Globalleşen güvercin
İnsanoğlunun doğayı kontrol etme takıntısı her geçen gün biraz daha artıyor. İnsanlar güvercinleri büyük şehirlerde istemiyor. New York Üniversitesi profesörlerinden Colin Jerolmack ise güvercinlerin, besleyicilerinin peşinde... Hatta bir de kitap yazdı: Global Güvercin
New York'ta bir toplantı. Konu: Güvercinler ve şehirler. Bahçelerde, parklarda "Güvercinlere yem vermeyin" uyarısı var. Türkiye'den gelenler için şaşırtıcı bir uyarı. Zira bizde güvercinler baş tacı. Buradaysa farelerle güvercinler aynı muameleyi görüyor. Belediye New York'ta güvercin beslemeyi suç haline getirmek de istiyor.
New York'taki nüfusları 1 milyon. Aşırı hızlı üredikleri için "kanatlı fare" adını takmışlar hayvanlara. Yemlerine doğum kontrol hapı karıştırıp üremelerini engelleme planı üzerinde çalışıyorlar. Nitekim New York Üniversitesi profesörlerinden Colin Jerolmack'ta bu konu üzerinde tam 3 yıl çalışmış. Jerolmack'ın güvercinleri, onları besleyenleri ve hatta yarıştıranları takibi New York, Güney Afrika, Berlin, Londra ve Venedik'i kapsıyor. Yani Jerolmack güvercinlerin peşinden Trafalgar'a da gitmiş, San Marco meydanına da. Kitabın adı "Global Güvercin". Kitabının kapağında Queens'teki Ozone Park'ta yıllarca güvercin yetiştirmiş Carmine Gangone'nin fotoğrafı var.
Gangone'nin özelliği; 2'nci Dünya Savaşı'nı görmüş, yaşamış ve savaştan sonra kendini güvercinlere adamış bir isim olması. Kitabı göremeden vefat etmiş. Lakin göçüp gidene kadar her sabah apartmanının çatısına çıkmış, güvercinlerini beraber uçmaları ve başka kuşları da kandırıp kendi çatısına getirmeleri konusunda eğitmiş. Gangone bu yolla kuş ırklarını karıştırdığına ve dolayısıyla aslında halkları da kaynaştırdığına inanırmış. Ölmeden önce de Porto Riko'lu bir oğlanı yerine yetiştirip bırakmış, gözü arkada kalmasın diye...
MİLYON DOLARLIK GÜVERCİN YARIŞI
Global Güvercin, Darwin'in bir sözüyle açılıyor. "Araştırma yapmak gerekiyorsa, tartışmalar faydasız. Hep güvercinlere bakılmalı." Darwin özellikle güvercinleri incelemiş çünkü güvercinlerin özellikle belirgin soyları diğer bütün hayvanlardan -köpeklerden bile- farklı ürüyor. Ve aslında güvercinlerin hepsi kaya güvercini denen vahşi bir türden üremişler. Jerolmack, tarihçilerin, bilim adamlarının güvercine dair hep bir merak içinde olduğunu anlatıyor. Zira güvercinler insan elinde büyüdüğü, yetiştiği vakit en mükemmel türünü doğaya sunabiliyor.
Jerolmack, hayatını güvercinlerin peşinde geçiren insanları tanımlarken ''Çok farklılar'' diyor. Tarihte güvercin yarışçıları için "Fakir adamların at yarışı" dendiği anlatan araştırmacı, bunun özellikle işçi sınıfı arasında moda olduğunu (özellikle İngiltere, Belçika, Almanya ve Polonya) söylüyor. Göçmenler için bu hâlâ geçerliliğini koruyor! Bu, etnik kimliğine çok bağlı insanlar için bir nevi yaralarını sarma, tedavi olma süreci! Güvercin yarışları da işin eğlencesi. Lakin Güney Afrika'da milyon dolarlık güvercin yarışlarını düzenleyenler ve güvercin besicilerinin hepsi varlıklı insanlar; sahip oldukları güvercinlerin fiyatları yüzbinlerce dolarla ifade ediliyor. O topraklarda bu artık profesyonel bir iş halini alıyor ve atyarışı kadar da elit bir spor olarak görülüyor. Araştırmacı, Berlin'de tanıştığı Türk güvercincilerinse bu işe daha duygusal yaklaştığını, herkesin kendi bölgesinin güvercinin övdüğünü söylüyor. "Ankaralı Ankara, Sivaslılar da Sivas güvercinlerini övüyordu" diyor.
GÜVERCİNCİ TÜRKLER
Jerolmack'ın Berlin'de görüştüğü Türk güvercinciler kuşlarına sadece Türk yemi verdiğini özellikle vurgulamış. Çünkü bu onlar için adeta sosyal bir bağ, güvercinlerin kafesleri de kendilerine vatanlarını hatırlatıyor ve hiçbir zaman bir kafes sadece bir kafes değil, geçmişlerinden kopmamak için bir yuva. Berlin'deki güvercincilerle New York'takiler arasındaki temel fark şu: New York'takiler güvercinleri sayesinde başkalarıyla tanışıyor, etnik kimliklerini başka mahallelere kaydırıyor, Berlin'de ise bu sadece kendi dilinden insanlarla kaynaşmak için bir metod, yani güvercinler yoluyla dahi Türkler entegre olmayı seçmiyor.
Türkler için güvercinlerin kafesleri ve Kreuzberg'de buluşup da güvercin yarıştırdıkları yerler onlara yabancı topraklarda da bir gün özgür olabileceklerinin bir işareti. Jerolmack'ın araştırması için tanıştığı ve röportaj yaptığı 26 Türk'ün neredeyse yüzde 90'ı vatan hasreti çektiklerini ve bir gün muhakkak eve dönmek istediklerini anlatmışlar. Hatta öyle ki, "Güvercinlerimiz ve biz aynı kanı taşıyoruz. Bir gün hep beraber döneceğiz" diyenler de olmuş.
'Şehirler güvercinlere o kadar hızlı adapte olamıyor'
Peki güvercinler neden erkek dünyası? Zira kitapta bir tane dahi kadın güvercin yetiştiricisi yok. Jerolmack, bu işin keyfi olduğu kadar pisliği olduğunu da söylüyor. ''Kadınlar kafes yapmak, yemlerin durduğu ağır kapları taşımak ve güvercinlerin pisliğini temizlemek istemiyor. Çoğunun hem kızı hem oğlu olduğu halde, onlar erkek çocuklarını cesaretlendiriyor. Ayrıca erkeklerin birçoğu da eşlerinin ve sevgililerinin kafeslerden uzak durmasını istiyor.'' Peki belediyelerin güvercinlere karşı aldığı önlemlere sıcak mı bakıyor Jerolmack? ''Neden önlem aldıklarını anlıyorum. Çünkü güvercinlerin pisliğinde potansiyel bir tehlike var. Güvercin pisliği, içerdiği amonyak ve ürik asit nedeniyle çeliğin paslanmasına, yapıların aşınmasına yol açıyor. Güvercinlerin şehir yapılarına bu kadar hızlı adapte olması ise başka bir tehlike, lakin şehirler güvercinlere o kadar hızlı adapte olamıyor.'' Jerolmack'a göre insanların güvercinlerden bu kadar tedirgin olmalarını da insanların doğayı kontrol etme merakından kaynaklandığını ve kontrol edilemeyen bir hayvan türünden ötürü bir nevi derin kültürel asab bozukluğu yaşadığını anlatıyor. Bir de elbette güvercinlerin sosyal düzeni bozmaktan çok insan sağlığını tehdit eden bir durumu var. Ama yine de insanlar kendilerini en yalnız hissettikleri an bu ruh halini en kolay güvercinlerle çözüyor. ''Onlara yem atmak bile insan ruh sağlığına iyi geliyor'' diyor Jerolmack. Araştırmacıya göre insanlar için artık çocuk doğurmaktan çok hayvan beslemeyi tercih ediyor. Dolayısıyla hayvan sevgisi de bir nevi doğum kontrol yöntemi.