Benzinde tahterevalli oyunu
Akaryakıtta indir/bindirler devam ediyor. Son zamlarımızı da aldık. Katkısı olanlara teşekkür ediyoruz. Durmak yok. Depoları fulleyip, yola devam edeceğiz de, bu tabloyla nereye kadar gideceğiz?
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK), kısa süre önce akaryakıt sektörünün önde gelen isimlerini toplayıp fiyat indirimini konuşmuşlardı. Fakat küresel piyasalardaki yetkilileri bu toplantıya dahil etmeyi unuttuklarından, petrolün varil fiyatı yukarı doğru seyretmeye devam etti. Bizim petrol sektörü de dışarıdaki gelişmeleri iyi takip ettiğinden artışları hızlı yansıtıyor, indirimlerde ise baskı olmadığı müddetçe ağır davranıyor.
Bu konuları defalarca yazdığımdan, gelinen noktada kimi, hangi argümanlarla uyaracağımı şaşırmış durumdayım. Zira yaz yaz faydası olmuyor. Ya da bir yere kadar etki gösterebiliyor. Haksızlık etmeyeyim faydasını gördüğüm noktalarda var, yok değil.
Mesela akaryakıt istasyonlarının cincik boncukla rekabet ettiğini, ancak fiyatların tüm dağıtıcılarda aynı olduğunu ilk yazan, bu hususa dikkat çeken birisi olarak Enerji Bakanlığı ve EPDK’ya teşekkür etmem gerekir. Çünkü promosyonlar iptal edildi ve benim de çorbada ciddi tuzum olduğunu biliyorum.
Resmi Gazete’de yayınlanarak 2011’de yürürlüğe girecek yeni uygulamayla, akaryakıt ve madeni yağ satışlarında, hizmet ve finansal promosyonlar hariç, hediye, eşantiyon, kampanya ve sair adlarla yapılan promosyonlara yasak getirildi.
EPDK, bu kararıyla haklı bir noktaya geç de temas etti. Zira promosyon yasağı, akaryakıt satışında bayi maliyetlerinin düşürülmesine ve satış fiyatları üzerinde bayilerden kaynaklanan baskının azalmasına katkı sağlayacaktır. Çeşitli bayilerden de bu tarz indirim haberlerinin gelmesi bunu gösteriyor. Ayrıca promosyonların kaldırılması, şüphesiz sektörde akaryakıt fiyatlarıyla rekabet dönemine ortam hazırlayacaktır.
Çünkü 5 büyük dağıtıcı piyasadaki rakamların oluşmasını sağlıyor, rekabeti ise promosyonlarla yapıyordu. İşin bu tarafı çözüldü. Vergi boyutuyla, küresel piyasalardaki petrolün varil fiyatındaki iniş/çıkış hızlarının Türkiye’ye yansımasına da el atılırsa ciddi mesafe kat edilecektir.
Ne haber Kemal Abi
Oğlu Abdullah’ın üretimini başlattığı likit yumurtanın neden tutmadığını eski Maliye Bakanı Kemal Unakıtan gazetemizden Ahmet Kıvanç’a ne de güzel anlatmış. Halbuki Abdullah Unakıtan’ın büyük bir başarı hikâyesi gibi kamuya sunduğu, babası Kemal Unakıtan’ın da Maliye Bakanı koltuğunun hakkını vererek bazı düzenlemelerle önünü açtığı likit yumurtanın tutmama sebebi çok farklı.
Özeti şu; Baban bakansa yaptığın her iş tutar, el attığın her şey de altın olur. Bu kadar basit. Likit yumurta olayını kamuoyuna ilk tanıtan gazeteci olarak, bu tespitleri yapma hakkımı kullanıyorum. Zira bu yumurta olayı da dahil olmak üzere eski Maliye Bakanı Kemal Unakıtan, bana haksız yere 4 dava açmıştı. Maalesef hepsini kaybetti, ama işin tuhafı ve garip bir tecelli olarak likit yumurtayı da kaybetmiş.
18 Nisan 2006’da, Sabah’taki köşemde, ‘Pastörize yumurtanın kaymağı’ başlığıyla bakın neler yazmışım;
‘AB uyum yasaları gerekçe gösterilerek, günde belli litrenin üzerinde yumurta tüketen kuruluşlara pastörize yumurta kullanma zorunluluğu getirilince işleri açılmış. Ancak, yapılan düzenlemenin AB uyum yasalarıyla ne kadar ilgisi var, çözemedim. Anlayacağınız yakında bir bakanımızın soyadını likit yumurta markası olarak önce reklamlarda, sonra da marketlerde göreceğiz.’
Yıllar sonra eski bakanımız diyor ki, likit yumurta ucuzmuş, taşınması kolaymış, hijyenmiş, mutfakları kirletmiyormuş, ama yine de tutmamış, market raflarında gerekli ilgiyi görmemiş. Acaba Kemal Abi halen daha bakan olsaydı, böyle bir tablo ortaya çıkar mıydı?
Japon Yeni'nde Türk krizi
Yabancı parayla kredi kullanmak 2 yıl önce teşvik ediliyordu. Bankaların kapısını çalarak, ev almak için bu para birimlerinden kredi kullananların tepesinde ise şimdilerde Japon yeli esiyor.
Japon Yeni ve İsviçre Frangı olarak kredi çekip, konut alanlar, ilk başlarda faizi düşük olması sebebiyle çok mutluydular. Ancak özellikle Japon Yeni’nin aşırı değerlenmesi sonrası kredi alanların geri ödeme taksitleri de paralel olarak yükseldi. 2008’de ilk geri ödeme taksiti 1.450 TL olan bir mağdur, şu an 2.500 TL civarında bir taksit ödüyor. Diğer bir ifadeyle 2008 Temmuz’da 143 bin TL karşılığı 12 milyon 600 bin Japon Yeni kredi kullanan birisi, faiziyle birlikte 185 bin TL geri ödeme yapacaktı. Ancak Japon Yenin değerlenmesi neticesi bu rakam yaklaşık 300 bin TL’ye çıkmış ve böylece ciddi bir mağdur kitlesi oluşmuş durumda.
2008 Eylül’de finansal piyasalarda meydana gelen küresel kriz sonrası Türkiye’de döviz kazancı olmayanlara dövizle kredi kullandırılması yasaklandı. Ancak daha önce kullananlara yönelik bir düzenleme yapılmadı. Bankalar için her şey yolunda olabilir, ama ciddi bir mağdur kitlesi meydana getirdiklerini bilmeleri gerekir.