Türkiye'de ciddi düzeyde bir klasik müzik var mı?
Dünya çapında bir Türk bestecimiz var mı? Murat Bardakçı 8 Kasım’da yayınlanan yazısında, önemli bir entelektüel tartışmanın fitilini ateşledi. Tekfen Filarmoni Orkestrası’nı Batı’nın gerçek bir orkestrasının konserine gitmişçesine zevkle dinlediğini yazan Bardakçı şu soruları gündeme getirdi: “Böyle güzel, zevkle dinlenen ve dünya çapında bilinen eserler bizde neden bestelenmedi?’ diye düşündüm...
Türkiye’nin ‘Musiki İnkılâbı’nın üzerinden bu kadar uzun seneler geçtikten sonra, hiçbir zaman ciddî şekilde kabul görmemiş birkaç bestecisini bir çevrede kendi kendine reklam etmeyi bir tarafa bırakıp dünya çapında kompozitör çıkaramamış olmasının sebebini açıkça tartışması gerekiyor. Eksiklik nerede ve kimde? 1930’larda ekonomisini tahıl ihraç ederek ayakta tutmaya çalışan Türkiye o zamanların bütçesinde önemli bir yer tutan ‘Musiki İnkılâbı’ yatırımını yanlış kişilere ve yanlış politikalara mı yaptı? Başarısızlıkta memleketin geleneksel müziklerine dudak bükmenin tesiri oldu mu? Sadece “mecburî hizmet” gereği eser veren besteciler yetiştirmekten niçin kurtulamadık?
Ve, en önemlisi: Halk, bu müziği neden bir türlü benimsemedi?” Bardakçı’nın sorularına ilk cevap konuya dahil olan Fazıl Say’dan geldi.
İki isim arasında ateşlenen ve klasik Batı müziği çevrelerinin de katıldığı polemiği bugünkü sayfamıza taşıdık.
İşte farklı görüşler...
Gülin YILDIRIMKAYA
gulinyildirimkaya@haberturk.com
‘Hayali bırakalım musiki inkılâbımız gümbür gümbür çöktü’
HABERTÜRK YazarıMURAT BARDAKÇI:
Türkiye’de 1930’lardan itibaren devlet politikası olarak bir klasik müzik okulunun yaratılmasına çalışıldı. Buna ‘musiki inkılâbı’ dendi. Ancak, politika zoraki ve tepeden inmeci olduğu için, hayallerdeki müzik bir türlü yaratılamadı ve arzu edilen noktaya gelinemedi. Bu başarısızlıkta yüzlerce yıl kendi gelenekleri doğrultusunda bir musiki icra etmiş olan Türklerden, birkaç yıl içerisinde bambaşka bir kültürün ürünü olan yepyeni birmusiki yaratmalarının beklenmesi gibi bir hata vardı. Bir başka yanlışlık da bin küsur yıllık geleneksel müziğin yeni bir ideoloji doğrultusunda tamamen gözardı edilmesi ve ezgilerinden hiçbir şekilde yararlanılmamasıydı. Dolayısıyla, yapılması istenen musiki inkılâbı devletin sağladığı büyük imkanlara rağmen başarılı olamadı, halk bunları benimsemedi. Kaldı ki, Atatürk bile hayatının sonuna kadar sadık bir alaturka dinleyicisi oldu.
Kendi kendimize reklamı artık bir tarafa bırakıp açık konuşalım: Bugün dünyaca ünlü bir bestecimiz maalesef yoktur. Türkiye en fakir yıllarında tahıl ihracından kazandığı parayla yurtdışına öğrenciler göndermiş ve bu kişilerin önemli bestelere imza atacaklarını zannetmiştir ama bu hayal boş çıkmıştır. Kâğıt üzerinde çok sayıda ‘resmi bestecimiz’ vardır fakat eserleri dünyada hiçbir şekilde kabul görmemiştir. Bestelerinin başka memleketlerde Türkler tarafından çalınması yahut rica-minnet birkaç yabancıya icra ettirilmesi onların tanınmış besteciler olduğunu göstermez, ortada bir zorlamanın bulunduğunu gösterir. Dünya çapında bestecilerimizin varolduğuna inanan klasik müzik meraklılarımızın hayal görmekten vazgeçerek bizden niçin bir Smetena, Villa Lobos veya Haçaturyan gibi önemli ve bilinen isimlerin çıkmamış olduğunu ciddi şekilde tartışmaları gerekir. Kesin olan gerçek, senelerdir yapılan bunca masrafa, emeğe ve zorlamalara rağmen musiki inkılâbının çökmüş olduğudur.
‘Bardakçı haksızlık ediyor, çok güçlü bestecilerimiz var’
Andante Klasik Müzik Dergisi Genel Yayın Yönetmeni SERHAN BALİ:
“Türk Beşleri”yle yola çıkan “ulusal müzik okulumuz” 19. yüzyıl sonu-20. yüzyıl başında ortaya çıkan İskandinav, İspanyol vb. ulusal okullarıyla aynı düzeyde anılmayı kesinlikle hak eder.
Yatırım yapılan isimler doğru isimler. Akses, Rey, Saygun, Alnar ve Erkin’den oluşan “Türk Beşleri” ve hemen sonraki kuşak, bu desteği hak ettiklerini, kariyerleri boyunca verdikleri üstün eserlerle sergilemişlerdir. Ne var ki bu sanata devlet katında verilen destek 1950’li yıllardan itibaren tedricen azalmış ve günümüzde “sureta” seviyesine inmiştir. Klasik müzik, hayatta kalma ve üretme gücünü her dönem siyasal iktidar ve özel sermayeden almıştır, kendisini besleyecek geniş taban, gelişmişler de dahil hiçbir ülkede yoktur.
Bu müzik Türkiye’de son 50 yıldır “bilinçli, sistemli ve gönülden” destekten yoksundur. Bu ilgisizlik sayesinde bugün geniş kamuoyu, içinden çıkmış bestecileri ve eserlerini dinleyemez, tanıyamaz haldedir. Nota yoktur, kayıt yoktur, orkestralar çalmaz. Kendi devletinin, özel sermayesinin ve halkının destek çıkmadığı bir “Türk Ulusal Müzik Okulu” nun dünya kamuoylarında rahatça tanınmasını beklemek safdillik olur. Peki, halkımız, devleti üvey evlat konumunda gördüğü için mi bu müziği benimsemedi? Elbette tek faktör bu değil. Türk Ekolü’nün, yüzyıl önce tamamen bir şark toplumu olan Türkiye’de bu müziğin temellerini atarken, yerelmüziklere ve çalgılara daha müsamahakâr ve kucak açıcı olması beklenirdi. Bağlamanın operaya sokulmadığı, onunla özdeşleşmiş makamların bestelerde kullanılıp Dede Efendi’ye dudak bükülmesi, Türk halkının evrensel çok sesli müziği coşkuyla benimsemesinin belki de yolunu tıkamıştır. Çok güçlü bestecilerimiz var, bunlar dünyada artık daha fazla çalınıyorlar ama Türkiye’de kaç kişi bu gerçeğin farkında? Hakiki bir musikişinas olanMurat Bey Türk bestecilerini sevmiyor olabilir ama “öznel yargısını normhaline getirme çabasıyla” maalesef bu müziğe büyük haksızlık etmiştir.
‘Klasik müziği zorla sevdirmeye çalışmak doğru olmadı’
Keman Virtüözü CİHAT AŞKIN:
Dünyaya mâl olmuş ve çok sesli müzik yazan bestecilerimiz var ancak sayıları iki elin parmaklarından azdır. Sanatçılıkta ölçü bir bestecinin ya da icracının dünyaya mâl olup olmaması değil yazdıklarının veya çaldıklarının estetik anlamda güzel olup olmamasıdır. Bu da herkese göre değişir. Sanat bugünün dünyasında maalesef liyakat ile ölçülmemekte ama global medyaya hakimiyet ve popülerlik ile ölçülmektedir. Bu da doğru değildir.
YASAĞI ATATÜRK KALDIRDI
Klasik müzik başlangıçta devlet destekli olarak yaşamaya çalışan bir müzik türüdür. Bu da Osmanlı döneminde başlamıştır. II. Mahmud döneminde dahi bandonun halk arasında batı müziği melodilerini çaldığını okuyoruz. Cumhuriyet ile birlikte bunda artış yaşanmıştır. Türk müziğinin radyolardan yasaklanarak zorla klasik batı müziğinin sevdirilmeye çalışılması doğru olmamıştır. Bu yasağı Şükrü Kaya koymuş ama Atatürk kaldırtmıştır. Devlet desteği ile süregelen gayretler müzisyenler tarafından yeterince sivil toplum anlayışı ile devam ettirilmemiş ve çalışmalar 1990’lı yıllara kadar sivil toplum tarafından yeterli derecede paylaşılamamıştır. Klasik batı müziğini sevenler de, Klasik Türk müziğini sevenler gibi müziği sivil hayat içerisinde yaşatarak sevdirmeye çalışsalardı daha farklı bir tablo ortaya çıkabilirdi.
‘Haçaturyan Erkin’den daha iyi bir besteci değil’
Keman Virtüözü SUNA KAN:
Çoksesli müziğin temeli Avrupa’da asırlardır var, bizde ise henüz yüz sene bile olmadı. Ayrıca bir Saygun, bir Erkin, bir Usmanbaş bugün dünya çapında besteciler. ‘Klasik müzikte dünya çapında bestecimiz yok’ söylemini kabul etmiyorum.
Erkin, Haçaturyan’dan aşağı kalır bir besteci değildir. Haçaturyan kadar tanınmıyor çünkü onu tanıtmak için ne yaptık biz, Türkiye ne yaptı?
Hangi yabancı orkestralara çaldırdık?
Sorun dünya çapında bir bestecimizin olup olmaması değil, dünya çapındaki bestecilerimizi dünyaya tanıtamamak. Bugün dünya çapında 4-5 tane bestecimiz var, tıpkı birkaç çalgıcımız olduğu gibi.
Halk bunu istiyor diye diye Türk halkının beğenisini gittikçe aşağıya çektiler. Ama yavaş yavaş halkın beğenisini yükseltmek medyanın, devletin, herkesin görevi.
Bir de tabii Türkiye’nin bir sanat politikası yok. 1962 yılında gittiğim Van’a, Bitlis’e, Hakkâri’ye bir daha gidemedim. Çünkü çağıran yok, ben de tek başıma illa konser vereceğim diyemem. Bu iş politika işi. Beni yollayacak, benden sonraki jenerasyondaki gençleri yollayacak ki devamlılık olacak.
‘Musiki inkılâbı başarılıydı ama sürmedi’
Müzik Yazarı ERSİN ANTEP:
Bu konudaki atılımlar gerçekten kararlı ve bilinçliydi. Atatürk daha 1924’ün ilk aylarında Cumhurbaşkanlığı makamına bağladığı bugünkü Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nı da kapsayan müzik kurumunun başındaki Osman Zeki Üngör’ü musiki müesseseleri müdürü olarak atamıştı. Müzik alanındaki tüm yetkiyi ona verdi.
Atatürk’ten sonra, müzik alanında devletin bir politikası mevcut olamadı. Bu sadece klasik batı müziği değil, Türk sanat müziği, Türk halk müziği, caz vs. için de geçerli. Ancak buna rağmen özellikle Saygun, yavaş yavaş Erkin, devletin desteği olmadan dünyada tanınmaya başlandı. Genç bestecilerden Fazıl Say da bu durumda. Ama bunda İdil Biret, Gülsin Onay gibi değerli sanatçıların büyük etkisi var. Onların yabancı solist ve bestecilerle olan dostluklarının payı büyük.
Bugüne kadar kendi ülkemize konser vermek üzere davet ettiğimiz sanatçılara dahi, Türk bestecilerin eserlerinden birini seslendirme zorunluluğu getirmiş olsaydık, Haçaturyan ya da başka besteciden hiç de aşağıda kalmayan, değerde eserler veren bestecilerimiz daha çok tanınırdı.