Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Gitmeyeli epey olmuş...

        Kıyısından köşesinden her gün geçsem de üç yıla yakın süredir gecesine akamamıştım.

        Eski mahalleden Zafer Coşkun ve Ünal Öncü'nün önerisiyle buluştuk.

        Eğer, dilimize son dönemde yerleşen "öteki"yi, yani diğer Ankara'yı yaşamak istiyorsanız muhakkak cumartesi akşamları Sakarya Caddesi'ne gidin.

        Her şey saat 19.00 civarında uzaktan kolunuza girip kendisine doğru çeken bir tulum sesiyle başlıyor...

        Sakarya Meydanı'nın tam ortasında tulum çalan sanatçının etrafındakiler yavaştan yerlerinde sekmeye başlıyor.

        Bir süre sonra sokaktan geçenler birbirlerini tanımadan el ele tutuşuyor.

        Halka, sanatçının tulumuna hava basmak için her nefes alışında biraz daha genişliyor.

        Yüzlerce insan, Karadeniz müziği ile kızlı erkekli horon tepiyor.

        40 YIL ÖNCEKİ GİBİ

        1970'li yıllarda halkevleri, Hoy-Tur ve Tur-Hoy'un folklor gösterilerini andırıyor.

        Birkaç arkadaş grubunu bir yana bırakırsak halkaya katılanların hiçbiri, yanında el ele tutuşup horon çektiği kişiyi tanımıyor.

        Ne siyasi görüşünü sorguluyor, ne de etnik kimliğini...

        Bakıyorum kimi Muğla'nın semahı, kimi Bingöl'ün koçerisi, kimi Kars'ın babalı tavuğundaki gibi ayak atıyor.

        Ancak kimse aldırmıyor.

        Genetik bir kod, farklı sekmede de olsa müzikle ayakları eşitliyor.

        El ele, omuz omuza yüzlerce kişiden oluşmuş dev halkada omuzlar inanılması güç uyum içinde aynı ritim içinde aşağı inip kalkıyor.

        Horona katılmayanlar ise çevrede alkışla eşlik ediyor.

        Kimi ise son günlerde barların bahçelerini süsleyen ısıtma şemsiyelerinin altında, tulumdan gelen müziğin eşliğinde ritmik hareketlerle bir eliyle patates kızartmasını ağzına atıp birasını yudumluyor.

        Kimse bir diğerini rahatsız etmemeye özen gösteriyor.

        DİĞER YAŞAM

        Müzik bir saati aşkın devam ediyor.

        Kan ter içinde kalmış horon tepenler, sanki gizli bir gong vurmuş gibi tulum müziği sonlandırdığında yanındakinin elini bırakıyor, saygılı bir gülümsemenin getirdiği selamlaşmayla bir yabancı olup yoluna devam ediyor.

        Yaşadıklarımı yemek masasında Zafer ve Ünal'a anlatıyorum...

        Öğreniyorum ki uzun süredir her hafta sonu benzer tablo yaşanıyor...

        Yemek sonrası Sakarya civarında tur atmaya başlıyoruz.

        Sanırsınız ki herkes birbiriyle arkadaş veya akraba.

        Bir masanın etrafında üç kız kafa kafaya vermiş dertleşiyor.

        Sandalyelerinin arkasına taktıkları çantalarından fırlayan kitapları, üniversite öğrencisi olduklarını işaretliyor.

        Yan masalarında kravatlı dört orta yaş erkeği.

        Onlar da yanlarındaki masaya aldırmadan sohbete dalmış; büyük ihtimalle de biraz sonra başlayacak futbol maçını tartışıyor.

        Biri kilim işleme çantalı iki kız, dalgın bir şekilde gözünü masanın üzerindeki leblebi tabağına dikmiş top sakallı erkeği yalnızlığıyla baş başa bırakmış hararetle bir şeyler konuşuyor.

        Küçücük bir masaya oturmuş, önündeki rakısını yudumlayan orta yaş üstü erkek ise elindeki kitapla etrafa entelektüalizm basıyor.

        Riyakârsız, sevecen, grilikten uzak öteki Ankara bizi kendisine çekiyor.

        Ne güzel ki Sakarya kültürü hâlâ yaşıyor...

        Yazı Boyutu

        Diğer Yazılar