'Elhamdülillah'
Evet, her nimetin ayrı bir şükrü vardır. “Elhamdülillah” sözü, Allah Teâlâ’nın bizim için icat ettiği ilahi, semavi bir kelimedir. Ciltlerle kitap yazılmış fakat sadece “Elhamdülillah” sözünün bereket ve tefsiri insanları aciz bırakmıştır. “Elhamdülillah”, şükrün lisanımızdaki duasıdır, yani “Daima hamd edeyim, kulluğumu ve nimetlerini fark edeyim, hiçbir zaman nankörlük ve isyanda bulunmayayım” duamızın bir ifadesidir “Elhamdülillah”.
Hayatımızda kullandığımız her önemli söz ve ifade gibi Allah Teâlâ’nın hediyesi olan bu söz de davranış ve fiil açısından yerinde olmak ister. Sözleri fiillerini tutmayan kişi, her toplum içerisinde yalancı durumuna düşer. Peki ne yapmalı?
ŞÜKRE UYGUN DAVRANMAK
“Elhamdülillah, ne güzel çocuğumuz oldu” sözü güzel bir duadır ve şükrü anlatır. Ancak bu emanetin yani çocuğun yetiştirilme tarzı, boğazından haram lokma geçirilmemesi, maneviyatına, dinine, mukaddesatına uygun yetiştirilmesi, bu şükür ifadesinin davranış ve fiil olarak ispatıdır.
“Elhamdülillah, çok güzel yemekler yedik...” Yemek duası mahiyetindeki bu söz ancak yediklerinizden bulamayanlara başkalarına da ikram ettiğinizde, sadaka ve cömertlik gösterdiğinizde vücut bulmaya başlayacaktır. İlaveten yemekten aldığınız hazzın ve kuvvetin meşru sahaya harcanmasıysa “Elhamdülillah” sözünü tasdik eder mahiyettedir. Bir adam yiyip içip sonra da Allah’ın (CC) haramlarına koşmak için bu gıdayı kuvvet yani kalori olarak alıyorsa, yemekten sonra yüzlerce kere “Elhamdülillah” demesi ile bu yaptıkları ciddi bir tenakuz ve zıtlık oluşturacaktır. Hülasa yalancı durumuna düşecektir.
Konuyu çok uzatmayalım fakat yeterince dikkat çektiğimize de kâni olalım istiyorum. Makam, mevki, müdürlük, idarecilik, eski adıyla “masa”nın şükrü adaletle ve vazifesini ihmal etmeden çalışmaktır. Edindiği makamı başkalarını ezmek için kullananlar alçaklardır, her ne kadar onlar yükseldik zannetseler de...
Güzel ve sıhhatli olmanın şükrü, aynı şekilde bunu yerinde kullanmaktır. Yani gücünü, kuvvetini belki karizmasını, etkileyici oluşunu helale sarf etmek; meşru işlerde ön planda, seçkin sima olarak hizmetle mümkündür. Bu çerçevede olmak üzere bir hanım yahut erkeğin güzel endama sahip olmasının “Elhamdülillah” kelimesiyle yani hamdle tutarlı olabilmesi için iffet lazımdır. Yoksa “Allah (CC) beni ne güzel yaratmış!” demekle hamd gerçekleşmez. Hatta insanı Cenâb-ı Hakk ile alay etmek gibi feci bir seviyeye düşürebilir.
Velhasıl malın şükrü, helale harcamak ve infak etmek; hayat ve sıhhatin şükrü, gene aynı şekilde Allah’a (CC) ibadet ve insanlığa hizmet için meşru sahada çalışmak; hangi sahada olursa olsun ilmin şükrü, öğrendiklerinden istifade etmeleri için insanlara yardımcı olmak ve daha da detaylı örnek vermek icap ederse bir kişinin iş bulmasının şükrü, müessesesine ihanet etmeden çalışmak ve bütün nimetler ve Allah Teâlâ’nın lütfettiği güzelliklerle Allah Teâlâ’ya isyan etmemektir.
DİL VE FİİL İLE ŞÜKRETMEK
Bu bilgilerden sonra insan dille, yani sözle şükretmeyi küçük görmemeli. Kişinin kendi konuşması ve sözleri insanın davranışlarını kodlar ve bu; niyet hareket olarak kendini gösterir. Buradaki mesele hem dil hem fiille bu şükrü eda etmektir. Ama ille de hangisi daha önemlidir diye sorulursa fiili şükür daha kıymetlidir.
Nitekim namaz için Efendimiz (SAS) mealen, “Bütün şükürlerin kendisinde toplandığı ibadettir” buyurmuştur. Bu da gösterir ki fiilen kulluk yapmak, şükre uygun hareket etmek elbette sözden daha kıymetlidir. Fakat unutulmamalıdır ki namaz kılarken de Allah Teâlâ’nın kelamından, yani Kuran’dan ya da Efendimiz’in (SAS) lisanıyla işaret ettiği dualardan dille okuruz. Demek ki namaz hem sözü hem fiili içinde barındıran bir ibadet olmasıyla şükrün söz ve fiille beraber yapılması gerektiğini en güzel şekilde ortaya koymuştur.
KABİR AZABI
Efendimiz (SAS), iki kabrin yanından geçerken “Bunlara azab olunuyor. Hem de büyük görmedikleri günahlardan dolayı. Biri, idrar sıçramasından kaçınmamış, elbisesini idrarıyla kirletmiş. Öteki de çevresine söz taşıyor, insanları birbirine takıyormuş” buyurdular. Daha sonra Efendimiz (SAS) iki hurma dalını bu kabirlerin üzerine diker. “Bunlar yaş olarak devam ettikleri müddetçe azapları hafifler” buyurur. (Ahmet İbn Hanbel-Müsned)
Bu hadis-i şerif kabir azabının var olduğunu, Efendimiz’in (SAS) bizlerin bilmediği fakat Allah Teâlâ’nın kendisine gösterdiği hallerden haberdar olduğunu, yani bize gayb kendisine hazır hadiseleri bize aktardığını açıkça göstermektedir. Ayrıca ölmüş olan bir kimseye dua, zikir yahut Kur’an gönderildiğinde ruhunun bundan haberdar olacağı, hatta bazen azabı varsa hafifleyeceğine, belki cennetteki makam ve derecelerinin yükseleceğine açıkça işaret edilmiştir.