Yabancıyı içeriye çağırıyoruz ama dışarıdaki Türk şirketleri ne oluyor?
Yabancı yatırımcının ülkemize çekilebilmesi için TC Başbakanlık Yatırım Destek ve Tanıtım Ajansı (TYDTA) gibi bir kuruluşumuz var ve iyi de işler çıkarıyor. Türkiye'ye gelen önemli orandaki yabancı yatırımcıya içeride her türlü destek sağlanıyor. Hatta önlerine çıkabilecek bürokratik engeller de bu kuruluşumuz kanalıyla hem de Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın direktifleriyle kaldırılıyor. Buraya kadar güzel, hatta bu yaklaşım sayesinde yabancıya içeride güven sağlanıyor. Küresel likidite bolluğunun olduğu dönemlerle birlikte, paranın güvenli liman aradığı şu günlerde de Türkiye doğru olanı en güzel şekilde yaptı, yapıyor.
Şimdi kum saatini tersine çevirelim ve bakalım, Türk şirketleri içeriden dışarıya aynı rahatlıkla, devlet desteğiyle global pazarlara açılabiliyorlar mı? Açılabilmeleri için Başbakanlık TYDTA'ya benzer bir organizasyonumuz var mı? Bazı adresler gösterilebilir, ama bu durum yasak savma kıvamından öteye geçemez. Çünkü küresel oyuncuların içeride önü açılırken, yerli müteşebbislerin haklarının ne derece korunduğu ve yurtdışında devlet desteği gördüğü önemlidir. Şu an böyle bir kurumun ve bakış açısının önemli oranda eksikliği çekildiği kanaatindeyim.
Geçen hafta, "Yenilenebilir Enerji Kaynaklarından Elektrik Enerjisi Üreten Tesislerde Kullanılan Aksamın Yurtiçinde İmalatı Hakkında Yönetmelik"i inceleyip yazdım. Teşviklerden faydalanabilmek için en az yüzde 55 yerlilik oranı akıl kârı bir şey olmadığından, yabancılar rüzgâr santrallarını sattılar, bizimkiler kurup işletiyor, ancak bir tane dahi rüzgâr santral üretim tesisi kurulmuş değil. Bu işte bir yanlışlık yok mu?
Sağlık, Bilim ve Teknoloji, Ulaştırma bakanlıkları cephesinde de durum farklı değil. Avrupa'nın cep telefonuyla en çok konuşan ülkesi olmakla övünüyoruz. Bu yılın ikinci çeyreğinde abone başı aylık ortalama 353 dakikayla en fazla konuşturan Vodafone olmuş, en fazla yatırımı 166.5 milyon lirayla Turkcell yapmış, Avea ise ortalama 21.30 lirayla abone başına en fazla geliri elde etmiş. İyi güzel de bu alanda öne çıkan bir sanayiden, kuruluştan, tesisten, üretimden bahseden var mı? Cep telefonlarını ve altyapı ekipmanlarını çeşitli ülkeler geliştiriyor, üretiyor, biz ise tüketiyoruz. GSM pazarımız, Avrupa'nın en büyüğü haline geldiyse, bunun içeride sanayi üretimine, istihdama, ihracata yansıyan yönlerinin olması gerekmez mi?
Öte yandan lisans izniyle faaliyet gösteren ve Türkiye'nin dışarıdaki iyi oyuncusu olan Turkcell, iki yabancı ortağın elinde 2 yıldır çözüm arıyor. Başbakan Erdoğan ve Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım'ın kanunların verdiği yetkiyle olaya el koyması gerekmez mi? Yurtdışında önemli işlere imza atan bazı şirketlerimiz elimizden uçup giderken, bu satışların arka cephesiyle ilgilenen bir kurumun olması gerekmez mi?
Açık havada reklam oyunu
Açık hava alanlarında yer alan çok sayıda reklam panosu var. İlgili şirketler buraları sahiplerinden kiralayıp sonra reklam pazarlamasına başlıyorlar. Bu reklam mecraları içinde İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne metrekare başına bir vergi ödüyorlar. Ama nasıl?
Bu reklam alanları, yer bildirimiyle birlikte mecra büyüklüğü beyan usulüne göre yapılıyor ve bu beyana göre de vergi tahsilatı gerçekleşiyor. Ancak gerçek büyüklüğünde (metrekare) gösterilmiyor. Elimde Anadolu yakasında, büyük bir petrol şirketimizin reklamlarının yer aldığı bir açık hava reklam alanının fotoğrafı ve ölçülmüş gerçek değerleri var. Alan yaklaşık 200 metrekare, ama beyanda 90 metrekare olarak gösterilmiş. Reklam mecralarının metrekare başına vergi bedeli 50 TL olduğuna göre İstanbul geneli için bir hesap yapabilirsiniz.
Reklam alanlarının bildirimleri, vergi oyunu sebebiyle gerçek zamanlı yapılmıyor. Reklamcılar mülk sahibiyle sözleşme yapıyor, ama geç beyanda bulunuyor. Belediye yetkilileri neden bu reklam mecralarını kiralayanlardan sözleşme istemiyor. Mesela Reklam Medya tarafından 08.03.201 2 tarihinde beyan verilmiş, ama bu alan için yer sahibiyle yapılan sözleşme tarihi Temmuz 2011.