Demek ki fırça işe yarıyormuş!
Ülkemizin yapısı böyle, henüz her şey yerine oturmuş değil ve gelişmekte olan ülke konumundayız. Ayrıca gelişmiş ülkelerde dahi iş dünyası, hükümetlerin kararlarından menfi ya da müspet etkilenir. Bu durumda iş başındaki iktidarın ve başkanının sözleri bir yerden itibaren işadamları için emir olarak ele alınabilir. Bunun çok da yadırganacak, eleştirilecek bir yanı yok. Yeter ki netice memleketin faydasına olsun. Bu kapsamda, Başbakan Erdoğan’ın fırçasının işe yaradığını, hatta fırçası sonrası yazdığım yazımda da kesinlikle dikkate alınacağını yazmıştım. Aynen öyle oluyor.
Evet, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın fırçası işe yaramış. Turizmiceler Muş ve Bitlis başta olmak üzere Doğu ve Güneydoğu illerinde otel yapmak için kolları sıvamışlar. Bir de resmi kurumların ucuz tarifeden hizmet verdikleri misafirhane uygulaması rafa kalkarsa, buralardaki tesisler dolup taşma başlayacaktır. Şüpheniz olmasın. Önemli olan bu bölgedeki güvenliğin sağlanması, en başta kendi vatandaşımızın şeksiz ve şüphesiz buraları gezecek konuma gelmesidir. Sonrasında kültür turizmi için bu coğrafyalar yabancılar için de çekim noktası olacaktır.
Başbakan, Türkiye Otelciler Federasyonu’nun (TÜROFED) 20 Aralık’ta Ankara’da yapılan kongresinde, ‘Turizm beş ille sınırlı kaldı. Bitlis’e Muş’a gidiyoruz, kalacak otel yok’ sözleriyle konuyu gündeme taşımıştı. Benzer durum Siirt’te dahil birçok il için geçerli. Bazı illerde ise otelciler, kapılarını normal yerli müşterilere hatta yabancı turistlere de açan kamuya ait misafirhanelerden, öğretmen evlerinden rahatsızlar. Devletin acilen beleş tarifeden hizmet veren, ama toplamda Hazine’ye pahalıya mal olan kamu otellerini gündemine alıp, bir karar vermesi gerekir. Görevli devlet memurlarının belli yıldızlı otellerde kalınması sağlanırsa hem otelcinin yüzü güler hem de bu tarz yatırımlar daha ticari hale gelir.
İstanbul 2010 yeni yılda hizmetinizde
İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı’nın yılın son günlerine doğru medyada çıkan reklamlarını tuhaf bulmuştum. Ayrıca kalıcı bir iş yaptıklarını da hatırlıyor değilim. 2010 geldi ve geçti, hatta hızını alamayıp reklamlarını 2011’e bile sarkıtmaya başladı. Öğrendiğim kadarıyla 4 milyon TL’lik toplam bir meblağ son reklamlara ayrılmış. Ancak hangi mecrada ve hangi kriterlerle yayınlanacağına dair galiba ciddi bir çalışma yapılmamış. Kim bastırmışsa o reklamı kapmış. Mesela elimde aynı kulvarda yayın yapan dergiler var. Birinde özel ilavelerle çalışmalar yapılmış, 6–7 sahife ilan verilmiş, diğerinde ise tek bir reklam dahi yok. Özellikle Doğan Grubu bu işten ciddi faydalanmış görünüyor. Merakım mazur görülürse, bu dağıtımı hangi terazi tartarak yapmışlar, birisi anlatabilir mi? Ayrıca yılın sonuna doğru yapılan reklamlarla ne amaçlanmış, ne netice alınmış bir de izah ederlerse sevineceğim.
Bitkisel ilaç furyası
Hafta sonu Avrupa Birliği‘nin (AB) yüzlerce bitkisel ilacı yasaklama kararı aldığını medyadan öğrendim. Araştırınca işi aslının tam da öyle olmadığını, AB’nin 2011 Mayıs ayından itibaren bitkisel ilaçlara lisans alma zorunluluğu getireceğini öğrendim. Yerinde bir karar. Öyle de bize ne faydası olacak. Türkiye’de en mahalli televizyon kanallarında, radyolarda bile bitkisel ilaç furyası var. Hatta bazıları işi ileri götürüp, doktorsuz tedaviye bile başlamışlar. Faydalı olduklarını ben de düşünüyorum, ancak kontrolsüzler. Bazıları aldatmaca boyutunda iş yapıyorlar. Zor durumdaki, çaresiz insanları sömürüyorlar. Hatta bitkisel ilaçlar karşılığında istenen paralar, bazen astronomik seviyeye de ulaşabiliyor. Basura, iktidarsızlığa, prostata çözüm bulmuşlar gibi reklam yapıyor, ürün satıyorlar.
Mesela benzer sorunları çevremde yaşayan insanlar oldu. Eşini en popüler profesörlere götürüp, saçının dökülmesine iki yıl boyunca bir türlü çare bulamayanlar, Anadolu yakasındaki bir bitkisel tedavi merkezine gidip, temiz bir yer olmamasına, insanı bir muamele görmemelerine rağmen mutlu döndüler. Ancak fiyatları profesörleri birkaç kez katlıyordu. Bununla birlikte insanlar çare buldukları için huzurluydular.
Devletin ilgili kurumlarının, Sağlık Bakanlığı hatta Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın bu konuya el atması bir kurala bağlaması icap etmez mi? ‘Her derde deva’ diye bu ürünleri satan aktarları, bu tarz merkezleri kontrol etmeleri lazım gelmiyor mu? İlla vaka sayısının artması mı gerekir?
444 krizi
GSM operatörleri (başta Turkcell), Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’na (BTK) başvurarak, Türk Telekom’un 444’lü hatlardan haksız kazanç sağladığı şikâyetinde bulunmuş. BTK da bu şikâyeti haklı bulmuş. Artık İstanbul’daki 444 ile başlayan bir numarayı Turkcell’den ararken başına 0532 getirmek gerekiyor. Ancak 444’lü numaralarla bilet satan, sipariş alan, hizmet veren kurumlar Türkiye’nin değişik yerlerinden kendilerine ulaşılamamasından şikâyetçiler. Hatta tam bir kriz söz konusu…