Elektrikte kayıp-kaçağı kim ödemeli?
Kayıp-kaçağı kim yönetiyorsa o öder. Hakkaniyet budur. Kayıp-kaçak Güneydoğu Bölgesi'nde meydana geliyorsa, bunu başka bölgelere yaymanın adil bir yaklaşım olduğu iddia edilemez. Elektrikte kayıp-kaçak ile ilgili Türkiye'de üzerinde tartışılmış iki tarife modeli var. Maliyetli Esaslı Tarife ve Ulusal Tarife. Türkiye'nin tercihi, elektriği çalarak kullananları teşvik eden ve 2015'e kadar yürürlükte olacak Ulusal Tarife modeli.
Konu bir tüketicinin şikayetiyle yeni bir boyut kazandığı için önemli. Sakarya'da Tüketici Hakem Heyeti, elektrik faturalarında abonelere yansıtılan kayıp-kaçak bedeline itirazla ilgili örnek bir karar vermiş. Hem abonenin itirazını haklı bulmuş hem de kayıp-kaçak bedelinin tüketiciden alınmasıyla ilgili bir düzenleme olmadığına hükmetmiş. Peki şimdi ne olacak?
Halbuki, Ulusal Tarife yerine Maliyet Esaslı Tarife'de, her bölgede kayıp-kaçak oranına göre farklı tarife uygulanması gerekiyor. Kayıp-kaçak fazla olan yerde, tarife de yüksek oluyor. Ancak bu tarife uygulandığı zaman halk isyan ediyor. Çünkü dürüst insanlar bir nevi cezalandırılmış oluyor.
Devlet de Maliyet Esaslı Tarife modelinde Hazine'den para desteği sağlayarak fiyatı yumuşatmayı tercih ediyor, ama belli zaman sınırı koyarak. Diyelim ki Güneydoğu'da kayıp-kaçak ile elektriğin bir kilovatsaati 30 kuruşa çıkıyor. Batı'da ise 1 7 kuruş. Devlet bu durumda "Makul Elektrik Maliyeti" diye bir rakam belirliyor. Mesela bu rakam 18 kuruş olabilir. Aradaki 12 kuruşu devlet kayıp-kaçağın çok olduğu yerdeki dağıtım şirketine veriyor. Yani Batı'daki tüketiciyi de cezalandırmamış oluyor.
Ve özel dağıtım şirketine deniyor ki, her yıl belli oranlarda vereceğim desteği azaltacağım, 15 yıl sonra sıfırlanacak. Dağıtım şirketinin kayıp-kaçağı azaltamaması halinde batacağı ortada olduğu için çalışması gerekiyor. Ama çözüm bu modelde olmasına rağmen devletimiz kullanmıyor.
Şu an uygulanan Ulusal Tarife'ye göre ise Doğu'da 30 kuruş, Batı'da 17 kuruş olan maliyet bedellerinin ortalaması alınıyor ve "Ulusal Tarife budur" denerek her taraf için aynı fiyat uygulanıyor. Doğu'ya deniyor ki, istediğin kadar elektrik çal, Batı nasıl olsa karşılıyor. Hazine'den de para çıkmıyor. Bu, üretimde eşitliği iddia eden sosyalist bir düşünce bile değil, tüketimde eşitliği savunan komünist bir düşünce.
Sosyal(ist) yönü ağır basan bir tarife modeli olan Ulusal Tarife'nin kayıp-kaçağı azaltma yönünde hiçbir faydası, katkısı, etkisi de olmuyor. Başta sorduğum sorunun cevabı elbette, "çalan ödemeli" ama....
Zenginlerin ülkesinde ucuz uçuşlar revaçta
Bırakın yolcu uçaklarını, özel iş jetlerine ev sahipliği yapan Avrupa'nın tek fuarını düzenleyen İsviçre'de bayrağı "Düşük Maliyetli Havayolları"nın teslim aldığını söylesem ne düşünürsünüz?
12. Avrupa İş Jeti Fuarı (EBACE) için İsviçre'ye gittiğimde, fuarın yapıldığı Cenevre Havalimanı'nda sıklıkla havalanan EasyJet uçakları dikkatimi çekti. Türk Hava Yolları'nın (THY) genç Cenevre Müdürü Serdar Uygur'dan havalimanının trafiği hakkında mini bir brifing aldım. Sonuç ilginçti.
THY, halihazırda Cenevre'ye günde 2, haftada 14 sefer yapıyor. 29 Mayıs itibarıyla da haftanın 4 günü üçüncü seferleri devreye sokarak haftada 18 uçuş yapacak. Tahminimce bu seferler, gelişmelere göre 7 güne çıkarılıp kalıcı hale getirilecek. Çünkü, Cenevre'yi Orta ve Uzakdoğu'ya bağlayacak uçuş ağına ve uygun uçuş saatlerine THY sahip.
2011 yılında THY, Cenevre'den İstanbul'a 154 bin yolcu taşımış. Bu yolcunun da takriben % 50'si İstanbul, % 25'i Türkiye içi transit ve % 25'i ise başta Ortadoğu olmak üzere dış transit. Bu sene hedeflenen rakam ise 180 bin yolcu. Peki Cenevre Havalimanı'ndan ne kadar yolcu geçmiş? 2011 de toplam 12 milyon 700 bin kişi bu limandan uçmuş. En çok yolcuyu taşıyanlara gelince; ilk 5 havayolu sıralaması oldukça ilginç. Birinci açık ara EasyJet % 38, ülkenin Alman Lufthansa kanatları altında uçan milli havayolu Swiss % 15.3, Lufthansa % 6.1, Air France % 5.2 ve British % 4.9.
Bu rakamlar eşliğinde zenginlerin ülkesindeki EasyJet'i ve diğer detayları değerlendirmeyi size bırakıyorum.