Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Ankara'daki bir üfürükçünün bir kadına "cinini çıkartıyorum" diyerek üç müridiyle beraber tecavüz etmesi, "cin" bahsinin bu işlerin hiç eskimeyen bir bahanesi olduğunu yeniden gösterdi. Devlet Arşivi'nde bulunan bir belgede "cin" kavramının yanına bir zamanlar "define" merakının da ilâve edildiği ve böylelikle bakirelere daha kolay tecavüz edildiği yazılı.

        HABERTÜRK'ün önceki günkü manşetinde, senelerden buyana artık pek rastlanmayan bir rezaletten bahsediliyordu: Ankara'daki bir üfürükçü, bir kadına "içerisindeki cini çıkartmak" bahanesiyle tecavüz etmiş, üstüne üstlük 300 lirasını almış ve kadıncağıza üç müridini daha tecavüz ettirmişti. Vücutlarına cin girdiğine inanan hanımlara tecavüz etmek veya beceremeseler bile tecavüze kalkışmak, aslında bazı üfürükçülerin asırlardan buyana aksatmadan uyguladıkları bir metoddur ve bu çeşit haberler gazetelerde geçmişte de sık sık yeralmış; günlük, sıradan hadiseler olarak kabul edilmişlerdir. Sinirleri bozuk, canı sıkkın ve aklı da pek başında olmayan hatunlar, mahallenin üfürükçüsü bilmemne hocaefendiye giderler, hocaefendi endâmı yerinde ama aklı kıt hatunu "Seni cin çarpmış" diyerek başka türlü çarpar, yani üzerinde mâlum işi görür, yakalandığı takdirde de iş gazetelere aksederdi. Böylesine haberlere uzun zamandır pek rastlanmıyordu ve hele "Ben işimi gördüm, buyurun siz de halledin!" diye cin bahanesiyle müridlerini de memnun eden üfürükçü pek duyulmamıştı. Bu son hadise ile, adalet ve hamakat tarihimize çok önemli bir sayfa daha ilâve edilmiş oldu! Osmanlı Arşivleri'nde, bundan beşyüz küsur sene öncesinden kalan bir belge, cin bahsinden medet umarak bakirelere tecavüz merakının çok daha gerilere gittiğini ve bu işin bazen "define" kavramından istifade edilerek yapıldığını gösteriyor. Defineciler, eski yüzyıllarda da devletten izin almak ve kazıları devletin gözetimi altında yapmak zorundaydılar. Define aramak için en gözde mekânlar kuyular, mezarlıklar ve harabelerdi. Devlete haber vermeden define arayanlar yakalandıkları takdirde hapsedilirler ve buldukları birşeyler varsa tamamına elkonurdu. Osmanlı İmparatorluğu'nda en ilginç define macerası, 1572'de, şehzadelerin vali olarak "taht stajı" yaptıkları Manisa sancağında yaşanmıştı. Tahtta İkinci Selim vardı ve "seyyid" olduğunu yani Hazreti Muhammed'in soyundan geldiğini iddia eden Manisa'daki bir sahtekâr, define bulmanın sırrına sadece kendisinin sahip olduğunu söylüyordu. Sahte seyyid, yine kendi iddiasına göre çok sayıda cine hükmediyordu ve definelerin yerlerini yeraltında yaşayan cinlerden öğreniyordu. Ama, cinleri canı her istediği zaman getirtemiyordu ve bu işi yapabilmesi için her defasında genç bakireye ihtiyacı vardı. İşin sırrı işte burada idi ve sahte seyyid bu bahane ile birçok Müslüman aileyi kandırıp bakire kızları ile beraber olmuş ama gösterdiği yerlerde define çıkmaması üzerine hakkında şikâyetler başlamıştı. Kızlarının bekâretini kaybetmelerinin yanısıra define bulma hayalleri de yıkılan aileler, sahte seyyidi mahallî idarecilere şikâyet ettiler. Manisa'da o sırada tarihlere ilerki senelerde "Üçüncü Murad" diye geçecek olan Şehzade Murad valilik etmekteydi ve şehzade işin büyümesi üzerine şikâyetleri İstanbul'daki Divan-ı Hümayun'a yani zamanın bakanlar kuruluna ulaştırdı. Divân-ı Hümâyun'dan Şehzade Murad'ın lâlası yani hocası olan Ferruh Bey'e 1572'nin 3 Ocak'ında gönderilen talimatta sahte seyyid hakkında geniş bir soruşturma açılması ve iddiaların doğru çıkması halinde, Manisa zindanındaki bir kuyuya hapsedilmesi emrediliyordu. Yandaki kutuda, sahte seyyid hakkında verilen emrin bugünün Türkçesi'ne nakledilmiş şekli yeralıyor.

        İKİNCİ Selim, Manisa'da valilik yapan oğlu Şehzade Murad'ın lâlası, yani hocası Ferruh Bey'e, kızlara tecavüz eden cinciyi kuyuya hapsetmesini şu fermanla emretmişti: "Işıltılarla dolu makamıma mektup gönderip Manisa civarında sahte bir seyyidin ortaya çıkıp cinleri kullandığını ve 'cinlerden define haberi alırım' diye hîleler yaparak Müslümanlar'ı aldattığını yazmışsın. Sahte seyyid, cinleri davet etmek için 'bakire kız gerekir' deyip getirilen kızların bekâretini bozarmış. Bu şekilde hîle ve fesat ile tanınmış ve hakkında iddia edilen fesatların bazısı mahkemede görülüp kayda geçirilmiş imiş. Sen de bu kayıtları bize göndermişsin. Şimdi bu sahte seyyidin durumunun kadı marifeti ile teftiş olunmasını emrettim ve buyurdum ki: Bu şerefli emrim sana ulaştığında adı geçen herifi buldurup durumunu gerektiği gibi ve kanunlara uygun olarak gözden geçiresin. Eğer vaziyet gerçekten bildirildiği gibi ise, yani, sahte seyyidin yaptığı kötülükler doğru çıkarsa ve Müslümanlar adamın sahtekârlığına şahitlik ederlerse aman vermeden Manisa zindanındaki kuyuya hapsedesin ve gelişmeleri de bana yazarak bildiresin." 3 Ocak 1572 (Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Mühimme Defteri, no: 18, s. 102, hk. 22).

        Çıkmayan cini aynada çatır çatır yakarlarmış

        RUH ve sinir hastalıklarının ilerki aşamalarında gözüken belirtiler, halk arasında "cin çarpması" diye bilinir. "Cin çıkarmak" ise hem Batı'da, hem de bizde, çok eski asırlardan kalma folklorik bir gelenektir. Cin çıkarma konusunda eski asırlarda kaleme alınmış olan eserler incelendiğinde, bu işin dünyasında eski yüzyıllarda hastaya acı verilerek yapıldığı, başta kırbaç olmak üzere bazı âletlerin kullanıldığı ve öncelikle "kan akıtmaya" gayret edildiği görülür. Cin yahut şeytan çıkarmayı yapan kişi, Batı'da genellikle papaz idi, o devirlerin papazı bir elinde demirden bir haç, öbür elinde de kırbaç yahut çivili sopa benzeri bir âletle hastanın üzerine çullanır, dualar okuyup kutsallığına inandığı sözleri haykırırken zavallıyı kanlar içerisinde bayıltıncaya kadar döver, sonra da "şeytandan kurtulduğunu" söylerdi. Engizisyon zulmünün hüküm sürdüğü devirlerde ise papazın şeytanla yahut cinle uğraşmasına zaten gerek yoktu, zira içine şeytan girdiğine inanılan kişi diri diri ateşe atılır ve kömür hâline gelinceye kadar bir güzel kızartılırdı. Bu iş, bizde çok daha başka şekilde yapılırdı: Bir kişinin "cinlerin saldırısına uğradığının" kesin olarak belirlenebilmesi için, o kişinin öncelikle bazı fiziki bozukluklar gösterip göstermediğinin belirlenmesi gerekirdi ve öncelikle hastanın "gözbebekleri" muayene edilirdi. Cin çarpmış kişinin gözbebeklerinin uyum yapmadığına, yani karanlıkta genişleyip aydınlıkta küçülmediğine inanılır ve gözbebeklerinin sabit olması, cin çarpmasının ilk belirtisi sayılırdı. Cinin insan vücuduna ense kökünden girip beyinciğe yerleştiği düşünüldüğü için, gözbebeği muayenesinin ardından bir ense ve belkemiği muayenesi gelirdi. Getirilen hastanın cinlerin saldırısına uğradığına kesin şekilde hükmeden cinci hoca, artık tedaviye, yani cini çıkartmaya başlayabilirdi. Ama, hocaefendinin bazı özelliklere sahip bulunması gerekirdi ve bu özelliklerin başında, hocaefendinin hastayı "esir eden" cinin veya cinlerin daha üst seviyesindeki cinlere hâkim olup emirlerini dinletebilmesi şartı vardı. O devirde insanlarda olduğu gibi cinler arasında da bir hiyerarşi olduğuna inanılır ve hocanın alt düzeydeki bir cine, ancak çok daha yüksek seviyedeki bir cin vasıtasıyla hükmedebileceği düşünülürdü. Bu işi yapabilecek hocanın "hüddamcı" olması, yani her dereceden cini hizmetkâr olarak kullanabilme gücüne sahip bulunması lâzımdı. Gücü edinmiş olan cinci hoca bazı dualar, tütsüler ve özel bazı şifreler vasıtasıyla hizmetkâr olarak kullandığı üst seviyedeki cinlerle temas kurar ve onlara hastanın vücuduna girip kişiliğini esir almış olan "varoş cinleri"ni kollarından tutup vücuttan kapıdışarı etmelerini emrederdi. Hüddamcı hocanın hizmetindeki cinler emri alır almaz gereğini yaparlar, hocaefendi de bu sırada bazı sembolik faaliyetlerde bulunurdu. Meselâ hastanın başına bir tesbih geçirir veya boynuna yahut parmağına ince bir ip bağlar, sonra ipi sert bir hareketle çekip kopartır ve koptuğu anda cinlerin artık vücudu terkettiklerini söyler ve bir dua edip hastayı gönderirdi. Elyazması cin kitaplarında, cinin vücuttan çıkmakta inad etmesi hâlinde uygulanacak başka bir usulden de sözediliyor: Ayna kullanılmasından... Kitaplar, cinlerin vücudu terketmekte inad etmeleri hâlinde cinci hocanın hastanın yanına oturmasını, sonra hastanın karşısına bir ayna koymasını ve aynada göreceği cinleri çatır çatır yakması gerektiğini söyleyip bunun usullerini de anlatırlar...

        Yazı Boyutu

        Diğer Yazılar