Türkiye istatistik oyunlarından ne zaman kurtulacak?
Sanayi üretim endeksi fazlasıyla tatmin edici I bir detaylar ortaya koymuş olmalı ki, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün, bu yılın mart ayı değerlerinin, 2005 yılında başlatılan serinin en yüksek mart ayı değerleri olduğuna vurgu yapmış. Böyle bir dikkat çekmeye, vurgu yapmaya, neden bakanlar ihtiyaç duyar anlamış değilim. Ülkemizin büyüme rakamları ortadayken bu detayların altını çizmeye çalışmak abesle iştigalden öte bir anlam taşımıyor. Türkiye İhracatçılar Meclisi'nin (TİM) bir dönem sıklıkla yaptığı ihracatta "rekor" veya "en" gibi yanlışlara bakanlar neden düşürülür? Bu istatistiklerin gelecek yıl bir yaş daha büyümüş olmamız gibi bir şeyden ne farkı var?
Evet, mart ayında sanayi üretim endeksi beklentilere paralel olarak yüzde 2.4 oranında gerçekleşmiş. Demek ki durum normal, üzülecek veya aşır sevinecek bir durum yok. Ama işleri minimalize ederseniz, günü kurtarmaya çalışırsanız durum böyle. Sanayide büyük resme bakmaya çalıştığımızda sevinecek durumda değiliz. Dünyanın ilk 500 markası arasına sokabileceğiniz bir isminiz yoksa gerisi züğürt tesellisi...
Bir önceki yıla göre şöyle olmuş, aynı aylarda böyle gerçekleşmiş, toplamda şu değerlere ulaşıyormuş, ilk çeyrek rakamları tatmin ediciymiş... Türkiye'nin bu istatistik oyunlarından acilen kurtulması gerekir. Dünyanın 16. büyük ekonomisinin en azından ekonomik parametrelerinin bu büyüklüğe yaklaşması gerekir. O zaman kadar da oturduğu koltuğu şenlendirmeye çalışanlara, enlerle, genlerle, rekorlarla uğraşanlarla fazla kulak vermeye gerek yok. Ben Başbakan Erdoğan'ın yerinde olsam, bu tarz beyanlarla arz-ı endam yapanları, başarı hanesini kabartmaya çalışanları uyarırım. Başbakan Erdoğan liderliğinde Türkiye ne kadar mesafe kat ediyorsa, sektörler, bakanların ilgili ve bağlı kuruluşları da ona göre yol alıyor.
Sağlık Bakanlığı gibi toplumun kılcal damarlarına kadar ulaşan hizmet yapanlar öne çıkabilir. Ama Sağlık Bakanlığı da işin ilaç sanayii boyutunda, ambulans ihalesi gibi detaylarda tam anlamıyla girdaba girmiş durumda. Bırakın rakamlarla izahı beceriksizlik, haksızlık gırla gidiyor...
Ulaştırma Bakanlığı'nı da maalesef negatif unsurlarla anıyoruz. Atatürk Havalimanı değil sadece problem olan. Önemli bir vizyon, tıkanıklık problemiyle karşı karşıyayız. Yurtdışındayken öğrendim, Antalya Havalimanı'nı İçtaş ile birlikte işleten Alman Fraport, dünyadaki tüm terminaller arasında en fazla geliri Türkiye'den sağlıyormuş. Burada "en" önemli. Üstelik herhangi bir pazarlama yöntemlerine bile ihtiyaç duymadan. İsterseniz 300 uçaklık filoyla uçun, dilersiniz tek iş jetiyle gelin fiyatlar aynı. Ne özendirme, ne teşvik, ne çok kullanan havayoluna bir ayrıcalık. İşletme modelimiz, Deli Dumrul misali... Vizyon bu...
Dünyanın en hızlısıyız ama...
Türkiye, küresel kriz sonrası dönemde üst üste 2 yıl dünyanın en hızlı büyüyen ekonomilerinden biri oldu, doğru. Fakat halen daha gözümüze kestirdiğimiz ülkelerin seviyesine erişebilmek için ciddi açıklarımız ve kat etmemiz gereken mesafemiz var. Bunun için ekonomisi bozulan bölgelere ve ülkelere göre anlık yürürlüğe girebilecek modeller ortaya konulması lazım. İçeride uzun vadeli programlar gerekli, ama mesela en fazla ihracat yaptığımız Euro Bölgesi için farklı taktikler geliştirmeliyiz. Avrupa Birliği'nde ekonomik çalkantılarda, daralmalarda sürekli ihracatımızın azalacağından dem vurmak yerine, daha atik davranacağımız stratejiler geliştirmemiz gerekir.
Sadece ihracat yaptığımız ülke ve bölgeleri çeşitlendirmek yetmiyor, devletin desteğiyle buralarda büyüme modellerini ortaya koyacak politikalar da gerekiyor. Bunun için finansman modelleri geliştirebiliriz. Bu şekilde gayret gösterip başarılı olmuş özel şirketlerin hikâyelerine kulak verip, daha iyi neticelerin alınması da sağlanabilir. İstikbal Grubu'nun yaşadığı çok güzel bir örnek var mesela.
Bakan Ergün'e katılıyorum. Türkiye, artık basit manevralarla ekonomik operasyonlar yapılabilecek bir ülke değil, ama halen daha dikkatimizi rakamlara, istatistiklere, enlere, rekorlara veriyoruz...