Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Gazetecilerle dertleşen Tolga Karel’in gözyaşları tartışma yarattı...

        HER adımlarıyla olay olan ünlülerin kimi zaman bir röportajda içlerini döktüklerine şahit oluruz. Çoğu, kendini yalnız hissettiğini söylerken sade hayatlara ne kadar özlem duyduğundan bahseder. ‘Daha ne istiyorsun ki’ dedirten bir yakınmadır bu sade vatandaşlar için...

        Kimi kafasına koyduğunu yapar bir gün çeker gider, kimi evlenir çoluk çocuğa karışıp eksik

        kalan yanını aile ile doldurur, kimi de işini ve şöhretini “her şeyi” yapar, zorunlu bir kayıtsızlıkla yoluna devam eder. Farklı farklı tezahür eden ama çoğu hikâyede aynı olan bir son var: Şöhret önce baş döndürüyor, sonra kara kara düşündürüyor. “Her şeyin bir bedeli var” sözü belki de onlara yakıştığı kadar kimseye yakışmıyor. Türkiye’nin gelmiş geçmiş en yüksek reytingli dizilerinden birinde oynayan, iyi para kazanan, ünlü olan ve bu yüzden çok mutlu olması gerektiğini(!) düşündüğümüz oyuncu Tolga Karel’in geçtiğimiz günlerde gazetecilere “Param çok ama huzurum yok. Çok yalnızım. Eve gittiğimde dört duvar arasında yapayalnız kalıyorum. Sizi karşılayan bir eşiniz, çocuklarınız var, benimse hiçbir şeyim yok” demesi “reklam”dan öte bir şeydi. Üzerine konuşmak, sormak gerekiyordu, biz de sözü onlara bıraktık: Şöhret mutluluktan götürür mü? Hem şöhretli hem mutlu olmak gerçekten hayal mi?

        GÜLİN YILDIRIMKAYA

        gulinyildirimkaya@haberturk.com

        ‘Bu piyasa insanı toplumdan başkalaştırıp, yalnızlaştırıyor’

        Yapımcı ARMAĞAN ÇAĞLAYAN:

        Sizin değer yargılarınızla toplumun değer yargıları ayrıştıkça mutsuzlaşıyorsunuz...

        Olumsuzluğu getiren bence şöhret değil, eğlence sektörünün içinde çalışıyor olmak. Yani sadece ünlü olup, egosu şişen ve sonra o egosunu doyuramayan insanlardan değil, bu piyasada çalışan bir sürü insandan duyuyorum aynı şeyi. Mesela menajerler de mutsuz. Çünkü herkesin eğlence olarak yaptığı bir şeyi siz iş olarak yapıyorsunuz ve sizin eğlence alanınız kalmıyor. O zaman hayatta sizi başka şeyler eğlendiriyor. Onlar da mutsuzluk getirebiliyor. Hadiselere toplumdan farklı yerlerden bakmaya başlıyorsunuz. Bu piyasanın içinde olmak sizi toplumun değer yargılarından uzaklaştırıyor, sizin değer yargılarınız oluşmaya başlıyor. O yüzden kendinizi giderek daha yalnız hissediyorsunuz, onlardan başka hissediyorsunuz. Bir süre sonra işinizi yaparken hiç de eğlenmiyorsunuz. “Aaa ne güzel bir iş yapıyorsun! Çok eğleniyorsunuz” şeklinde bakılıyor ama siz orada hiç eğlenmiyorsunuz, işinizi yapıyorsunuz. Sizin değer yargılarınızla toplumun değer yargıları ayrıştıkça da siz daha çok toplumun dışında kalmaya başlıyorsunuz. İşte yalnızlığı getiren nokta bence burası. Bence bunun reçetesi: Böyle mutlu olmayı öğreneceksiniz. Bunun tek yolu bu. Bu şartlarda, ‘ünlü’ ya da ‘ünsüz’ ama bu piyasanın içinde çalışan insanlar, bu piyasa şartlarında mutlu olmayı öğrenecekler. Belki de çok derin mutsuzluklar yaşayacaklar ama ufak mutluluklarla hayatlarını sürdürecekler. Bir de bu kadar çok ağlaşmayı da doğru bulmuyorum. “Ben çok yalnızım, ben çok mutsuzum çünkü ünlüyüm” diyorlar. Ona bakarsanız benim annem de çok mutsuz. TEKEL işçisi de mutsuz, üniversite öğrencisi de mutsuz. Bunun sonu yok. İnsan kendi kendini mutlu etmeyi öğrendiği sürece her yerde mutlu olur.

        Eski Manken MERVE İLDENİZ:

        ‘Şöhretten kurtulabilmek için işi bıraktım!’

        Bunu az ve öz cümleyle izah etmek bir anlamda doğru, bir anlamda yanlış. Eğer egon çok ezikse ve o şöhrete ihtiyacın varsa, şöhret seni mutlu eder ama kalıcı bir şey olmadığı için, onu koruma kaygısı ve kaybetme korkusu seni yine mutsuz edecektir. İnsanların mutluluğu araması da saçma; mutluluk, mutsuzlukla var olabilen bir şeydir. Mutluluk da mutsuzluk da anlıktır; sabah uyanırım kedimi ölü bulurum mutsuz olurum, dışarı onu gömmeye giderim güneş ısıtır mutlu olurum. Mutluluk da mutsuzluk da bu kadar uçucudur. Ama huzur başka bir şey, huzur kalbinin dediğini yapmaktır. Hem şöhretli olup hem de mutlu olabilirsin aslında. ama gösteri sanatları egoyu çok gıdıklayan bir şey olduğu için, kişinin egosunun çok kontrollü olması lazım. Egosuz olmalı diyemem çünkü hepimiz öyleyiz. Ama egosunun huysunu suyunu bilen, onu kontrol eden biri şöhretle mutsuz olmaz hatta bunu ileride kullanabilir. Aksi takdirde egosu onu esir alır ve mutsuz eder. Bu mutsuzluğu da şöhrete yamamamak lazım. Ama bu dünyada egosunu kontrol atlına alabilen kaç insan var bilmiyorum. Çoğu kişi başta bir mutluluk dönemi yaşıyor ardından mutsuz oluyor. Ben işi bıraktığım zaman şöhretten kurtulacağımı umdum hatta bunu diledim ama öyle kolay kurtulunabilecek bir şey değil. Mutluluğun belli bir reçetesi yoktur, kişiye özeldir. Herkes bodruma gelip mutlu olmayı beklemesin. Bana ne güzel her şeyi bıraktın, evin ne güzel diyenlere siz de gelin diyorum ama “hayır, iş burada” diyorlar. Birçok insan içindeki sesi başka değerler uğruna satıyor, bu insanlar da paraya satıyor kendini o zaman! O zaman da ister şöhretli olun ister şöhretsiz mutlu olmazsınız. Mutluluk ve mutsuzluk aslında şöhretle, parayla değil, egonuzu ne kadar kontrol ettiğinizle ilgili.

        Çoğu şöhretli insan şöhreti hazmedemiyor, psikiyatrdan destek alıyor

        Psikiyatr Prof. Dr. Mansur BEYAZYÜREK:

        Şöhret bağımlılık yapıyor. Şöhretli insanların psikolojisinde aslında o şöhrete bağımlı olma hali var. Eğer gazetede çıkmazsa, televizyonda gözükmezse, haberi olmazsa depresyona giriyor. Yani kendisiyle ilgilenilmiyor diye bir ruhsal çöküntü içine giriyor. Bu da şöhrette mutluluk kılmıyor. Şöyle ki, “Şöhretli insan yalnız insandır diye bir laf var”. Neden? Bunu normal bir insan, bu duyguyu hiçbir zaman yaşamaz. Mesela siz bir şarkıcısınız, beş bin kişiye konser veriyorsunuz. “Hep beraber” diyorsunuz, beş bin kişiyi koca bir orkestra gibi yönetiyorsunuz. Şöhretli insanla beraber beş bin kişi birden coşuyor, o ne derse onu yapıyorlar. Konser bitiyor, ışıklar sönüyor, herkes evine gidiyor. Beş bin kişiye komut veren o şöhretli insan, kendini nasıl hisseder? Etrafında üç kişi, beş kişi de olsa, sizin, benim gibi insanlar da olsa etrafında kendini yapayalnız hissediyor ve “Nereye gitti o gücüm?” diyor. Ama rölatif bir şey bu. Biz etrafımızda üç, beş kişi olsa o yalnızlığı hissetmeyiz de, onlar o kalabalık kitleden sonra, o kalabalığın olmayışını yaşamaları yalnızlık hissettiriyor. Bu şöhretli kişinin, şöhreti özümsemesiyle ilgili bir şey. O kişiler bazen bunu hazmedemiyor. Dikkat ederseniz, birçoğu uyuşturucu yoluna sapıyor, onunla baş edebilme adına alkolik oluyor. Ama bu işi gayet de sağlıklı götürenler var. O halde ortaya o şöhretli insanın kişiliği geliyor. Çoğu şöhretler bu şöhreti hazmedemiyor. Ve bunun sonucunda da, bu yalnızlıkla baş etme adına, ruhsal rahatsızlıklar, alkol ve uyuşturucu kullanımı geliyor. Bana da böyle vakalar gelmesi bir tarafa gazetelerde de okuyorsunuz. Hemen hemen birçoğu da “Psikiyatriste gittim, psikiyatristim bunu söyledi” şeklinde konuşuyorlar. Çoğu destek alıyor, almaları da gerekiyor zaten.

        ***

        ‘Şöhret güzel bir şeydir, para mutluluk ve çevre getirir’

        Sanatçı CAN GÜRZAP:

        Şöhret kötü bir şey değil ki! Şöhret olanlar mutsuz diye bir şey yok. Bence şöhret geldikten sonra daha fazla mutlu olma imkânı vardır.

        Mutlulukla şöhret ayrı kavramlar ikisinin birbirini etkileyeceğini zannetmiyorum ama mutsuz bir insan kolay kolay işinde başarılı olamaz. Bence şöhret geldikten sonra daha fazla mutlu olma imkânı vardır. Şöhret tanınmışlığı getirir, çevrenin genişlemesini sağlar, dolayısıyla maddi açıdan da bir katkıda bulunur. Tabii mutluluk sadece bunlarla bağlantılı değildir ama mutluluğun içinde bu kavramlar da vardır. Fakir bir insan, çocuğunu okutamayan bir insan ya da iyi bir hastanede doğru dürüst tedavi olamayan bir insana “Mutlu” diyemeyiz. Mutluluk pek çok şeye bağlı bir şeydir. Dar bir çerçeveye sokulmaz. Yani şöhret olan insanlar mutlu olamaz diye bir şey söz konusu değildir. Temelinde sağlam bir kendine yatırım yoksa, kendini donatma açısından bir yeterli yatırım yoksa şöhret kolay kolay kaldırılamaz. Benim babamın bir lafı vardır, onu çok severim: “Şöhrete ulaşmak çok kolaydır ama o şöhreti devam ettirmek zordur” der, artık bir günde bir televizyon dizisinde başrol oynayıp şöhret oluyorsunuz. Tesadüfi başarılar şöhret getirir ama bir süre sonra bu şöhret söner. Önemli olan, şöhreti sürdürmektir. Bunun için de başarıyı yakalamak, dolayısıyla çalışmak gerekir. Şöhret güzel bir şey, kötü bir şey değil ki!

        Psikiyatr Prof. Dr. ARİF VERİMLİ:

        ‘Şöhret insanların sevgisini kazandırır’

        Kişinin etrafında bulunan insanların pozitif sevgisi, benlik saygısını son derece artıran bir durumdur. Şöhretli insanlar için bu bir besindir. Dolayısıyla bu şöhreti, bu besini hiç kimse kaybetmek istemez. Hep bahsedilen “şöhretle gelen yalnızlık”la ne kastediliyor bilemiyorum. İnsan hem şöhret sahibi olabilir hem de yalnız olmayabilir. Bence insan bir taraftan şöhretli olabilirken bir yandan da mutlu olabilir. Her insanın karakteriyle paraleldir. Bizimkisi çok profesyonel bir göz. Normal toplumda yaşayan insanların çok şöhretli gördüğü insanları biz sağlıklı görmeyebiliriz.

        Yazı Boyutu

        Diğer Yazılar