Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Ne tesadüf ki, Başbakan Recep Tayip Erdoğan’ın Davos’ta ‘One Minute’ dediği akşam, bugünlerde pek saadetli olmayan Saadet Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Numan Kurtulmuş ile bir gurup gazeteci yemekteydik. Kurtulmuş ile geçirdiğimiz o akşam yemeği, maalesef Başbakan’ın deprem etkisi yapan sözlerinin gölgesinde kaldı.

        Ne tesadüf ki, Kurtulmuş tam da sırtındaki ağırlıkları atmış, vesayet etkisinde kurtarmıştı ki, Ali Bulaç’ın ortalığı bulandıran senaryosu gündeme düştü. Kurtulmuş, ağır bir muharebeden yeni çıkmış, henüz kendini toparlama fırsatını bile bulamamışken, AK Parti’ye, Erbakan Hoca ve takımına yarayan yeni bir senaryo ile sarsıldı.

        Ne tesadüf ki, Ali Bulaç’ın AK Parti ve Erdoğan ile ilişkileri uzun süredir iyi değil. Abdullah Gül ile irtibatı yok denecek mesabesinde. Erbakan Hoca’ya bakışı belli. Tek irtibatta olduğu veya siyaseten kendine yakın gördüğü, görüştüğü Numan Kurtuluş. Hatta bizzat Numan Kurtuluş tarafından partinin GİK üyeliğini davet edildi, kabul etmedi.

        Ne tesadüf ki, herkes Ali Bulaç’ın senaryosunun peşine takılıp, içeriğini tartışmaya başladı, ama Bulaç’ın neden böyle bir senaryo geliştirdiğini irdelemek kimsenin aklına gelmedi. Asıl üzerinde durulması gereken konu Ali Bulaç’ın konumu.

        Ne tesadüf ki, bu aşamadan sonra Numan Bey, ‘Böyle bir oyunun içinde yokuz’ dese dahi, Erbakan Hoca’nın çocukları, bu oyunu çok sevecektir. Geçmiş yıllarda çeşitli tarikatları, cemaatleri kontrolüne almaya çalışırken, bu gurupların bireylerini ‘itaat/bağlılık’ gibi olgularla eleştirip, Milli Görüş veya parti çatısı altında daha özgür olacakları tezini işleyen Erbakan Hoca ve arkadaşları, şimdilerde lidere bağlılık, itaat gibi kavramları sık kullanır oldular.

        Ne tesadüftür ki, AK Parti cenahı da Ali Bulaç’ı çok sevmese bile senaryosunu çok sevmiş gibi davranıyor. Sessiz kalıyor, yorum yapmıyor. Bu durumda, bu senaryodan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ü de test eden bir tablo da ortaya çıkacaktır. ‘Tayyip gibi

        Numan’da bölecek’ teziyle Erbakan Hoca, ortaya çıkıp bu defa asıl bölen bizzat kendisi olacaktır.

        Ne tesadüftür ki, bu senaryodan en büyük zararı gören ve görecek olan Numan Kurtulmuş cephesi, Ali Bulaç’ın iddialarının sebebini halen daha çözebilmiş değil. Daha önce Kurtulmuş’u öven yazılara imza atan Ali Bulaç, son hamlesiyle Gül'ü rahatsız eden, Erbakan’ın eline güçlendiren, Erdoğan'a keyif veren, Numan Beyi sıkıştıran isim oldu. Bakalım sonu nasıl olacak?

        Bakan Çağlayan’a Airbus Katkısı

        Geçen hafta Avrupa’a turu yapıp döndükten sonra, Dış Ticaretten Sorumlu Devlet Bakanı Zafer Çağlayan’ın Amerika’daki eyelet turu haberleri dikkatimi çekti. Çünkü aşağı yukarı aynı şeyler benimde gündemimdeydi. Bakan Çağlayan ziyareti esnasında mealen şu değerlendirmeyi yapmış; ‘Türkiye, ABD’nin zıplama tahtası olacak. Boeing ve Skorsky, Türkiye’de üretip çevreye satacak.’

        Böyle bir şeyin olmasını kim istemez. Ancak o kadar kolay değil ve istemekle olmuyor. İsrail’de Gulfstream uçaklarının bazı modelleri üretiliyor. Parçası bile değil. Ama Amerikalı Boeing, ancak pazarlama taktiği çerçevesinde Türkiye’ye ve TAI’ye iş veriyor. Basit bir gözlem. Boeing, nereden baksanız 7–8 yıldır Türkiye’yi boş verdi. Üstelik Türkiye’nin, havacılık sektöründe dev adımlarla büyüdüğü son yıllarında bile Boeing, bırakın üretimi, ortak projeyi, yeni model uçaklarının tanıtımını dahi bizim pazarda yapmadı.

        Yine 7–8 yıl öncesine kadar Türkiye’ye Fransız kalan Airbus ise pazarlama, ticaret ve tanıtım gibi departmanlarda Fransızların yerlerine İngiliz, İrlandalı, İskoç ve Almanlar oturtarak adeta devrim yaptı. Hatta Airbus, A380 projesinde yaşadığı sıkıntılardan sonra üst yönetim kadrosunu ciddi anlamda değiştirerek, liderliği Boeing’in elinden aldı.

        Bu gelişmelerden sonra Airbus, Türkiye pazarında da Boeing’i solladı. Şu an Türkiye’deki firmaların Airbus’ta 222’si tek, 56’sı çift koridorlu olmak üzere toplam 278 adetlik siparişi var.

        Airbus Uluslararası İşbirliğinden Sorumlu Başkan Yardımcısı Simon Ward, bu durumdan memnun. Ama Türkiye’de uçak üretimi için yaptıkları alımlar komik seviyede. Halen daha bu noktada bir Fransızlık var. 1998’de 10 milyon dolarlık alım, 2010’da 65 milyon dolara çıkmış. 2015 de ise 200 milyon dolar olması hedefleniyor. Toplasanız bir A 380 bile etmiyor.

        Şimdi Devlet Bakanı Çağlayan’ı da ilgilendiren 10 puanlık sorumuza ve ilgilisinin verdiği cevabı bakalım. Simon Ward’a ‘Neden rakamlar düşük?’ diye sordum. Şu cevabı aldım; ‘Airbus’ın daha fazla işbirliği yaptığı ülkelerde uçak sanayisi konusunda uzmanlaşma var. Daha fazla küçük ve orta ölçekli işletmeler bu işe yönelmiş. Türkiye’de bu eksik. Devletin bu alana yönelimleri desteklemesi lazım.’ Tam tatmin etmese de bu görüşe katılıyorum.

        Evet, ortada bir helikopter ihalesi, Skorsky ve Agusta Westland gibi iki de yarışanı var. Kazanan üretimi Türkiye’de yapacak. Yani şartlı bir üretim. Boeing’e ve Airbus’a ise ana tedarikçi olabilmenin yollarını aramamız gerekiyor. ‘İlla kendi uçağımızı yapacağız’ diye yola çıkmanın bu aşamada bir anlamı var mı?

        Yazı Boyutu

        Diğer Yazılar