Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Tamam muhalefet partilerini mevcut sorunlara büyük ölçekli çözüm önerileri getirmedikleri için zaman zaman eleştiriyoruz fakat “Türkiye’de etkili muhalefet yok” demek de haksızlık olur.

        Son zamanlarda özellikle ekonomiyle alakalı konularda muhalefetin eleştirileri ve çözüm önerileri iktidara adım attırabiliyor. Bunun epeyce örneğini gördük.

        Son olarak KYK’dan geri ödemeli öğrenci kredisi alan mezunların faizler nedeniyle büyük bir borç altında ezilmesi sorunu gündeme geldi.

        Öğrencilerin sosyal medyadaki tepkilerine CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu destek verdi.

        "Faizli KYK borçlarını ödemeyin! Bir sene içinde iktidara geliyoruz; sözünü verdiğim gibi, sizden sadece ana para talep edilecek, o da iş bulduğunuzda" ifadelerini kullandı.

        İYİ Parti Lideri Meral Akşener de bir gencin KYK borcunu ödemeye çalışırken yaşadıklarını anlattığı videoyu paylaşarak, "Alınan paranın kat kat fazlasıyla borçlanmanın bitmesine de KYK borçlarının, sosyal sorumluluk projeleriyle geri ödenmesine de çok az kaldı" dedi.

        Genç seçmenin oyunu alabilmenin 2023 için ne kadar kritik olduğunun bilincinde olan iktidar hemen harekete geçti.

        Cumhurbaşkanı Erdoğan "Faizin en büyük düşmanı biziz. İlk kabine toplantımızdan sonra KYK borçları ile ilgili açıklama yapacağız. Biz gençlerimizi faize kurban etmeyiz, enflasyona da kurban etmeyiz. Çalışma yapıyoruz” dedi.

        Mesele özellikle AK Parti’nin oy tabanı olarak gördüğü dar gelirliler ve genç seçmen olunca iktidar muhalefetin eleştirilerini ciddiye alarak harekete geçiyor. Kazançlı çıkan da sorunu çözülen vatandaş oluyor.

        Keşke yüksek enflasyon ve değişen para politikasıyla ilgili de muhalefetin çağrılarını dikkate alsalar.

        Sesli Dinle
        0:00 / 0:00
        Yazı Boyutu

        Başörtülü olmasa yine 'Hanım kız' diyecek miydiniz?

        Başörtülü olmasa yine 'Hanım kız' diyecek miydiniz?
        0:00 / 0:00

        Malum, Merve Kavakçı’nın Malezya’ya büyükelçi olarak atanması muhalefetin tepkisini çekmiş, liyakate değil politik kayırmacılığa dayalı bir karar olduğu kanaati oluşmuştu.

        Merve Kavakçı’nın kız kardeşi AK Parti milletvekili Ravza Kavakçı’nın da İBB’den burs alarak ABD’de okuduğu haberleri çıkınca Kavakçı ailesinin iktidardan menfaat sağladığına dair iddialar çoğalmıştı.

        İşte yıllara dayanan Kavakçı ailesi tartışmasının bir devamı olarak CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu dün Merve Kavakçı’nın kızı Fatma Abushanab’ın Erdoğan-Biden görüşmesinde çevirmen olarak görev yapmasını eleştirdi.

        "Erdoğan ne zaman diplomatik görüşmelerde çevirmen olarak yanına o hanım kızımızı aldıysa, ya milyonlarca kaçak sığınmacı ülkemize girdi ya da bedeli milletimize çok yüksek olan sözleşmelere imza attırdılar. Çevirmen hanım kızımızdan, yüzbinlerce Afgan sığınmacının ülkemize gelmesine yol açan o toplantıda Biden ile neler konuşulduğunu seçimlerden sonra devletimize açıklamasını talep edeceğiz" dedi.

        Kavakçı ailesine dönük kayırmacılık iddialarını siyaseten gündeme taşıyabilir bu bağlamda eleştiri yapabilirsiniz fakat Kılıçdaroğlu’nun bu çıkışı hem mantıken problemli hem de üstü örtülü bir ayrımcılık içeriyor.

        Hangi aileden geliyorsa gelsin bir çevirmenin iki liderin baş başa yaptığı görüşmenin içeriğine müdahale etmesi de devlet sırrı sayılan o görüşmenin içeriğini gelecek iktidara açıklaması da mümkün değildir. Sayın Kılıçdaroğlu bunu bilemeyecek kadar devlet tecrübesinden yoksun olabilir mi?

        Kaldı ki Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank’ın da tepki gösterdiği bir ince detay daha var.

        Kılıçdaroğlu Fatma Abushanab için “Hanım kızımız” tabirini kullanarak güya başörtülü bir kadın hakkında muhafazakâr jargonla konuşuyor oysa bu tabir de içten içe bir alaycılık veya küçümseme içeriyor.

        Söz konusu çevirmen başörtülü olmasaydı, Merve Kavakçı’nın kızı olmasaydı Kılıçdaroğlu yine de ‘Hanım kız’ diyecek miydi?

        Ayrıca Fatma Abushanab’ın çevirmenlik yapacak liyakatte olmadığına ilişkin elmizde bir bilgi var mı?

        Son dönemde muhafazakâr kadınlarla bağ kurmaya çalışan Kılıçdaroğlu bu tür çıkışlar yaparak kendisiyle fena halde çelişiyor. Bilmem farkında mı?

        Ha bu arada Erdoğan-Biden görüşmesinde masadan sadece F-16’lar ile kalkılmış olması, onun da daha şimdiden ABD Kongresi’nde yasal engellerle karşılaşması pek tabii eleştirilebilir bir konudur.

        Bizim gibi Rusya'dan S-400 alan Hindistan'a uygulanmayan CAATSA yaptırımlarını kabullenip F35'ten vazgeçmek, yerine eski teknoloji sayılan F-16 ile yetinmek ne kadar doğru?

        Keşke Kılıçdaroğlu asıl önemli noktaya parmak basarken işin içine çevirmeni katarak meseleyi bağlamından koparıp manasız bir argüman ortaya atmasaydı.

        Meğer asıl faydalı olan öğlen güneşlenmekmiş

        Meğer asıl faydalı olan öğlen güneşlenmekmiş
        0:00 / 0:00

        Yıllardır güneş yanıklarından ve cilt kanserinden endişe eden doktorlar yazın öğlen güneşin dik olarak geldiği saatlerde güneşlenmeyin derler.

        Dün Prof. Dr. Osman Müftüoğlu bu konudaki ezberimizi bozan bir yazı yazmıştı.

        Cildimizde D vitamini üretimini tetikleyen gücü sağlayan mor ötesi UVB ışınlarının derimize doğrudan temas etmesi şartmış. Bu ışınların, cilde dağılmadan ulaşabilmesi için açık havada güneşlenmemiz ve o ışınların bedene/cilde dik açıyla gelebileceği öğle saatlerini tercih etmemiz gerekiyormuş.

        "Eğer bikini veya mayonuzla güneşleniyorsanız 20 dakika yeterli. Sadece dizlerinizin altını ve kollarınızı güneşle buluşturuyorsanız 30-40 dakika kadar güneşlenmeniz daha akılcı” diyor Müftüoğlu.

        Benim bugüne kadar bilmediğim bir püf noktası daha ekliyor; “Güneşlendikten sonra şampuanla sabunla duş almayın” diyor.

        Meğer ürettiğimiz o D vitaminin öncü maddesi önce cildimizdeki yağ bezlerinin salgısıyla derimizin yüzeyine çıkıyor ve sonraki 24-48 saatte yavaş yavaş geri emiliyormuş. Eğer bu öncü madde daha henüz geri emilmeden bol sabun ve şampuan kullanarak banyo/duş yaparsak, o öncü maddeyi tamamen kaybediyormuşuz.

        Bronzlaşsak bile vücut D vitaminini yeterince sentezleyemiyormuş.

        Daha da şaşırtıcı olanı, aşırı bronzlaşma da UVB ışınlarının cildin derin kısımlarına ulaşmasını engelleyerek D vitamini üretimini de bloke edebiliyormuş.

        COVID’i ağır geçiren hastalarda D vitamini eksikliği tespit edilmiş, bu nedenle bu yaz bolca güneşlenmeye çalışalım. Öğlen güneş tepedeyken ve yalnızca 20 dakika...

        Yalnız Müftüoğlu’nun yazıda eksik bıraktığı önemli bir nokta var. Koruyucu güneş kremi sürecek miyiz? Yoksa o da D vitamini sentezini engelliyor mu?

        Diğer Yazılar