Bu kaçıncı gaf Sayın Çeviköz!
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun dış politikadan sorumlu başdanışmanı Ünal Çeviköz aslında son derece tecrübeli bir emekli diplomat ama maalesef siyasetçi olarak başarılı değil. Çünkü iyi bir politikacı olmak için konulara hâkim olmanız yetmez, sözlerinizin nereye çekileceğini önden kestirebilmeniz gerekir.
Oysa Çeviköz, dış politikadaki çıkışlarıyla sürekli CHP’yi zor durumda bırakıyor.
Daha önce “ABD Başkanı Biden’dan beklentimiz Türkiye’ye demokrasi vurgusu yapması” veya “Söylentilere göre cihatçı grupların Azerbaycan'a gönderildiği ifade ediliyor” gibi sözleri büyük tartışma yaratan Çeviköz, bu sefer de ulusalcısından muhafazakârına geniş bir kesimin sahip çıktığı ‘Mavi Vatan’ kavramını eleştirmiş.
“Mavi Vatan’ın tarifine baktığınız zaman egemenlik haklarının ötesinde 200 millik alanı kapsayan bir kavram. Bu alanı kendi egemenlik alanınız olarak görürseniz, o zaman saldırgan ve yayılmacı bir algı yaratırsınız” demiş.
Yani ‘Mavi Vatan’ kavramıyla Türkiye’nin saldırgan ve yayılmacı bir politika izlediğini iddia etmiş.
Mavi Vatan doktrini Türkiye’nin hakkı olan deniz yetki alanlarını kullanabilmesi ve komşularıyla Münhasır Ekonomik Bölge anlaşmaları imzalayarak bu alanda çıkarlarını koruyabilmesi düşüncesine dayanıyor. Üstelik bu kavramı literatüre AK Parti değil, Atatürkçü çizgisiyle bilinen emekli tümamiraller Cem Gürdeniz ve Cihat Yaycı kazandırdı.
İşin siyasi boyutuna dönecek olursak, dış politikada özellikle Doğu Akdeniz konusunda Avrupa’nın endişelerini Türkiye’nin menfaatlerinin önünde tutan bir anlayış ile CHP’nin önümüzdeki seçimi kazanması ihtimali yok.
Çünkü muhalif seçmenin de ciddi bir bölümü Türkiye’nin Doğu Akdeniz politikasını destekliyor. Kadir Has Üniversitesi'nin her yıl hazırladığı Türk Dış Politikası Kamuoyu Algıları Araştırması'nın 2021 raporuna göre, Cumhurbaşkanlığı Kabinesi'ni dış politikada başarılı bulan CHP seçmeninin oranı 2020'de yüzde 9.7 iken, 2021'de bu oran yüzde 29.4'e yükselmiş.
Bu oranın İYİ Parti seçmeni için de geçerli olduğunu tahmin etmek zor değil.
Bakın; Avustralya, ABD ve Fransa bile söz konusu kendi çıkarları olduğunda, “Batı İttifakı” falan demeyip gırtlak gırtlağa gelebiliyorlar.
Avustralya, söz verdiği halde Fransa’dan nükleer denizaltı almaktan “Menfaatlerim bunu gerektirdi” diye vazgeçebiliyor. Buna karşılık Fransa geçen yüzyılın ortasından beri müttefiklik yaptığı ABD’den ve Avustralya’dan büyükelçilerini çekebiliyor. Yetinmeyip üstüne bir de İngiltere’nin ABD ile yakınlaşmasını “Kabullenilmiş kölelik” olarak aşağılayabiliyor.
Kısacası; NATO, Batı İttifakı, Avrupa Birliği gibi oluşumları şu an bizzat Batılı ülkeler sorguluyorken, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de kendi payına düşen parsellerde arama yapmasını saldırganlık ve yayılmacılık olarak tarif etmek nasıl bir mantıktır hakikaten anlamak mümkün değil…