiği tartışma konusu haline gelmişken 85 seneden buyana yapılmamış bir iş yapılsa, Nutuk'un orijinali yayınlansa ve Paşa'nın kürsüde elyazması metni mi yoksa sonradan yayınlanan "yumuşatılmış" nutku mu okuduğu bir ortaya çıkartılsa nasıl olur?

        Bu sayfada elyazması Nutuk ile yayınlanmış Nutuk arasındaki bazı farkları görüyorsunuz...

        Üniversitelerimizde yanılmıyorsam "Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi" adını taşıyan bazı enstitüler vardır ve bu karşılaştırmayı tamamlamak da onların görevidir...

        Yayınlanmayan Nutuk, bildiğimiz Nutuk'tan daha uzun ve daha serttir

        İŞTE, Nutuk'un orijinaliyle yayınlanan metni arasında varolan birkaç fark... Üslûba dokunmuyor, sadece bazı kelimelerin yeni karşılıklarını hemen yanlarında veriyorum...

        Girişte yeralan ve yukarıda naklettiğim Ali Rıza ve İzzet Paşalar ile ilgili kısım yayınlanmış metinde zaten yeralmıyor. Elyazması metnin ilk sahifelerinden itibaren işgal edilen bölgelerden ve azınlıklardan bahseden cümlelerde de baskı sırasında bazı yumuşatmaların yapılmış olduğu farkediliyor.

        Meselâ, elyazısı orijinal metnin 11. sayfasında "Askerî vaziyeti ikmâl (tamamlamak) için ilâve etmeliyim ki, Yunan ordusu karşısında Balıkesir cenubunda (güneyinde) cephe alan, furka ki kumandanı Kâzım Bey olan (Kâzım Paşa Hazretleri) fırkanın teşkîl ettiği cepheden maâdâ (başka) Yunan ordusunun şarkında, Salihli'de ve cenubunda Nazilli'de doğrudan doğruya millî kuvvetler tarafından başka cepheler teşkil olunmuştu".

        SONRADAN YUMUŞAMIŞ

        Bu cümleyle devamı basılı metinde yok...

        Yine Osmanlıca orijinal metin, sayfa 22'de "Bugüne kadar, Yunan ordusunun Manisa ve Aydın civarlarını da işgal eylediğinden haberdar oldum. Fakat İzmir'de ve Aydın'da bulunduğunu bildiğim kuvvetlerin ne halde olduklarına dair hiçbir taraftan henüz bir mâlûmata desteres olamadım (haber alamadım)" deniyor ve bu cümleler de basılı metinde daha kısa yeralıyor.

        Paşa, yayınlanmış olan Nutuk'ta Yunan "Mavri Mira" örgütünü anlatırken, şöyle diyor:

        "...Bilahare (sonradan) elde edilen malumat ve vesaik ile teeyyüd etti ki (bilgi ve belgelerle güçlü bir şekilde anlaşıldı ki), istanbul Rum Patrikhanesi'nde teşekkül eden Mavri Mira heyeti, vilâyetler dahilinde çeteler teşkil ve idare etmek, mitingler ve propagandalar yaptırmakla meşgul. Yunan Salib-i Ahmer'i (kızılhaçı), resmî muhacirîn (göçmen) komisyonu; Mavri Mira heyetinin teshîl-i mesaisine hadim (işini kolaylaştırmaya hizmet etmekte). Mavri Mira heyeti tarafından idare olunan Rum mekteplerinin izci teşkilâtları, yirmi yaşını mütecaviz (geçmiş) gençler de dahil olmak üzere, heryerde ikmal olunuyor.

        PATRİK'İN MARİFETLERİ

        Ermeni Patriği Zaven Efendi de, Mavri Mira heyetiyle hemfikir olarak çalışıyor. Ermeni hazırlığı da tamamen Rum hazırlığı gibi ilerliyor...".

        Nutuk'un elyazması nüshasında ise, Mavri Mira ile Ermeni Patrikliği'nden daha etraflı şekilde bahsediliyor ve üslûp daha sert:

        "...Bilahare (sonradan) elde edilen malumat ve vesaik ile teeyyüd etti (bilgi ve belgelerle güçlü bir şekilde anlaşıldı) ki, istanbul Rum Patrikhanesi'nde Mavri Mira unvaniyle teşkil eden heyetin vazifesi: Vilâyetler dahilinde çeteler teşkil ve idare etmek, mitingler ve propaganda yapmaktı. Yunan Salib-i Ahmer'i (kızılhaçı), bu heyete merbut (bağlı) bulunuyordu. Vazifesi sureta (görünürde) muhacirlere bakmak gibi insanî bir perde altında tertibat-ı ihtilâliyeyi ihzar eylemekti (ihtilâl tertibini hazırlamaktı). Bu suretle eczay-i tıbbiye (tıbbî ilâç) ve levazım-ı sıhhiye (sağlık için gerekli olan şeyler) namı altında silâh, cephane ve teçhizatı memleketimiz dahiline ithal etmek idi (sokmaktı). Resmî muhacirîn (göçmenler) komisyonu, Mavri Mira heyetine tabi (bağlı) bulunuyordu. istanbul Patrikhanesi ve Yunan Konsoloshanesi, esliha (silâh) ve cephane deposu halini almıştı. Kiliseler mahall-i ibadet (ibadet yeri) olmaktan ziyade, askerî anbarlar gibi kullanılmakta idi.

        RUMLAR'IN HAZIRLIĞI

        Rum mekteplerinin izci teşkilâtları, tamamen Mavri Mira heyeti tarafından idare olunuyordu. istanbul'dan maada (başka) bilhassa Bursa, Bandırma, Kırkkilise, Tekfurdağı ve mülhakatında (çevresinde) ve sair yerlerde, yirmi yaşını mütecaviz (geçmiş) gençler de dahil olmak üzere izci teşkilâtına giriyorlardı. Samsun ve Trabzon, esliha (silâh) vesaire tevzi (dağıtım) mahalleri idi.

        Ermeni Patriği Zaven Efendi de, Mavri Mira heyeti tarafından kazanılmıştı. Hemfikir olarak çalışıyor, Ermeni hazırlığı da tamamen Rum hazırlığı gibi ilerliyor....".

        Yazı Boyutu

        Diğer Yazılar