Adalet Bilgin'e göz yummadı
Temmuz’da Dinç Bilgin ve yürümekte olan davaları hakkında -hatta başarıyla uzatılan demek daha doğru olur- tarihe not düşme kabilinden, ‘Bilgin'in adaleti yanıltmasına göz mü yumulacak?’ başlığı altında kanaatimce önemli bilgileri bu köşede aktarmıştım. Dolayısıyla mahkemenin neticesi merakı mucibimdi. Fakat merakım fazla uzun sürmedi. Geçen hafta İstanbul 8. Ağır Ceza Mahkemesi bu konuda karar aşamasında gelindiğini açıkladı.
Yazımda dikkat çektiğim hususlarda haklılığımın ortaya çıkması bir kenara, bu yazım sebebiyle ilgili taraflar mahkemeye başvurup, etkileme yaptığıma dair şikâyetlerinin olduğuna ve dikkate alınmadığına da vurgu yapmak isterim.
Ben o yazımda, ‘Amerika’daki Madoff, batışının üzerinden bir yıl geçmeden çarptırıldığı rekor hapis cezasını cezaevinde çekerken, batık Etibank’ın eski sahibi Dinç Bilgin, batışının üzerinden 10 yıl geçmiş olmasına rağmen çeşitli manevralarla davasını uzatmayı ve karar çıkmasını engelleyebiliyor.’ Demiştim. Sizce kamu vicdanını sızlatan bir durum değil miydi?
Benim dikkat çektiğim noktalar da bu uzatma hamlelerineydi.Uzatma taktikleri de bu defa tutmadı.
Geçen hafta, Etibank'ın zarara uğratılmasıyla ilgili olarak, bankanın eski sahibi Dinç Bilgin ile oğlu Şevket Önay Bilgin'in de aralarında bulunduğu 27 sanığın yargılanmasına devam edildi. Ve mahkeme heyeti, tüm sanıkların savunmalarının alınmış olduğunu, ancak yasal zorunluluk nedeniyle hükmün avukat huzurunda açıklanması gerektiğini açıkladı. Yani uzatmalar bitti. Kararın açıklanması noktasındayız.
Sadece kararın açıklanması, diğer sanıkların avukatının duruşmaya katılmaması nedeniyle 9 Kasım gününe ertelendi. Yasal zorunluluk nedeniyle hükmün avukat huzurunda açıklanması gerektiği için bu tarihi bekleyeceğiz.
Ayrıca dava görülürken uzatmaya matuf ilginç adımlar da olmadı değil. Bilginler'in avukatı, ipotek belgelerinin dosyada başka ipotek belgeleri varsa karşılaştırılması, örneklerinin kendilerine sunulması yönündeki taleplerini içeren 11 Haziran ve 9 Temmuz 2010 tarihli dilekçeleri dikkate alınmadı. Mahkeme Başkanı Ertuğrul Tokalakoğlu, mahkemece toplanan delilerin yeterli açıklıkta olduğunu ifade ederek, bu taleplerin reddedildiğini belirtti.
Özetle, bir önceki yazımda, ‘Bakalım Etibank-Bilgin grubu kredi ilişkilerine dair son derece açık ve basit gerçekleri TMSF ve BDDK, duruşmanın bakıldığı 27 Temmuz’dan yeterince önce mahkemeye bildirip Bilgin’in bu oyununu bozacak mı? Yoksa klasik “duruşmanın bir sonraki celseye ertelenmesine” tiyatrosu mu tekrarlanacak?’ Notunu düşmüştüm. Ama bu defa oyunun sonuna gelindiğini müşahede ettim.
Davanın başlangıcından bu yana neredeyse 10 yıl geçmiş ve halen daha bir netice alınmamış olması üzüntü vereciydi. Geçen hafta mahkemeden gelen bu haber yüreğime su serpti. Şimdi gözümüz 9 Kasım’da bakalım nasıl bir karar çıkacak?
Diğer yandan Bilginler, mahkemedeki benzer taktikleri TMSF nezdinde de yapmak istiyorlar. Etkili ve yetkili kişileri devreye sokmaya çalışıyorlar. Ancak TMSF yetkililerinin buna sıcak bakmadığı da bana gelen haberler arasında.
Fakat evvelce yapılmış olan protokoldeki ilginç bazı bölümleri önümüzdeki günlerde sizinle paylaşacağım. Bakalım orada neler oluyor?
Azeri Gazı Ne Tarafa Akacak?
Enerji kaynaklarını önceleyen Azerbaycan, Petkim ve Nabucco projeleri kapsamında geçen haftalarda bu köşede ele aldığım yazılarıma bir değerlendirme de Azerbaycan Büyükelçiliği’nden geldi. Evet, iyi niyetle kaleme alınmış, 3 sayfalık not için diyeceğim bir şey yok. Keşke altını çizdikleri hususlar, vurgu yaptıkları gibi olsa. Ama ben aynı görüşte değilim. Hatta hiç değilim. Bu günkü Azerbaycan yönetiminin rahmetli Haydar Aliyev’in ‘Bir millet iki devlet’ stratejisinden çok uzaklaştığını da üzülerek görüyorum.
Ben o yazıları yazarken, elbette kimseyi üzmek için yazmadım. Ama birilerinin Azerbaycan’ı idare edenleri uyarması gerekiyor. Bunu ne kadar başarabilirim veya karşı tarafta ne kadar anlaşılır, orasını bilemem.
Hâlihazırda yürüyen projelerini iki ülkeyi birbirine yaklaştırdığı ve sadece birine değil ikisine değer kattığını da biliyorum. Ancak gelecek için aynı vizyon ve projeksiyonu ortada göremiyorum. Mesela, Azerbaycan karşılıklı olarak vizeyi kaldırmaya yanaşmadığı gibi başka denemeler peşinde olduğunu duyuyoruz.
Ancak, Azerbaycan Büyükelçiliği’nin gönderdiği mektupta şu ifadeleri paylaşmam gerekir;
‘Bakü-Tiflis-Erzurum hattı Türkiye üzerinden Avrupa doğrultusunda doğal gaz sevki için ilk ve önemli bir aşama olmuştur. Bundan sonraki aşamada ise doğal gazın Avrupa’ya Nabucco, ITGI veya TAP gibi birbirine alternatif projelerden hangisi ile taşınacağının belirlenmesi gerekir ki, Azerbaycan da en uygun projeye destek vereceğini defalarca en üst düzeyde beyan etmiştir.’
Yazımın şaşkınlığa sebep olan kısmı ise PETKİM olmuş. Zira yüzde 51’i Azerbaycan Devlet Petrol Şirketi SOCAR tarafından satın alınmış PETKİM’e sağlanan desteği örnek göstermiş, menfaatleri olan yeri destekliyorlar eleştirisinde bulunmuştum. Aynı noktadayım. Basit örneği yukarıda. Türkiye’nin Nabucco projesi için halen daha Azerbaycan negatif bakıyor. Yeterince açık değil mi?