Ulaştırma Bakanı'na bir teklif
Ulaşımda ciddi projeler hayata geçti, geçiyor. Türkiye’nin tüm ulaşım modlarındaki kapasite ve imkânları gelişiyor. Hatta ciddi değişime uğruyor. Ancak bazı ihalesi yapılan projelerde ‘Keşke şunlar da olsaydı’ dediğimiz noktalar söz konusu. Çünkü birkaç yıl sonra ‘eyvah’ diyeceğimizi, neden bu detayların’da düşünülmediğini tekrar tartışacağımızı düşünüyorum.
Ulaştırma Bakanlığı, yerinde bir kararla İstanbul’a inşa edilecek üçüncü Boğaz köprüsünde trenlerin geçişi için raylı sistemi ekleyecekmiş. Böylece Boğaz’da bir de iki katlı köprümüz olacak. İlk ikisinin projelendirme ve inşaatında bu detaylar düşünülmediğinde raylı sistemi kullanmamız söz konusu değil. Boğaz’a inşa edilecek üçüncü köprünün, bu kapasitede inşa edilecek olması bu açıdan Türkiye ölçeğinde değil, daha geniş yelpazede önem arz ediyor. Kıtaları birbirine bağlayacak, hatta Marmaray ile birlikte Türkiye’yi gerçek anlamda köprü konumuna taşıyacaktır.
Henüz yolunda başında sayılırız. Çünkü Türkiye, demiryolu açısından iki başı olmayan, uluslararası bağlantı veremeyen bir köprü durumunda. Yani işlevsiz. Doğu tarafındaki demiryolu bağlantı çalışmaları da komşu ülkelere irtibata geçtiğinde, Çin’den Avrupa’ya olan yük taşımacılığında dengeler değişecektir. Üçüncü köprüde raylı sistemin projeye getirdiği ek yükün 250–300 milyon dolar düzeyinde olacağı belirtiliyor. Bence kesinlikle değer. Güzel bir karar.
İşte tam da bu noktada Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’a şu teklifi yapmak istiyorum. İstanbul-İzmir Otoyolu YİD modeliyle ihale edildi. Ama bu projede demiryolu yani raylı sistem yok. Zaman kaybedilmeden eklenme şansı olabilir mi? Bu aşmada, ‘Neden dahil etmediniz?’ diye sormanın bir anlamı yok. Projenin maliyetlerini artıracağı, hatta ihaleyi kazananların da raylı sistem için finans bulmakta zorluk çekecekleri gibi kaygılarla eklenmediğini biliyorum. Ancak bu güzergâhta hızlı trenin çalışması büyük bir güzellik olacaktır. Ciddi fayda sağlayacaktır.
Mesela, Marmaray için de ‘Neden lastik tekerlekli araçlar düşünülmedi’ yönünde eleştiriler yapılmıştı. Ama Marmaray’ın güneyinde yer alacak ‘Lastik Tekerlekli Araçlar İçin Tüp Tünel’in ihalesini 1 milyar 75 milyon USD bedel ve Yap-İşlet-Devret (YİD) modeli ile yapıldı. Kötü mü oldu?
Özetle, İstanbul-İzmir Otoyolu Projesi’nin raylı sistem ayağı eksik. Fakat eklenmesi için zaman çok da geçmiş sayılmaz.
Tarihi mektubun hikâyesi
Bediüzzaman Said-i Nursi’nin Atatürk’e yazdığı ilk ve tek mektubun 88 yıl sonra ortaya çıkmasının bu denli ses çıkaracağını, tartışmaya vesile olacağını tahmin ediyordum. Uzun bir süredir peşinde olduğum mektuba ulaştım ve bir gazeteci heyecanıyla yayınladım. Bu vesileyle Cumhurbaşkanlığı Arşivi’ndeki bu mektuba ulaşmama katkı sağlayanlara teşekkür ediyorum.;
Haberle ilgili yorumları tarihçiler enine boyuna yapacaktır. Mektubun yazıldığı dönemdeki atmosferin ışığında konunun ele alınması gerekir. Aksi takdirde önyargılarla yapılan değerlendirmelerle hiçbir konu aydınlığa kavuşmaz. Bu tarz belgelerin de bu tarz münazaralara katkısı olmaz.
Mektubun yayınlanmasında katkısı olan, aynı zamanda üniversite eğitimimde de emeği bulunan hocama, çeşitli aşamalarında katkısı olan ortak dostumuz ve medya dünyasına yabancı olmayan arkadaşıma da müteşekkirim.
Birkaç günlük uğraşılarımda mektubun Osmanlıca aslından latin alfabesine ve günümüz Türkçesine çevrilmesinde değerli katkıları için Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nden Yard. Doç. Dr. Sait Uylaş’ı özellikle burada anmayı ve şükranlarımı iletmeyi borç biliyorum.
'Bir Tanrısever Filmi' bu kadar olur'
İşadamı Mehmet Tanrısever’in yönettiği Said-i Nursi‘nin hayatını ele alan “Hür Adam” filmini izledim, ancak beğenmedim. Kurgusu iyi değil ve filmin içine her şey konulmaya çalışıldığından süresi çok uzun ve iyi bir hikâyesi olmadığından sürükleyici değil. Said-i Nursi’yi tanımayanların, izleyip anlayacağı bir film olmamış.
Said Nursi’nin Atatürk‘le görüşmesiyle gündeme gelen film için profesyonel bir sinema filmi demek de mümkün değil. Hatta estetik kaygıları olan Fethullah Gülen’in de bu filmi beğendiğini sanmıyorum.
Mehmet Tanrısever, parasının gücüyle yapımcı ve yönetmen olarak imza attığı filmin sonlarına doğru da, 2010 model kıyafetleriyle küçük bir rolle oyuncu olarak karşımıza çıkıyor. Tam bir komedi. Said-i Nursi, sürgüne gönderildiği yerleri 1950 yıllarda ziyaret ederken, halk yoğun iltifat gösteriyor, elini öpmeye çalışıyor. Halkın arasındaki Tanrısever ise başka havada. Gerçekten bir Mehmet Tanrısever film olmuş. Paranın gücüyle yapımcılık olur, ama parayla yönetmenliğin nasıl olduğunu merak edenler ise bu filmi izleyebilir.
Her Yerden 444
Ben 444 krizi diye kaydetmiştim. Ancak ‘Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’ 24 Aralık’ta aldığı bir kararla 444 ile başlayan, yedi rakamlı özel servis numaralarının Türkiye’nin her yerinden, cep telefonları da dahil, şehir içi arama yapar gibi aranması ile ilgili karar almış. Karışıklık alan koduyla aramalardan kaynaklanıyormuş. Ararken yedi rakamı tuşlayın, kriz çıkmasın. Bilginize...