Çok televizyon seyretmek insanı aptal yapar mı?
ÖYLE elerler, bilirsiniz. İşi televizyon seyretmek olan bir gazeteci olarak, bugün işte bu fikre muhalefet edeceğim. Çok televizyon seyretmenin, insanı daha akıllı, daha zeki yapabileceğini ispat edeceğim. Evet efendim, çok televizyon izlemek insanı aptal falan yapmaz. Tam aksine, kişiye bilgi verir.
Hayata bakışı renklendirir, ufku genişletir, beğeni çıtasını yükseltir; zenginleştirir. Ama elbette uzaktan kumandayı elinize almadan önce neyi, nasıl, ne kadar seyredeceğinizi planlarsanız. Televizyon izlemenin aslında tek kişilik bir sosyal etkinlik olduğunu unutmadan, televizyonla aranızda doğru bir ilişki kurmayı başarırsanız.
Sabahtan akşama, akşamdan sabaha kadar ekran karşısında öyle donmuş halde çakılı kalmazsanız. Örneğin haftanın bir gecesini kaliteli bir filme, bir akşamı hangisiyse işte o en sevdiğiniz diziye, hadi bir gecesini de maça diyelim ama gerisini mutlaka belgesellere, haber programlarına, öğretici yapımlara ayırırsanız. Doğru kullanıldığında, gündemi en yakından takip edebileceğiniz medya mecrasının televizyon olduğunu unutmazsanız.
Baksanıza, bugünlerde gazetelerin magazin ekleri de her gün, birkaç gece önce televizyonlarda izledikleri şeylerin haberini yapıyorlar. Kendi adımıza çok mutluyum çünkü televizyonlardaki o magazin haberleri, çıktığımız günden beri bizim yaptığımız haberleri kaynak olarak kullanıyorlar.
Sözün özü, televizyon çağın en yaygın iletişim aracıdır efendim. Neyi seyredeceğini bilen bilinçli seyirci içinse, 'aptal kutusu' lafı tamamen safsatadır.
İyi seyirler...
Çok televizyon seyretmek insanı şişman yapar mı?
EGER yemeği televizyon seyrederken yiyorsanız, kesinlikle yapar. Çünkü yapılan araştırmalar, özellikle de çocuklar üzerinde yapılan araştırmalar durumu bütün çıplaklığıyla ortaya koydu. Televizyon izlerken gözünüz ve dikkatiniz sürekli ekranda olduğu için, doyduğunuzu daha geç fark ediyorsunuz. Gözünüz ekrana kilitli olduğundan, karnınız doymuş olsa bile yemeye devam ediyorsunuz. O yüzden siz siz olun, yemeği mutlaka televizyondan uzakta bir sofrada yiyin. Ve çocuklarınıza da sakın ekran karşısında yemek yedirmeyin. Gözleri televizyondayken mızmızlanmadan yiyorlar falan demeyin. Obeziteyi, daha minicik yaşlarından hayatlarına sokmayın, evinize davet etmeyin.
Babalık Okan'a şimdiden yaramış
SAÇI kesti, sakalı inceltti. Yüzüne bariz bir aydınlık geldi. Sesinde bir neşe, tavrında bir hoşluk, tatlılık. Bir adamın hayatının dönüm noktasıdır babalık. Hele de 45 yaşında kucaklayacaksanız ilk evladınızı... Bunun mutluluğu, heyecanı değiştirmez mi hiç adamın tavrını?... Okan, ülkenin en medyatik isimlerinden biri. Ama yeni ilişkisini, evliliğini özenle gözlerden uzak yaşıyor. Olgunluk çağı ve babalık heyecanı, dikkat edin sizler de fark edecekseniz, Okan'ı çok daha yumuşak, çok daha kalender bir adam yapıyor. Biz magazincileri ise şimdiden Okan'ın bebeğinin ilk fotoğraflarını kimin yayınlayacağı heyecanı sarıyor. İyi olan kazansın...
Gökhan Kırdar'a methiye
KURTLAR Vadisi Pusu'nun geçen haftaki bölümünde, kulağıma nefis bir parça çalındı yine. Ancak emindim, bunu bir başka yerde de dinlemiştim. Ama Kurtlar'ın müziklerini yapan, Gökhan Kırdar'dı. Dinlediğim en kaliteli Türkçe müziğe imza atan adamdı. Hatırladım. Duyduğum, Dantel adlı ilk bölümden sonra ekrandan kalkan dizinin sarkışıydı. Yoksa Gökhan Kırdar... Hemen araştırdım, Dantel'in müziklerini de Gökhan Kırdar'ın yaptığı bilgisine ulaştım. Rahatladım... Tanışmamış olanlara Gökhan Kırdar albümlerini gönül rahatlığıyla tavsiye ederim. O bu memleketin en kaliteli sesi, nefesidir. Dinleyin, seveceksiniz. Kefilim...