Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        İbranilerin Mısır’da köle olarak gördükleri zulmü ve Hazreti Musa’nın liderliğinde gerçekleşen göçlerini anlatan “Exodus: Tanrılar ve Krallar” (Exodus: Gods and Kings), bu yıl seyrettiğimiz “Nuh: Büyük Tufan” tarzında görkemli, gösterişli bir dini film

        MÖ 1300 yıllarında Mısır’da köle olarak yaşayan İbrani kabilelerin Hazreti Musa önderliğinde göç etmesi, kutsal kitaplarda geniş olarak yer bulan bir konu. Ne var ki, “Exodus: Tanrılar ve Krallar”ın sadece kutsal kitaplardaki bilgilere sadık kaldığını söylemek mümkün değil. Senaryonun birçok noktasında yazarların hayal gücüne başvurduğunu, yorum yaptığını da görüyoruz. Dolayısıyla, filme dini bir metnin sadakatle görselleştirilmesinden ziyade bir uyarlama olarak bakmak gerekiyor.

        Uyarlamanın özünde ise zulüm ve liderlik üzerine destansı bir öykü var. Birlikte büyüyen Ramses (Joel Edgerton) ve Musa (Christian Bale) iki ayrı lider modelini temsil ediyorlar. Ramses, kendini beğenmiş bir tiran. Merhamet ve adalet duygusuna sahip Musa ise halkının başına askeri - politik liderlik yetenekleriyle geçiyor ama süreç içinde gerçek önderliğin inanmak ve risk almak olduğunu keşfediyor. Ramses, “Ben Tanrı’yım” diyor ve sınırsız iktidarını kullanıyor. Tanrı’nın elçisi olan Musa’nın liderliği ise sürekli sınanıyor. Özellikle göç süreci ve Kızıldeniz’in önünde yaşadıkları, halkıyla ilişkileri açısından bir kırılma noktasına tekabül ediyor.

        Kendisine sabırsız, biraz asabi bir çocuk suretinde görünen Tanrı ile yaptığı konuşmalar, yaşadığı anlaşmazlıklar, yer yer Musa’nın aslında kendi içindeki çelişkilerini de yansıtıyor. Ama filmin dinsel metinlere ve objektif tarihsel verilere uyabilecek çift yönlü bir senaryosu yok. Kızıldeniz’in sularının çekilmesi dahil olmak üzere dini efsanelere sadık kalan ve çağımız seyircileri için onları görselleştirmeyi hedefleyen bir film var karşımızda.

        DİJİTAL TEKNOLOJİYLE BÜYÜK GÖÇ

        Zaten yapımcıların kafasındaki asıl fikir belli ki dijital efekt teknolojisini kutsal kitaplardaki dini öykülerin hizmetine sunmak. Başta Kadeş Savaşı olmak üzere, salgınlar, felaketler ve bütün kalabalık sahnelerin iyi tasarlanıp çekildiğini söyleyebilirim. Göç de herhalde daha önce hiç bu kadar büyük ölçekli resimlerle anlatılmamıştı. Ridley Scott kadrajların düzenlenmesi, dini metinlere yeni bir vizyon getirme konusunda elbette çok iyi. Alberto Iglesias’ın müziklerinin ve hızlı kurgunun katkısıyla sürükleyicilik açısından da sorun yok. Ama dramatik kalite açısından parlak, çarpıcı ve ilginç bir film çektiğini söylemem mümkün değil. Bütün karakterler psikolojileri ve motivasyonlarıyla günümüz insanlarını andırıyorlar. Bizim yüzyılımızdan çıkıp sanki bir dekorun içine girmiş gibiler. Ayrıca yan karakterler de çok zayıf ve silik.

        Öte yandan, Filistin sorununun yaşandığı bir çağda bu filmin büyük bir sempatiyle karşılanmayacağını düşünüyorum. Fakat finale doğru öyle bir bölüm var ki, filmi yapanların dolaylı yoldan da olsa İsrail’in Filistin politikasına eleştiri getirdiğini görüyorsunuz. Zaten asıl amaç dini propagandadan ziyade, dini metinlerden esinlenen fantastik bir aksiyon filmi. Sonuçta, görkemli dini destanlardan hoşlananlar kaçırmasın; sevmeyenler ise uzak dursun.

        Filmin notu:5.5

        ‘BİRE BİR’ İNTİKAM

        GÜNEY Koreli yönetmen Kim Ki Duk, “Bire Bir”de bir intikam hikâyesi anlatıyor. Emirle hareket eden 7 kişi liseli bir kızı öldürüyor. İntikam isteyen bir başka grup, 7 kişinin peşine düşüyor. Film, katillerin yakalanıp tek tek işkenceden geçirilmesi ile intikamcıların özel hayatlarını paralel olarak aktarıyor. İntikamcıların tümü ezilen, hor görülen, yoksul insanlar ama olaylar sırasında farklı kişisel tavırlar geliştiriyorlar. Liderlerinin şiddet ve işkence konusundaki ölçüsüzlüğü bir süre sonra görüş ayrılıklarına yol açıyor.

        Katiller cephesinde ise durum daha karışık. Suçluluk duyanlar ile duymayanların yanı sıra, emre uyduğu için hiç vicdan azabı çekmeyenler de var. Sonuç olarak, Kim Ki Duk her iki cephede de, aynı sınıfsal kökenlere sahip insanların gösterdiği çok farklı bireysel tepkilere dikkatimizi çekiyor. Sanırım amacı merhamet, şiddet, vicdan azabı gibi duyguların kişiden kişiye değiştiğini vurgulamak. Şiddet her zaman şiddet doğurmadığı gibi adalet de her insanı rahatlatmıyor. Çok kanlı ve konuşkan bir film olan “Bire Bir”i sevdiğimi söylemem kolay değil. Seyri zor, rahatsız edici bir film. Ama intikam ve suçluluk duygusu üzerine bir çeşit düşünce egzersizi olarak yer yer ilginç olduğunu da inkâr edemem.

        Filmin notu:5

        Yazı Boyutu

        Diğer Yazılar