'Unutulmaz' sürprizler bir arada
ABD ile aynı anda Türkiye'de de gösterime giren "Oblivion", nükleer savaş sonrası tanınmayacak hale gelen gezegenimizde geçen bir öyküyü anlatıyor. Tom Cruise'un hafızası silinmiş bir karakteri canlandırdığı film, tanıdık bilimkurgu sürprizlerini harmanlıyor
YÖNETMEN Joseph Kosinski'nin 6 yıl önce grafik bir roman projesi için kaleme aldığı hikâyeden sinemaya uyarlanan "Oblivion", seyirciyi baştan çıkarmaya aday, sakin ama çarpıcı imajlarla açılıyor. Çöle dönmüş bomboş bir dünya, yörüngede parçalanmış bir Ay, okyanustan su çeken devasa makineler ve gökyüzüne kurulu, bulutların arasında şeffaf bir ev... O evde yaşayan, hafızaları sıfırlanmış Jack (Tom Cruise) ile Victoria (Andrea Riseborough), uzaylılara karşı verilen nükleer savaş sonrası dünyayı terk eden insanlığın yeryüzündeki son temsilcileri arasındalar. Aslında onlar da görevlerini tamamlayıp gezegenden ayrılmak üzereler... Ama Jack, kuralcı ve katı Victoria'ya oranla sorgulayıcı bir karakter. Sürekli gördüğü rüyadaki gizemli kadının (Olga Kurylenko) sırrını çözmek, ruhundaki boşluğun nedenini anlamak istiyor. Mağaralarda yaşayan ve insanlığa karşı gerilla savaşı veren uzaylı Svacs' larla ilgili olarak da zihnini kurcalayan bazı sorular var. Derinlerdeki gizli arzusu ise her şeye rağmen evi olarak gördüğü dünyada kalmak, "insan gibi" yaşamak...
Jack, bir gün dünyaya düşen bir mekiği takip ederken merkezden gelen emirleri değil, içgüdülerini dinlemeye karar veriyor; bunu yapması gündelik rutinin dışında gelişen olayları tetikliyor. Sonra sürprizlerle ilerleyen ve Jack'i kritik tercihlerle karşı karşıya bırakan bir olaylar dizisi seyretmeye başlıyoruz...
"Oblivion"un girizgâh bölümünü gereksizce uzattığı, ilk bir saatinde asıl öyküsünü saklayıp "orta sahada çok fazla top çevirdiği" ve Kosinski'nin istediği gerilim tadına ulaşamadığı kesin.
Ama sabredin, ikinci yarıda hızlı bir tempoyla, yapbozun bütün parçalarının yerine oturduğu sürükleyici bir film bekliyor sizi.
Joseph Kosinski 2010 yapımı "Tron Efsanesi - Tron: Legacy"de olduğu gibi yine kulakta çok hoş tınılar bırakan bir elektronik müziği tercih ediyor. Anthony Gonzalez ve M.8.3 imzalı müzikler bu kez sadece 80'leri değil, 60'lı ve 70'li yılların bilimkurgu filmlerini de hatırlattı bana. Görüntüler "Pi'nin Yaşamı"ndaki berrak, canlı renkleriyle trendlerin dışında bir işe imza atan ve haklı bir Oscar kazanan Claudio Miranda'ya emanet edilmiş. Miranda bu kez sıcak renklere değil ama soğuk renklere homojen bir keskinlik getiriyor. "Kıyamet sonrası bilimkurgu"su için yeni olan bir başka tercih de ferah ve dingin resimler... Fakat "Star Wars"un yaratıklarını hatırlatan Svacs'ların filme bir "Mad Max" atmosferi getirerek melankolik atmosferi kesintiye uğrattığını belirtelim.
Kosinski, görsel olarak işini iyi yapan, filmini seyrettirmesini bilen, bilimkurgu türüne hâkim, vizyon sahibi bir yönetmen. Ama benzer övgüleri filmin öyküsü için yapmak mümkün değil. Her şey bittiğinde "Oblivion"un yeni hiçbir şey getirmediğini, son 20 yılın bilimkurgu filmlerinin favori temalarını ve benzer "sürpriz unsurları"nı yan yana getirip şöyle bir harmanladığını görüyoruz. Kuşkusuz kötü bir harman değil ama tatmin edici olmadığı kesin.
Filmin notu:6.5