Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        SERİN bir bahar sabahını ısıtmaya, aydınlatmaya başlıyordu güneş. Şehre çöken karanlığı dağıtmaya geliyordu göklerdeki ateş. O gece hiç gözünü kırpmadı Sultan Süleyman... Günün ilk ışıklarıyla beraber, önce doğruca Efendimizi Medine’de, evlerinde ağırlayan; Mihmandar-ı Resulullah Eyüp Sultan. Sonra Yavuz Selim Han, Veli Bayezid ve büyük atası Sultanlar Sultanı Fatih Sultan’ın türbesinde durdu henüz otuzundaki Süleyman. Kapılarına yüz sürüp, önlerine diz çöküp, gözünden yaş döküp himmet niyaz etti, hikmet cesaret diledi, yardım istedi.

        100 bin kişilik, çağının o en ihtişamlı ordusuyla Avrupa’nın kalbine cenge gidecekti. O serin 23 Nisan sabahında binlerce, on binlerce can için sefere çıkıyordu Sultan Süleyman. Kaleler alıp krallar yenecek, doğudan batıya ülkeler fethedecekti. Eski dünyanın koca imparatorları, prensleri, hükümdarları ayak seslerini bekleyerek ecel terleri döküyordu. İki kısacık saatte bitti acımasız savaş. Uçsuz bucaksız Mohaç Ovası cesetten bir göle dönmüştü. Suları kan, rüzgârı son nefeslerini veren askerlerin fısıltılarına karışan bir cehennem çukuruydu Mohaç. O yağmurdan iliklerine kadar ıslandıkları 29 Ağustos sabahı zafer, Sultan Süleyman Han’ındı.

        Gurur zamanı, kibir anıydı o an. Ve fakat yedi büyük günahtan birisidir kibir. Savaş meydanında, cesetlerin arasında dolaşan Sultan, kibirden uzak durmalı, zehrini ruhundan atmalıydı. Gelin bundan sonrasını ekranda müthiş bir Kanuni portresi ortaya koyan Halit Ergenç’in sesinden dinleyelim:

        Toprak, ağaçlar, kuşlar susmayın! Kazandın deyin, mutlak zafer kazandın! Sağ yanımdaki melek, sol yanımdaki şeytan, nereye gittiniz? Yetiş ya Rab! Öğleden ikindiye kazandık. Kâinatın en kısa zamanda kazanılmış, en büyük zaferi olarak kayda alacak vakanüvisler. Bu senin zaferin Ey Süleyman. Ama idrak et! Unutma, tevazu içinde ol. Bütün şeref ve irade senin değildir. Rabbine şükret ve nefsine üstünlük verme. Zinhar kibre düşme. Hakk’a karşı hayalı, halka karşı vefalı ol. Vücudun, fikrin, zikrin O’na ait, sahibisin sanma. Hakk’ın nimetlerini kendinin, kendinden olanları da yegâne sanma. Nefsini öldür, yoksa o seni öldürür. Kibrini yen Süleyman. Her Firavun’un Musa’sı, her şerrin bir nuru vardır. Hatırla; vücuda geldiğin hali ve gideceğin son mertebeyi unutma. İşte o zaman cennetin kapıları açılacak sana. Vicdanın kıblendir Süleyman, onu asla bırakma...”

        Hanlar hanı, hakanlar hakanı işte böyle kavga ediyordu savaş meydanında en büyük düşmanı nefsiyle. Ölmeden mezara koyuyordu kendini. Unutmamak için mutlak kaderini, varacağı o son menzili ve sonsuzluktaki mertebesini unutmamak için...

        ***

        Pirlere niyaz ederiz yalan dünyayı ne'deriz?

        İKİ haftadır yazmaya çalıştığım Muhteşem Yüzyıl’ın yukarıdaki satırları, belli ki böyle bir pazartesi gününü beklemiş huzurunuza gelmek için. Şehit haberleriyle sarsıldığımız, boğazımıza bir türlü gitmeyen bir yumruk gibi oturan geçen çarşamba günü, dizinin yeni bölümü yayınlandı. Muhteşem Yüzyıl’ın bir sahnesinde tarihin, kültürün, inancın ve imanın imbiğinden süzülmüş bir semah, bir ayin karşımdaydı. Eller göğüslere vuruluyor, başlar bağlamanın ritmiyle bir sağa, bir sola savruluyordu. Hacı Bektaş erenleri, Kalender Şah pirleri kırklar ceminde toplanmış, gülbank çekiliyordu. Ağızlarından, Anadolu’nun ruhu dile geliyordu. Dinleyin:

        Kanuni döneminde Anadolu’da çıkan en büyük isyanlardan biridir Kalender Şah isyanı. Bastırma görevi Pargalı’ya verilir. Paşa 3 bin tüfekli Yeniçeri ve 2 bin Kapıkulu Sipahisi ile üzerlerine gönderilir. Sonrasını önümüzdeki bölümlerde izleyeceğiz; anlatıp da kaçırmayalım dizinin tadını. Allah kimseyi o hale düşürmesin; gördünüz mü Kaddafi’ye olanı. Bu türlü bir ölüme, hiç kimse layık olmamalı. Derken, çarşamba gecesi ekranda bir tarafta Muhteşem Yüzyıl dönerken, haber kanallarından evlatlarını bu topraklara şehit veren anaların yürek dağlayan feryatları yükseliyordu. Her Firavun’un bir Musa’sı vardır derler. Bu topraklarda çekilen acıları unutmayalım hanımlar beyler. Yeter, dursun akan kan,bu toprakların evlatlarını birbirlerine kırdırmayalım. Pir Sultan en doğrusunu söylemiş; “Demiri demirle dövdüler, biri sıcak biri soğuktu. İnsanı insanla kırdılar, biri aç biri toktu” demiş. Bunu söylemek hiç kolay değil bu günlerde biliyorum ama yine de inadına hepinize barış dolu, mutlu, umutlu haftalar...

        Allah bir Muhammed Ali, nazar eyle bari bana İzz-ü celalin aşkına, çektirme şol zarı bana Pirlere niyaz ederiz, yalan dünyayı ne’deriz Ölürüz hasret gideriz, göster şol didarı bana Kalender ağlar yerinir, aşk hayaliyle sürünür Cennet-i rıdvan görünür, şol güzelin katli bana

        Yazı Boyutu

        Diğer Yazılar