Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Tarım arazileri yabancı sermayenin gözdesiymiş. İyi mi, kötü mü? Bilmiyorum. Çünkü direkt cevabı olan bir konu değil. Kendi tarım arazini adam gibi kullanamıyorsan, beceren birisinin gelip kullanması insanlık adına, çevre adına, börtü böcek adına, tabiat dengesi adına önemli. Ama gelen yabancı yatırımcı da toprağa bir yabancı gibi muamele ederse, sorun işte o noktada başlar ve çözümü kolay olmaz.

        Dünkü yazımda Türkiye’nin tarımdaki zafiyetlerine dikkat çekmemden sonra gelen e-postalardan birisi ilginçti. Sezon Pirinç A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Erdoğan, perakende, turizm ve finans kesimlerinde yoğunlaşan yabancı sermaye yatırımlarının hızla tarım sektörüne kaymaya başladığını ifade ediyor. Türkiye’de toplamda 24.3 milyon hektar tarım alanının ancak 16.2 milyon hektarı kullanılıyor ve arta kalan 8.1 milyon hektarlık bölüm de yabancı sermaye açısından Türkiye’yi hedef ülkelerden biri konumuna getiriyormuş.

        Madem yabancılar bizim ekip biçemediğimiz alanlara ilgi gösteriyor, hükümete düşen görev de bu konuda yerli ve yabancı yatırımcıyı doğru yönlendirecek düzenlemeler yapmak olmalı. Tarım ürünleri konusunda tecrübeli, ciddi ihracat rakamlarına ulaşmış Türkiye’nin önde gelen bir şirketinin yetkililerinden aldığım bilgiler iç açıcı değil. Zira kaliteli, denetimli, sağlıklı, havaya, toprağa ve çevreye duyarlı iş yapanla, her şeyi katleden tarım arazisi işletmecisi arasında bir fark yok.

        Dünya Gıda Örgütü (FAO) istatistiklerine göre dünyada 2.7 milyar hektar tarım arazisi

        bulunuyor, ama bunun sadece 1.5 milyar hektarlık bölümü değerlendirilebiliyor. Değerlendirilmeyen araziler tahmin edileceği gibi Türkiye benzeri ve daha kötü durumdaki ülkelerde yer alıyor. Yani ağırlıkla güney yarımkürede.

        Mehmet Erdoğan’a göre, “Özellikle Çin, Güney Kore ve Suudi Arabistan gibi ülkeler kendi ülkelerindeki doğal kaynak yetersizliklerini kapatmak için başka ülkelerde hükümetler düzeyinde alımlar yapıyor. Küresel ısınmanın etkisini artırdığı son yıllarda, bu alımların asıl amacı giderek azalmakta olan su kaynaklarına hâkim olmak.”

        Doğrusu bu tespitler uzun bir süredir yapılıyor. Ayrıca kısa süre önce özel bir programla bir araya geldiğim, Türk dünyasının yakından tanıdığı, önemli bir işadamımız da bana benzer projeden bahsetti. Afrika’da toprak kiralamak, satın almak gibi detaylardan girdi, Afrika dışında bir lojistik merkezden çıktı. Türkiye’nin coğrafi konumundan yani kullanılmayan veya iyi değerlendirilmeyen tarım arazilerinden değil, jeopolitik durumundan faydalanacaklarını söyledi. Hatta projenin en önemli ayağı olarak Kıbrıs bile düşünülüyor. Gelecek yıllarda gıda daha önem kazanacağından merakla dinledim, bir kenara not ettim bu projeyi. Şimdi gelişmeleri bekliyorum.

        Evet, yakın gelecekte ülkeler verimli tarım arazileri için savaşabilir, gıda yüzünden yeni sıcak çatışmalar çıkabilir. Görünen köy kılavuz istemez.

        Peki, biz ne yapabiliriz?

        Türkiye’nin hem tarım arazisi var, hem de kullanamadığı önemli bir toprağı. Fakat kullandığını iyi değerlendirmekten, kullanmadığını hizmete alma çalışmalarından daha önce bir tarım stratejisinin belirlenmesi gerekir.

        Tarımın önemli ve değerli bir sektör haline geldiğini söylemeye gerek yok. Bu sebeple rekabetin giderek yoğunlaştığı bu sektöre yabancı girişini de belli kurallara bağlamak için çalışmalara zaman kaybetmeden başlamak gerekir…

        Küreselleşme U2’da vücut bulmuş

        Dünyanın en büyük rock gurubu olarak takdim edilen U2’yu Türkiye’de ağırlamak, ülkemiz adına önemli. Reklamın iyisi kötüsü tartışmasına gerek yok, U2 ilk defa Türkiye’ye gelmişse iyi reklam oluyor. ‘Bu ülkede bir şeyler değişmeye başladı’ şeklinde algılanıyor. En azından U2 cemaatine mensup insanlar nazarında, kısmen de olsa insan gibi yaşamaya çalışan ülkeler kategorisinde sayılıyorsunuz. U2 böyle bir paye veriyor, aynı zamanda. Ama kime, benim gibi ilk defa konserine gidenlere değil elbette. Benim çok da umurumda değil U2 ve etki alanı. Ama adamlar etkili.

        Konsere gelince. Aslında konser dememek lazım. Çünkü bambaşka bir şey. Sahneyi bir kenara bırakıp şov diyeceğim, ama o da değil. Çünkü örümcek şeklindeki sahne dizaynı, ses ve ışık efektleriyle insanı büyülüyor. Sadece sahne değil, izleyicilerin bulunduğu alanlarla birlikte bir şov yapılıyor. Devasa silindir ekranlarda şarkılar eşliğinde sözlü ve görüntülü mesajlarla damardan küresel siyaset yapılıyor. Sadece U2 ekibi konsere hazırlanmamış, videolarla verilecek görsel mesajlar da önceden çalışılmış.

        Özetle; iyi bir şov izledik. Verilen mesajlara katılarak, sorumluluk duygularımızı tatmin etmeye çalıştık. Sadece bir konsere gitmek değil, bir nevi dört bir yandan gelen insanlarla dayanıştık. Ses, ışık, renk, tasarım, mesaj ve sahnede 4 insandan ötesine geçtik. Güzeldi…

        Yazı Boyutu

        Diğer Yazılar