Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        İVANA Sert, günlerden buyana hayatımızın ayrılmaz parçası hâline geldi.

        Yok, hanımefendinin kocası barda bir başka hanımla görünmüş de, sırt sırta dansediyorlarmış da, İvana hanım evi terketmiş de, kocası tarafından iffetsizlikle suçlanmış da, lâf arkadaşları ile olup bitenlere gelmiş de, zaten adam bilmemne ederken film çektirmeye meraklıymış da, bu arada işin içinde kimyasal meselesi varmış da, vesaire, vesaire...

        Ne kadar asil, nazik, zarif ve kibarlık numunesi söylentiler değil mi? Okudukça içiniz nasıl açılıyor, gerisinin gelmesini nasıl merakla bekliyorsunuz kimbilir!

        GÜZERGÂH DEĞİŞTİ

        Bendeniz, İvana Sert'in mevcudiyetinden bizim Teşvikiye'nin meşhur Atiye Sokağı'nda bundan birkaç ay önce bir butik açması üzerine haberdar oldum. Ama hanımefendinin butiğine gidip alışveriş ettiğimden falan değil, mâlûm butik yüzünden trafiğin canına okunması sebebiyle... Zira, Teşvikiye'den Taksim'e giden ve neredeyse kırk seneden buyana Atiye Sokağı'nın köşesinden kalkan dolmuşların durağı semti şereflendiren İvana Hanım'ın butiğinin tam önünde idi, penceresini falan kapatıyorlardı ve hemen başka yere nakledildiler.

        Hem de nereye? Etrafında artık hemen her gece protesto gösterilerinin yapıldığı Suriye Başkonsolosluğu'nun önüne! Yaşlı başlı yolcular, Taksim dolmuşlarına artık "Katil Esad defol!" yahut "Kanlı katilden hesap sorulacak" sloganlarının refakatinde biniyorlar... Atiye Sokağı'nı ise hiç sormayın; trafiğe tamamen kapatıldı ve açık hava meyhanesine döndü!

        İşte, "sosyete" denen o topluluğa mensup olanların son hali: Bazı hanımefendilerin uğruna güzergâh bile değiştirilir, kocası ile arasında olup bitenler gündem hâlini alır ve bu seviyesiz dedikodular sayfaları ve ekranları işgal edip durur!

        GERÇEK SOSYETEMİZ

        Ama, İstanbul'un gerçek bir sosyetesi vardır ve bu sosyeteyi dergi sayfalarında yahut ekranlarda göremezsiniz. Kendi aralarında, binlerce senenin başkenti İstanbul'a lâyık şekilde yaşarlar.

        Giderek kendi içine kapanmış hakiki sosyete ile hiçbir alâkası bulunmayan ve "sosyete" adını takınan diğer güruh ise Türkiye'ye Tanzimat sonrasının yâdigârıdır. Bazı görgüsüzlükleri edebiyatta bile yer bulmuş, hicivlere kadar konu olmuştur.

        İşte, bu son derece gerçekçi hicivlerden biri: Aşağıda tamamını ama bazı kelimelerini sansürleyerek yayınladığım ve kime ait olduğu bilinmeyen "Sosyete Hayatı" isimli şiirde 1930'ların tango merakından yola çıkılıyor, "modernlik" demek olan "asrîlik" kavramının arkasına sığınan yeni zenginlerin bütün illetleri nefis şekilde anlatılıyor...

        "Hayat sirkeden ucuz, düşünme şampanya iç / Memleket her baloda kazanır bir sürü piç! / Göbekler perçin olmuş, hava geçmez aradan / .....kadın yok, sen haber ver paradan / Çiftler kenetli gibi sarılırlar sımsıkı / Danseder kadın-erkek erkekler sıkıntılı / Pantalonlar ıslanır, bayın gözü süzülür / Bayanda dudak titrer, ağız kayar, büzülür / İkisi de duş ister buna derler asrî dans / Hiçbir külfet istemez ne pey ve ne de avans / Asrîliğin mânâsı edep irfan demektir / Bizimkine gelince düpedüz bok yemektir / İnsaf edelim yâhû, sosyete kiiiim, biz kimiz / Şehvetten şâha kalkmış elde gezer...../ Ağzımıza sıçan yok hükm-i kaderden başka / Kim..... vâlideyi köhne pederden başka / İnsanoğlu tuhaftır her bir sözü kaldırmaz /.....dersin kızar da bir......aldırmaz!"

        ***

        Kuvvetli beddua padişah bile öldürür, Genç Osman öyle öldü

        1621 Nisan'ında ağabeyi Genç Osman tarafından idam ettirilen Şehzade Mehmed, ağabeyine "Allah'tan dilerim ki ömrün berbat olsun! Beni hayatımdan mahrum ettin, inşaallah sen de saltanat süremeyesin" diye beddua etmişti. Genç Osman bu bedduadan bir sene sonra âsiler tarafından feci şekilde öldürüldü.

        ALTI asırlık Osmanlı tarihinin en trajik olaylarından biri, LGenç Osman'ın 1622'nin 20 Mayıs'ında öldürülmesidir.

        14 yaşında iken tahta çıkan İkinci Osman, yani Genç Osman, reform yapmaya çalışırken canından olmuştu. Polonya üzerine sefere çıkarken idamını emrettiği kardeşi Şehzade Mehmed "Osman, Allah'tan dilerim ki ömrün berbat olsun! Beni hayatımdan mahrum ettin, inşaallah sen de saltanat süremeyesin" diye beddua etmişti.

        BABADAN OĞULA KURALI

        Birinci Ahmed'in ölümünden sonra, Osmanlı tahtına devletin ileri gelenlerinin mutabakatıyla, 22 Eylül 1617 günü Birinci Ahmed'in en büyük oğlu olan Şehzade Mustafa geçirildi. Mustafa, Genç Osman'ın ağabeyi idi ve saltanat o zamana kadar babadan oğula geçerken, tahta artık hanedanın hayattaki en yaşlı erkek üyesinin oturtulması kararlaştırılmıştı.

        HÜKÜMDARI KİLİTLEDİLER

        Ancak, Birinci Mustafa'nın akli durumundaki bozukluk yüzünden devlet işleri yürümüyordu. Durumu gören Harem Ağası Mustafa, padişahı tahttan indirmek için bir komplo hazırladı. 26 Şubat 1618 günü askerlere maaş dağıtıldığı sırada hükümdarı dairesine kilitledi ve tahta Birinci Ahmed'in diğer oğlu olan Şehzade Osman çıkartıldı. Böyle bir emrivaki ile tahtından olan Birinci Mustafa, sadece 97 gün padişahlık edebilmişti.

        Genç Osman, büyük dedeleri gibi cihangir olup şöhret kazanma hevesine düştü ve 1621 Nisan'ında Polonya üzerine sefere çıktı ama İstanbul'dan ayrılmadan önce kendisinden dört ay küçük olan kardeşi Şehzade Mehmed'i boğdurttu. İdam için gerekli fetvayı Şeyhülislamı Esad Efendi'den alamamış ve şeyhülislamlıkta gözü olan Rumeli Kazaskeri Kemaleddin Efendi'den sağlamıştı. Şehzade Mehmed, kendisini boğmaya gelen cellâdları görünce, kardeşine "Osman, Allah'tan dilerim ki ömrün berbat olsun! Beni hayatımdan mahrum ettin, inşaallah sen de saltanat süremeyesin" diye beddua etmişti.

        Polonya'da kolay bir zafer kazanacağını zanneden Genç Osman, umduğunu bulamadı ve Leh, yani Polonya askerlerinin işgal ettiği Hotin Kalesi kuşatıldıysa da, fethedilemedi. Genç Osman, başarısızlığın bütün suçunu yeniçerilere yükledi. Yeniçeri Ocağı'na çekidüzen vermek istedi fakat kardeşinin bedduası üzerindeydi ve işleri hep ters gitmeye başladı.

        SİPAHİLER AYAKLANDI

        Yeniçeriler'i disiplin altına sokamayan hükümdar, bu defa hacca gitme bahanesiyle Suriye'den ve Anadolu'dan asker toplamayı düşündü fakat planları öğrenilince zor durumda kaldı. Askerler, padişahtan hacca gitmemesini istediler ama Genç Osman tepkilere aldırış etmedi ve Üsküdar'a geçti. Bunun üzerine yeniçerilerle sipahiler ayaklandılar.

        İsyan kısa sürede büyüdü ve âsiler, padişahın akıl hocalarının kellelerini istediler. Taleplerinin kabul edilmemesi üzerine, Topkapı Sarayı'na girerek her tarafı yağmaladılar. Hiçbir direnişle karşılaşmadan sarayın üçüncü kapısından geçerek avluya doldular ve devrik hükümdar Birinci Mustafa'yı buldular.

        Genç Osman durumun vahametini kavrayınca âsilerin taleplerini kabul etti fakat askerler Birinci Mustafa'yı çoktan padişah ilân etmişlerdi. Çaresi kalmadığını gören Genç Osman, yeniçeri ocağına sığındı ve hapsedildi.

        KEMEND ATIP BOĞDULAR

        Birinci Mustafa'nın tarafdarları, eski hükümdar yaşadığı sürece kendi iktidarlarının sağlam olmayacağının farkındaydılar ve bu yüzden Osman'ın ortadan kaldırılmasına karar verdiler. Yedikule'ye hapsedilmiş olan devrik hükümdara utanç verici işkenceler yapıldı ve Genç Osman kemendle boğuldu.

        Osmanlı tarihinde bir padişah ilk defa teb'ası tarafından öldürülüyordu ve Genç Osman, halkın kanaatine göre tahtını sağlamlaştırmak için canını aldığı kardeşi Şehzade Mehmed'in bedduasına uğramıştı.

        ***

        Hattın Üstadları: Mehmed Tahir Efendi

        MAHMUD Celaleddin Efendi'nin en önde gelen öğrencilerindendir. Meşkini tamamladıktan sonra bazı resmi görevler aldı. Bunlardan sonuncusu, sarayda hat hocalığıydı ve Sultan Abdülmecid'in yazı hocalığını da o yaptı.

        Üsküdar Harem İskelesi Camii'nde ve Galata'daki Arap Camii'nde bazı levhaları vardır. 1845 yılında 47 yaşındayken ölen Tahir Efendi, Eyüp sırtlarında Kırk Merdiven mezarlığına gömüldü. Sülüs ve celi sülüste üstad mertebesinde olan Tahir Efendi'nin, küçük kıt'ada sülüs ve nesih yazısı yok denecek kadar azdır. Mehmed Tahir Efendi'nın bu levhasında "Yâ Hazret-i Hâlid" yazılıdır.

        ***

        Eski İftar Soframız: Etli enginar fidanı

        KUZU etinin sinirleri çıkartılır, kuşbaşı halinde kesilip yıkanır, süzülür ve tuzlanıp biberlenir. İnce kesilmiş soğan tereyağında kavrulur, et ilâvesinden sonra beraberce biraz da kavrulur. Sonra bir kaşık un ve su ilâve edilip 15 dakika kadar kaynatıldıktan sonra etler çıkartılır. Ayıklanmış enginar fidanları tuzlu, limonlu ve unlu bu suya atılarak 25 dakika haşlanır ve haşlandıktan sonra her fidan ikiye bölünür. Yarısı tencerenin altına yerleştirilir, üzerlerine etler konur ve etlerin üzerine de fidanların geri kalan kısmı ilâve edilir. Az sıcak su konduktan sonra biraz daha tuz serpilerek yarım saat kadar yeniden pişirilir.

        Yazı Boyutu

        Diğer Yazılar