Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        AK Parti Hükümeti’nin işbaşı yapmasıyla beraber cesaretle üzerine gittiği ve kamuoyunda ciddi yankı bulduğu ‘Uzanlar Operasyonu’ bir nevi mevzuatlara uygun tam temizlik yapılamadığı endişesiyle tekrar gündemde. O tarihlerde Uzanlarla kavgalı olan Doğan Grubu’nun da desteğiyle hükümet Uzanları Anadolu sahnesinden sildi.

        Ancak Uzanlar, bilinen tecrübeleriyle boş durmadı. Enerji ve Tabii Bakanlığı, 2003 yılında ÇEAŞ ve Kepez Elektrik şirketlerine el koymasıyla birlikte Kıbrıs Rum kesiminde faaliyet gösterdiğini açıklayan Libananco Holdings, bu iki şirketin önemli hissedarı olarak meydana çıktı. Zarara uğradığı gerekçesiyle Türkiye aleyhine 10 milyar dolarlık dava açtı. İşlerde bundan sonra karıştı. Çünkü Türkiye’nin ilgili kurumları ve özellikle bu işle görevlendirilen hukuk bürosunun zaman zaman ciddi zafiyetleriyle karşılaştık.

        Şimdi bu davadan Türkiye’nin önüne anapara ve faiziyle birlikte 21,5 milyar dolarlık bir fatura çıkarsa, sorumlusu kim olacak? Davanın bu aşamaya kadar gelmesi bile Uzanların lehine bir durum. Türkiye tarafının da yanlış tavırları, uluslararası arenada yeterince varlık gösterememesi, hazırlıklar esnasında ortaya çıkan tartışmalar mevzunun sıkıntılı olduğunu göstermeye yeter. Dolayısıyla bu dava sanıldığı kadar kolay geçmeyecek.

        Mesela Coşar Hukuk Bürosu’nun savunma hazırlıklarını geciktirerek, zamanında verememesi bile nereden bakarsanız bakın hayra alamet değil. Yıllarca çeşitli ülkelerde saklanan, bazen izine rastlandığı denen anlarda tekrar ortadan kaybolmayı başaran Hakan Uzan’ın bu dava için Paris’e ifade vermeye gelmesinden, netice için Uzanların ümitli oldukları tablosu ortaya çıkmıyor mu?

        Coşar Hukuk Bürosu, Amerikalı ortaklarına güveniyor olabilir, ama ortada dönen paranın gücü umalım her şey kadir olmaz. Eğer Uzanlar, Paris’te verdikleri mücadeleden başarıyla çıkarlarsa Türkiye’de tartışacağımız bol malzeme olacaktır.

        Uzanlara Amerika Da Destek Verebilir

        Ayrıca Uzanları verdikleri mücadelelerinde, yıllarca saklanmada gösterdikleri başarılarında da Ürdün gerçeğini, Amerika’nın uydusu Ürdün devletinden aldıkları desteğin görülmesi icap eder. Güney Kıbrıs tescilli Libananco şirketinde Uzanların adamı olarak ortaya çıkan Ali Cenk Türkkan’ın da Ürdün’ün başkenti Amman’dan telekonferans yöntemiyle mahkemeye katılarak tanıklık yapacağı iddiaları bile Ürdün’ün bu davadaki pozisyonuna işaret ediyor. Anlayacağınız Uzanların arkalarında görünen destekler önemli.

        AK Parti Hükümeti her ne kadar da Ürdün ile ikili ilişkileri geliştirmişse de Uzanlarla olan bağlantılarda mesafe kaydedememiştir. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, Paris’teki Libananco’nun, Türkiye’nin kazandığı Polonyalı Nowa Huta şirketi Uzanlar lehine Türkiye’ye açtığı Polonya–1 ve Polonya–2 davalarına benzerliğine dikkat çekiyor, ancak Fransa’daki durum çok farklı. Her şeyden önce Paris’te sunulan belgelerle birlikte, davanın görüldüğü yer ve ifade verenler de farklı.

        Bu dava çok sıkı takip edilmesi ve hiçbir şeyin atlanmadan göz önünde tutulması gereken bir dava. Paris’te şu ana kadar meydana gelen gelişmeler de Uzanların lehine oldu. Paris’in seçilmesi bile Türkiye’nin teyakkuzda olması için tek başına yeterli sebep.

        Yeterince tartışmamız vardı, ama Uzanların yeniden sahne alması gündeme gelmesi de yabana atılacak bir şey değil.

        Referandum Memura Endeksli

        Hükümet bir yandan Anayasa taslağıyla ilgili bilgilendirme çalışmalarını Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, Adalet Bakanı Sadullah Ergin, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik ve AK Parti Grup Başkanvekili Bekir Bozdağ gibi isimlerle yaparken diğer yandan referandum seçeneğinden iyi sonuç alabilmek için işi sıkı tutuyor. Başbakan Recep Tayip Erdoğan ise işin psikolojik boyutuyla, halkla olan temasıyla yakından ilgileniyor.

        Özelikle şimdiye kadar ihmale edilmiş kamu çalışanlarına yönelik iyileştirme maddelerinin Anayasa taslağında yer almasının bile tolumun önemli bir kesiminde yankı bulacağına inanılıyor. Memurların ‘toplu sözleşme’ hakkını, bu Anayasa taslağının yürürlüğe girmesi halinde elde edecek olmaları, referandumun neticesi hakkında beyin aritmetiği yapanların kafasından soru işaretleri oluşturuyor.

        Dün konuştuğum önemli iki isim, Anayasa taslağındaki tartışılan maddelere değil, kamu çalışanlara yönelik iyileştirmelere işaret ederek, referandum halinde ‘evet’ oylarına bu hususların ciddi etki yapacağının altını çizdi. Ayrıca ‘Yargı Kurumları’nın da halk üzerinde olumlu etkileri olmadığına da bu iki önemli isim özellikle işaret etti.

        Tespit ettiğim görüntü şu; Taslak üzerindeki tartışmalar değil, referandum olması halinde nasıl bir tablonun ortaya çıkacağı daha fazla merak ediliyor.

        AK Parti Hükümeti’nin Anayasa üzerinde yapmak istediği değişiklikler için çok geç kalması, istediği desteği muhalefetten alamaması, ama her şeye rağmen yoluna devam etmesi bir kırılmaya sebep olacak. Halkın ‘evet’ veya ‘hayır’ı da bu zedelenmeyi tedavi eder mi? Sabredip göreceğiz…

        Yazı Boyutu

        Diğer Yazılar