AK Parti'nin tartışmalı terör ekonomisi
Terörün önüne ekonomik paketlerle geçilmesi yönünde AK Parti Hükümeti’nin atmış olduğu ciddi adımlar var. Fakat çare olabilmiş değil. ‘Köye Dönüş Projesi’yle, mağdur köylülere ödenen ciddi paralar, Doğu’ya tersine göçe sebep olmadığı gibi, halk arasında bu paraların hükümet tarafında değil Avrupa Birliği Fonlarından aktarıldığı inancı yaygınlaştı.
Doğu’da terör mağduru bir köye yapılan yardımın muhataplarından birisiyle konuştum; ‘Bizim topraklarımız, yıkılan evlerimiz hepsini toplasan 30 bin TL etmezdi. Ama devlet bizim aileye 170 bin TL civarında yardım yaptı. Kimse de İstanbul’daki düzenini bozup geri dönmedi. Hatta daha fazla yardım almanın yollarını aramaya başladılar. Hatta “ Devlet, Avrupa’nın bize ayırdığı paraları bize ödemeye mecburdur” bilinci oluştu. Yani yapılan yardımlar için Türkiye Cumhuriyeti’ne değil, Avrupa’ya teşekkür etmeye başladılar.’
Bu örnek, hükümetin iyi niyetli girişiminin dönüp nasıl kendini vurduğunu ortaya koyuyor. Durum böyle olunca, ne kadar para aktarılsa bile yanlış politikalar sebebiyle bu kaynaklar tekrar terörü azaltmak yerine, besler hale geliyor.
Terör için atılan ekonomik adımları şöyle özetlemek mümkün; ‘Gideceğiniz yeri bilmiyorsanız, vardığınız yerin önemi yoktur.’ Şehit ailesinin yaşadığı sıkıntıyla, terör mağduru bir ailenin almış olduğu yardımlar yan yana koyulanca tepkinin daha geniş alanlara yayıldığı da unutulmamalı.
AK Parti Hükümeti’nin rahatsız ettiği ve desteğini almakta zorlandığı diğer kesim ise iş dünyasının büyükleri. Bugün büyük ölçekli birçok iş adamının, AK Parti Hükümeti döneminde yaşadığı muhakkak surette bir mağduriyet söz konusu. Bazısı kazandığı ihaleyi hayata geçirmekte zorluk çekmiş, kimisi yaptığı işe baskı sebebiyle hükümete yakın birilerini ortak almak zorunda kalmış. Fakat nihayetinde sesini yükseltme, hakkını arama cesaretini de tek parti hükümeti sebebiyle bulamamış. Bu cephede el altından, çaktırmadan hükümetin terör politikalarına destek olmuyor. Hatta yıpranması için bir sebep olabilir mi, ona bakıyor.
Terörle mücadelenin askeri ve yargı ayağında benzeri sıkıntıların olduğunu söylemeye gerek var mı? Hükümetle, ordu, yargı ve iş dünyası arasında oluşan güven bunalımı terör cephesinin elini güçlendiriyor. Hükümetin zayıflamasını, halk nazarında zemin kaybetmesini beraberinde getiriyor. Sebebi ise açık; ‘Kuvvetsiz adalet ve adaletsiz kuvvet iki büyük felakettir.’ Aslında Türkiye, bugün iki felaketi beraber yaşıyor, ama birisi çıkıp bunu haykıramıyor.
İş dünyasındaki bazı önemli iş adamları bile terör problemini yaşadıkları ekonomik sıkıntılar ve adaletsizlik temeli üzerinden anlatmaya çalışıyorsa, AK Parti yönetiminin şapkayı önüne koyup düşünmesi gerekir. Çünkü içeride bir ahenk olmadan dışarıya karşı birlik içinde mücadele zor.
Tolstoy diyor ki; ‘Herkes insanlığı değiştirmeyi düşünür de, hiç kimse kendinden başlamayı düşünmez.’
KTHY Nasıl Kurtulacak?
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) hükümetlerinin, Kıbrıs Türk Hava Yolları’nı (KTHY) havacılık tecrübesi olmayan geniş siyasi kadrolarla idare etmeye çalışmasının kötü bir tablosuyla karşı karşıyayız. ‘KTHY Peşkeş Çekiliyor’ iddiaları ise palavra. Doğrusu yıllarca KTHY’nin çiftlik gibi yönetildiğidir.
Mehmet Ali Talat’ın Cumhurbaşkanlığı döneminde, Derviş Eroğlu hükümetteydi ve şirketin tablosunun bozuk olduğunu biliyordu, ama Cumhurbaşkanlığı seçimleri nedeniyle bir şey yapmadı. Hatta Türk Hava Yolları’nın (THY) KTHY’ye için gönderdiği Genel Müdür Bilal Ekşi’nin iyileştirme yönünde attığı tüm adımları, seçim sebebiyle Bakanlar Kurulu Kararı ile iptal etti. Türkiye’den gönderilen paralar da bu süreçte buharlaştı. Ve borç yükü daha da arttı. Türkiye bu gelişme üzerine KTHY’den elini ayağını çekti.
KKTC tarafı, Cumhurbaşkanlığı seçimleri sonrası Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ın kapısını çaldı. Yardım istedi. Yıldırım, onlara kurtarıcı adres olarak Atlasjet Hava Yolları’nı gösterdi. Bu gelişme de Türkiye ve KKTC tarafında ilginç karşılandı. Neden tek bir havayolu tartışması sebebiyle, başka hava yolları da destek için davet edildi. Bu defa Pegasus Hava Yolları, Atlasjet’ten daha iyi bir teklif sununca ortalık karıştı.
KTHY’nin Türkiye’nin desteği olmadan sağlıklı uçması söz konusu değil. Çünkü şirket olarak KTHY ve uçakları Türkiye tescilinde, kontrolünde, denetiminde. Fakat Ulaştırma Bakanlığı’nın kurtarıcı olarak tek adresi göstermesi de yanlış oldu. Hatta işi iyice karıştırdı. Ama asıl karıştıran KKTC tarafı oldu.
Bu arada, Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü (SHGM), haklı olarak iki ay önce şirketin mali durumu sebebiyle KTHY’yi uyardı. Uyarıların karşılanmaması nedeniyle de ‘İşletme Ruhsatı’nın 3 ay askıya alınmasına yani uçuşlarının durdurulmasına karar verdi. İş iyice berbat oldu. KKTC tarafı da bu gelişmeleri hesap edemedi. ‘Hem kel, hem fodul’ misali, gerçek kurtarıcıyı bilemedi. Duvara tosladı.