Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        İstanbul-Frankfurt-Tokyo hattında dünyanın en büyük yolcu uçağı Airbus 380 ile ilginç bir seyahat gerçekleştirdim. Alman Hava Yolları Lufthansa’nın kısa süre önce filosuna katılan A 380 ile yaptığım seyahat kadar, Japonya’da yaşadıklarım da ilginç oldu. Bir defa farklı bir ülkeye değil adeta değişik bir gezegene gitmiş gibi hissettim.

        Tokyo’daki rehberlerim de şahaneydi. Ülkeyi ve bu kenti iyi bilen Lufthansa Türkiye Genel Müdürü Gregor Wende ve Türk eşi Sibel Hanım sayesinde ummadığım yerleri gördüm. Tek başıma Tokyo’yo gelmem halinde aklımın ucundan dahi geçmeyecek bölgelerine gittim, farklılıkları yaşadım. Geleneksel ile moderni aynı anda yakalama, analiz etme ve değişik bir pencereden bakma fırsatını yakaladım. Zira Wendeler Tokyo ve Osaka’da tam 8 yıl yaşamışlar. Sibel Wende ise Japoncayı çok iyi konuşan, ülkeyi yakından tanıyan birisi. Durum böyle olunca, hiç yabancılık çekmediğim gibi gittiğimiz birçok yerde hiç yabancıya bile rastlamadık.

        Japonlar ülkelerinin dış dünyaya açılması, daha fazla turist gelmesi için ciddi adımlar atmışlar ve buna devam ediyorlar. Önceden Japonca dışından herhangi bir dil kullanılmaz veya belli yerlerde İngilizceye yer verilirken, şimdi metrolar ve yollar dahil birçok yerde İngilizce kullanılıyor. Ama biz yine de en otantik yerleri, menülerinde Japonca dışında dillerin kullanılmadığı restoran kaffe ve alış-veriş yerlerini dolaştık. Japonların alçak gönüllülüğü ve konuk severlikleri sayesinde güzel günler geçirdik. Tofu, suşi ve ilginç Japon tatlıları tattık.

        Eğer lisan bilmeyen bir Japon’a yaklaşır İngilizce konuşmaya çalışırsanız, ilgilenmek istemediklerine şahit olabilirsiniz. Zira dilini bilmediği bir yabancıyı problem gibi algılıyorlar. Şayet yanınızdaki birisi Japonca biliyorsa tüm kapılar size açılıyor. Hatta açılmıyor, süper bir şekilde ağırlanıyorsunuz.

        Japonlar yabancılarla temas kurmaktan, arkadaşlık etmekten oldukça keyif alıyorlar. Gittiğimiz hiçbir yerde isteklerimizi geri çevirmediler. Çekinerek izin isteyip fotoğraf çekmek istediğimiz de bile bizi rahatlattılar.

        Japonya’nın her sokağı, modern caddeleri ve kenar mahalleleri de insan büyülüyor. Gençlerin giyimleri son derece modern ve farklı. Bu sebeple moda olacak ürünler ilk defa Tokyo’da piyasaya sunuluyor. Değişime açık Japonlar ise her çeşit ürünü almaktan, denemekten, giymekten geri durmuyorlar. Sokaklar cıvıl cıvıl.

        1. New York’ta bile tek katlı mekânlarda hizmet veren giyim mağazaları (Abercrombie & Fitch gibi) Japonya’da tam 11 katta ürünlerini sergiliyor. Satış yapıyorlar. Ancak Tokyo ucuz bir şehir değil. Fakat kenti tanıdıkça ucuz ve güzel mekânları bulmakta zor değil. Yeter ki rehberlerinizi doğru tercih etmiş olun.

        10 yıl öncesi ile bugünkü Japonya’yı kıyaslayan Wendelerin ilginç tespitleri var. Önceden daha şatafatlı olan restoranlar daha sadeleşmiş. Pahalı ürünlerin yanlarına kademeli olarak fiyatları düşen yeni ürünler ve mağazalar eklenmiş. Kısacası küresel kriz Japonları da ciddi şekilde önlem almaya yöneltmiş.

        Tokyo’da dikkatimi çeken en önemli hususlardan birisi temizlik diğeri ise düzen ve titizlik. Küçük mekânları o kadar işlevsel hale getirmişler ki insan şaşırıyor. Kenar mahalledeki sıradan kaffe ve restoranlar bile oldukça temiz ve düzenli. Endişeye mahal vermeyecek bir hizmetle ağırlanıyorsunuz. Türkiye ve İstanbul’u ise bilmeyen yok. En küçük çocuklar bile ülkemizde haberdar.

        Dünyanın ikinci büyük ekonomisi Japonya’nın her tarafının modern şekilde düşünmek ise yanlış. Ancak Tokyo’da geleneksel Japon yaşamını ve mimarisini bulmak ise marifet istiyor. Benim rehberlerim bu konuda çok mahirdiler ve önce Japonların modern yüzünü değil geleneksel ortamlarını görmemi sağladılar. Tam teknoloji de harikalar yaratan Japonlar ve Japonya bu mu noktasına gelmiştim ki, kendimi Ginza Caddesi’nde buldum.

        Ayrıca Tokyo’nun kenar mahallelerinde de sadelik söz konusu. Sokaklarda çok Batı menşeli araba yok. Toyota’nın tartışılmaz ağırlığı söz konusu. Fakat bir Batı hayranlığı olduğu da gözden kaçmıyor. Özellikle Avrupa’dan getirilen arabalar bir ayrıcalık simgesi gibi algılanıyor.

        Japonya’yı ve özellikle Tokyo’yu bir dünyalının ölmeden önce kesinlikle görmesi şart.

        İthalat ve Kapasite Kullanım Açmazı

        Sürekli olarak imalat sanayisi genelinde kapasite kullanım oranlarına göz atıyoruz, küçük büyümelerin temeline ciddi şekilde göz atamıyoruz. Kapasite kullanım oranıyla birlikte arz edilen yeni kapasitelere de aynı hassasiyetle bakılmasında fayda var. Mesela Temmuz ayında, geçen yılın aynı ayına göre 7,3 puan artarak yüzde 74,7 olması güzel, ama buna birde ilave kapasiteleri, yatırımları ekleyerek üretim sektörüne odaklanılması gerekiyor.

        Merkez Bankası tarafından düzenlenen ve Temmuz ayında imalat sanayisinde faaliyet gösteren 1.930 işyerinin katılımıyla gerçekleştirilen “iktisadi yönelim anketi” sonuçlarının artılar içermesini alkışlayalım, fakat yetmez. Kapasite kullanımı olmadığı için kapanan, yok olan sektörler var. Unutmamak gerekir. Üstelik yanlış ithalat ve imalat politikaları sebebiyle istihdamın yok olması, üretime katkının azalması hayra alamet değil.

        Yazı Boyutu

        Diğer Yazılar