Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Rusya ile yürütülen nükleer santral kurma çalışmalarını bir adım öteye taşıyacak, Türkiye'ye teknoloji transferinin de önünü açacak ikinci nükleer santral çalışmalarına Güney Kore ile devam edildi. Ancak uzun bir zaman geçmesine rağmen netice alınamadı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Güney Kore seyahatine Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız dahil olmazsa ciddi sorun var demektir. Hatta bu aşamada Japonya'nın Toshiba kanalıyla teklifi masaya gelebilir. Bu gelişme ise Uzakdoğu'da başka denkleme tekabül ediyor. Çin-Güney Kore ikilisinin karşısında ciddi sıkıntılar yaşayan Japonya ile yeni köklü işbirliği Türkiye'ye ne kazandıracak bekleyip göreceğiz.

        Bakan Yıldız, nükleer güç santralı kurulmasına ilişkin Güney Kore ile yürütülen müzakerelerin sonucuna henüz gelemediklerinin altını çizerken, Güney Kore'nin Japonya'dan gelen tekliften ve Türkiye'nin buna sıcak bakmasından da rahatsız olduğu ifade ediliyor. Ama iki ayrı ülkeyle ikinci nükleer santralını konuşmak, süreci hızlandıracağı gibi Türkiye'nin elini de güçlendirebilir.

        Elbette nükleer güç santralları Türkiye'nin sınıf atlamasına sebep olacaktır, ama ikinci nükleer santral için konan hedefler çok daha önemli. Sadece santrala değil teknolojisine ve ileri adım olarak Ar-Ge çalışmalarımıza da katkı yapacaktır.

        11 Kasım'da Seul'de yapılacak olan G-20 toplantısında Başbakan'ın Enerji Bakanı ile gitmesinin bir anlamı olacağı gibi, yalnız gitmesi halinde ise kesin bir hükme varmadan dönüşünü beklemek gerekebilir. Zira bakanlar ve teknokratlar düzeyindeki meselelerin başbakanlar seviyesinde çözülme ihtimali var.

        Neticede Güney Kore ile anlaşılamayan konuların başlıkları belli. Sinop'ta yapılması planlanan nükleer santral için en önemli mesele ortaklık yapısı ve Hazine garantileri var...

        Bakalım kasım ayı içinde netleşecek tablo sonrası Rusya ile birlikte Türkiye'de nükleer santral kurmak için hangi ülke ipi göğüsleyecek.

        Bu kadar işkence olur mu Kadir Bey?

        İstanbul'da yağmur yağınca trafik sorunu olacağını artık kanıksadık. Ama dün hava güneşli olmasına rağmen TEM yolunu kullanarak 2.5 saatte işyerine ulaşabildim. Sabah 08.30'da yola çıktım, 11'de ofisime varabildim. Şimdi Büyükşehir Belediye Başkanımız izah etsin bakalım neden bu sorunları yaşıyoruz. İhmal edilen nedir? İstanbul'a üçüncü bir havalimanı için fikir beyan etmek güzel, ancak öncelikle mevcut ulaşım sistemlerini gözden geçirmek gerekiyor. E-5'in ortasına metrobüs koymak bence akıllı bir çözüm olmadığı gibi üçüncü havalimanını da hava trafiğini rahatlatacak öneri olarak masaya koymanın bir mantığı yok.

        Üçüncü havalimanı, asgari on yıl sonra devreye girebilecek bir yatırım. Atatürk Havalimanı'nın ihalesi kısa süre önce yapıldı. 2020 yılına kadar hizmet vermek durumunda. Ancak yıllardır karayolu bağlantı sorunu yaşayan meydan için kavşaklar bile yeni hizmete sokuldu. Dolayısıyla bu meydanın daha rantabl kullanılması için Kadir Topbaş'ın fikir üretmesi gerekiyor. Şehir dışında arazi bulup meydan yapmak, bunu araştırmak kadar, mevcutlardan en iyi şekilde istifade yollarını aramak da lazım geliyor. Fakat çok geç kalındı.

        İki havalimanı hatta Çorlu'yu da sayarsak üç meydanı olduğu halde hava trafiği bu kadar uzun süre tartışılan bir başka şehir daha var mı? Olsa dahi mesele değil, zira başka İstanbul yok. O halde yıllardır konuşulan hava trafiği meselesine neden bir türlü çözüm bulunamıyor?

        İstanbul hava trafiğinin bu hale geleceği bilindiği halde Atatürk Havalimanı'nın etrafı son 5 yılda ciddi şekilde binalarla dolduruldu. Bu gelişmelere engel olan çıkmadı. Hatta üçüncü veya yedek pistin hemen yanı başına ve Ataköy tarafına konutlar, alışveriş merkezleri konduruldu. Normal bir pist hüviyetini kazanamayan bu bölümün geleceği de karartıldı.

        İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş'ın ulaşım politikalarına bir de bu gözle bakmasını öneriyorum...

        Baykal teklemeye başlamış...

        Önceki gün Habertürk'te Deniz Baykal konuktu. CHP Genel Başkanı olduğu dönemde oldukça akıcı konuşan, kurduğu cümlelerde zorlanmayan, hitabetiyle herkesi etkileyen Deniz Baykal'ı dinlerken konuşmasındaki kesintiler dikkatimi çekti. Çoğu kez 'eeee'siz cümle kurmadı. Özellikle ciddi sorular karşısında ölçüp/biçmeye azami hassasiyet gösterirken, sıkça kesintili konuşma tablosu yaşandı. Resmen Deniz Bey konuşurken tekliyor, takılıyordu.

        Diğer taraftan Baykal sonrası CHP'nin politikaları değil, ama içerideki kişisel sürtüşmeleri öncelemesi, yaşadığı negatif tabloda kimleri sorumlu gördüğüne gayet net işaret ediyordu. Onun için parti tüzüğü meselesini kişiler üzerinden konuşmayı tercih etti.

        Netice itibarıyla Deniz Baykal yeniden başkanlık için değil, ama birilerinin bulundukları yerden, sahip oldukları güçten mahrum edilmesi için mücadele edecek. Ben teklemesini de bu ince hesaplara bağladım.

        Yazı Boyutu

        Diğer Yazılar