Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Defalarca bu köşeden Türkiye’nin yeraltı kaynaklarının neden iyi değerlendirilmediğine dair yazılar yazdım. Petrol ve maden konularına dikkat çektim. Ancak, bir yerde azcık petrol bulunuyor. Birileri çıkıp spekülasyon yapıyor. Zannedersiniz ki petrolün üzerinden oturuyoruz. Yabancılar araştırma yapıp zengin petrolü bulup, kuyuları kapatıp gitmişler. Bize çıkarttırmak istemiyorlarmış. Türkiye çok yüzeyde petrol arıyormuş, ama petrol çok derinlerdeymiş. Şehir efsanesi gibi yazan yazana.

        Türkiye’yi bu derece aciz içine düşürecek yorumlar yapılması yanlış. Keşfedilen sahaların rezervine, petrol kalitesine, üretim şekline bakan yok. Bir haber geliyor; ‘Diyarbakır’de petrol bulundu.’ Detayına bakılmadan, yorumlar yapılıyor.

        Ortada çok somut bir örnek var; BP Doğu Karadeniz’de 250 milyon dolarlık bir bütçeyle arama yapıp, eli boş döndü. Herhalde bu parayı zevk için Karadeniz’e gömmedi. Veya spekülasyonlar yapanların zannettiği gibi petrolü bulup kuyuları, kapatıp da gitmedi. Ama Brezilyalı Petrobas da buna rağmen Karadeniz’in başka bir bölümünde arama yapmak için anlaşmalara imza attı. İnşallah Petrobras bulur, hem Türkiye’yi hem kendini sevindirir.

        Ayrıca petrolün her ülkede, coğrafyada, denizde arama şekli farklı olduğu gibi, bulunma derinliği, rezerv miktarı ve kalitesi de farklı oluyor. Ortaya çıkan rakamsal detaylarda bulunan petrolün ticari olup/olmadığını belirliyor. Petrolün varili 20 dolar seviyelerindeyken verimli olmayan birçok kuyu, 100 dolar seviyelerine gelince ticari hale gelebiliyor. Hatta 100 dolar seviyelerini bırakın 50 dolar seviyesi bile kömürden petrol üretimini cazip hale getirebilir.

        Dolayısıyla rezervuar derinliğine bakarak yorum yapmak doğru olmaz. Hatta coğrafi yapıya göre belli bölgelerde daha derinlerde petrol bulma şansı hiç olmaya bilir. Türkiye’de benzeri bir deneme Burdur’un Bucak ilçesinde yapıldı, 6 bin metre derinliği inildi (TPAO Yuvaköy-1 Kuyusu 6 bin 136 metre) ama petrole rastlanmadı.

        Ama 6 bin metreye kim inip bakacak? Belki Enerji Bakanlığı, TPAO Türkiye’yi kandırıyor. Yanıltıyor. Veya yabancı bir şirkete pazarlayacak. Şimdi buyurun buradan devam edin… Petrol vardı da Demirel mi içti?

        Emniyet Ceza Skoru Peşinde

        Dün trafikte seyir halindeyken ilginç bir durumla karşılaştım. Avcılar – İstanbul yönünde E-5’te sabah 8.30 sularında, yani trafiğin en yoğun olduğu saatlerde seyir halindeyken, bir ambülânsın acı acı çalan siren sesini duydum. O yoğunlukta, yol kat etmesi epey uzun sürdü. Yol verince gördüm ki, ambulans değil mavi bantlı hasta nakil aracı. Yani siren sesini açıp, rahatsızlığa sebebiyet vermemesi, trafikte yol istememesi gereken bir araç. Bazı kuruluşlar mavi bantlı hasta nakil araçlarını amacı dışında kullanıyor. Polisimiz de ceza kesmede skor yapmaya çalışıyor.

        Dün İstanbul Emniyet’inde gelen, ‘Şu kadar ceza kestik’ haberini görünce bir anlam veremedim. Çünkü trafik cezalarının polis tarafından ne derece güzel ve adilane kesildiğini biliyorum! En ağır haksızlığa da uğrasanız mahkemeden başka çözüm yolu yok.

        İstanbul'da bir hafta içinde polis tarafından yapılan denetimlerde 32 bin 179 sürücüye ceza kesilmiş. İyi de bu bilgi kamuoyuyla neden paylaşılır ki? Tek sebebi var, ‘Büyük Şehir Çalışıyor’ sloganının yanına ‘İstanbul Emniyeti de çalışıyor’ ibarelerini yerleştirmektir. Fakat iş reklâmla olmuyor. Vatandaş polisi görünce yolunu değiştirir hale geldi. Genç polisler hadise olmasa bile çıkarmaya aday konumdalar. Galiba İçişleri Bakanlığı bu durumun farkında bile değil. Çok denetimle, vatandaşın sık sık rahatsız edilmesiyle asayiş sağlanır mı? Takdirlerine bırakıyorum.

        Trafik cezası kesme skoru peşine düşülürse, polise ceza kesmekten başka bir şey düşmez. Ancak asayiş de bu yaklaşımla berkemal olmaz.

        Tarlaya Yetmeyen Dereye HES Olur Mu?

        Enerji ve Tabii Kaynaklar ile Çevre bakanlıkları acilen bu yanlıştan dönmenin yolunu aramalı. Çünkü her dererin üzerine Hidroelektrik Santrali (HES) kurulursa bu ülkenin doğası diye bir şeyi kalmaz. Ayrıca vatandaşın tarlasını, bahçesini sulamaya yetecek kadar suyla elektrik üretmeye kalkmak hangi akılla, izanla izah edilebilir?

        İki bakanlık bu konuda duyarlı olmalı. Belli debide olan, bir yıl içinde çalışma günü iyi bir rakama tekabül eden, en önemlisi de üretilen elektriğe değebilen HES’lere izin verilmeli. Ayrıca kabak gibi borular dağlara serpilmemeli. HES konusunda en ileri seviyede bulunan Norveç’te HES borularını bırakın, kar sularını göletlere, barajlara taşıyan boruların bile açıkta olmasına izin verilmiyor. Tamamen yerin altında, doğaya ve bitki örtüsüne zarar vermeyecek şekilde olması zorunlu.

        Türkiye’de ne oluyor? Çevreden bihaber müteahhitler, ormanları, arazileri katlederek, çok az güçte elektrik üretmek için etrafı berbat ediyor. HES yapılan derelerin hiçbirinde balıklara geri geliş yolu bırakılmıyor. Denebilir ki, derede doğal yaşamın devamı için belli seviyede su bırakılıyor. Ama denebilir. Pratikte uygulamalar farklı. En son Artvin’de köylüler derelerine yapılan HES’i protesto ettiler. Bakalım neler olacak?

        Yazı Boyutu

        Diğer Yazılar