Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Ev alma komşu al demişler. Ne güzel söylemişler. Gerçekten ben artık oturacağım yerde sağıma, soluma bakıyorum. Şimdi diyeceksiniz ki “Ne alaka?”; çok alakası var efendim. On gündür belki daha fazla Tülin Şahin’in komşuları beni mail’lerle, Instagram’dan DM mesajlarıyla bunalttılar. Tülin ve Mehmet yıllar sonra bir yol ayrımına girdiler, boşanıyorlar. Kaç yıldır evliler... Belli ki sıkıntılı bir durum var. Onlar bu sorunlarla uğraşırken komşular bize her şeyi anlatıyor. Yok Mehmet’in alkol sorunu, yok Tülin’in eve gelmeyişleri... Sabahlara kadar süren kavgaları... Daha neler neler... Evlilik kurumuna saygımdan yazmadım. Yazmayı da düşünmedim. Görmemezlikten geldim. Benden yanıt alamayınca belli ki başkalarına gönderdiler. Amaçlarına ulaştılar; yazıldı, çizildi. Şunu demek istiyorum: Birçok kişi gazetecilere kızıyor ya, ama etrafına hiç bakmıyor. Sağlarında sollarında onların ne yaptığını anlatan o kadar çok kişi var ki, onları yok sayıyorlar.

        Benim hatırladığım komşuluk

        Herkesin çocukluğunun komşuları vardır. Benim çocukluğumdaki komşuluk da bir acayipti. Akraba, aile gibi. Annem ve babam hâlâ görüşüyor hepsiyle. Hiç kopmadılar. Birlikte yemek yer, birlikte güler, birlikte ağlarlardı. Evde tuz, limon, şeker, ekmek kalmasın, “Git kızım bilmem kimin kapısını çal” derdi annem. Ben de giderdim çalardım hiç çekinmeden. Sonra büyüdük. Kapı komşumuzu tanımaz olduk. Selamsız, sabahsız insanlar vardı. Ben mahalle seviyorum, o büyük büyük bin katlı sitelerde oturamıyorum. Nefes alamıyorum. Zaten hep şehir içinde mahallelerde oturuyorum. Kapı komşumu tanımam, selamlaşmam, hal hatır sormam şart. Tamam tuz, limon, şeker istemiyoruz, ama en azından tanıyoruz. Dedikodu meselesine gelirsek, benim bildiğim komşulukta komşular tabii ki dedikodu yapardı ama bu kadar değildi. Şimdi çok acımasız oldu herkes çok.

        Avşar’ın Selfie’sinde bunlar da olacak mı?

        Hülya Avşar yeni bir filmle görücüye çıkmaya hazırlanıyor, biliyorsunuz. Adı, “Selfie”. Hülya Avşar filmi hakkında bilgi verip “Beni duştan çıkarken bile göreceksiniz” demiş. Tamam belli ki yemek yerken, uyurken, gülerken, ağlarken, düşünürken, çalışırken, kızıyla, kardeşiyle, eski eşi Kaya Çilingiroğlu ile ablası Leyla’yla falan göreceğiz. Peki bunları görecek miyiz:

        Evine özel bir misafir geldiğinde...

        Birileriyle flörtleşirken...

        Mesajlaştığı insanları...

        Mum ışığında yemek yediği özel anları... Daha uzatabilirim bu listeyi tabii. Yani madem her şey her türlü kart açık oynanacak Selfie’de. Bence tüm bunları da koymalı. İşte o zaman Hülya Avşar farkını rahatlıkla konuşabiliriz.

        Siz uyurken

        Tuvalette iki kadın kendi aralarında konuşuyor. Kadınlardan biri, “Mehmet’e kesin bir dille ‘Ya yüzük ya da güle güle’ diye resti çektim” diye anlatıyor. Kız merakla “E o ne dedi?” diye sordu. Diğer kız da “Daha yanıt vermedi” dedi. Öteki, “Hım, zannediyorum daha da yanıt vermeyecek. Bu durumu bir kez daha yaşadım. Yanıt vermeden kaçıyorlar” diye anlatmaya devam etti.

        Yanımda bir çift oturuyor. Hani bazı mekânlarda masanın bir tarafında koltuk, bir tarafında da sandalye olur ya, ikisi de koltukta yan yana oturuyor. Çocuk bir anda ağlamaya başladı. Nasıl ağlıyor ama. Ağlayan erkek. Mekân kalabalık. Kız da hiç oralı olmadı eline telefonu aldı, kurcalayı durdu. Çocuğa bir şey demedi, sormadı bile. Çocuk ağladı, ağladı, sonra kendine geldi, garsondan bir kadeh bir şey istedi. Öyle devam ettiler geceye.

        Yazı Boyutu

        Diğer Yazılar