'Yalan olmasın, oyun olsun'
HAYAL kurabilen ve kurduğu hayallerin peşinden kalbini, ruhunu, emeğini kanat yapıp uçabilen insanlara bayılıyorum ben. Kurdukları hayalin gerçeğe dönüştüğünü görmek ise mest ediyor beni. Kemal Aydoğan, Mert Fırat, Timur Acar, Onur Unsal, İnan Ulaş Torun, Selçuk Aydoğan, İrfan Varlı, Bengi Günay, Erdal Çiftçi, Orhan Tozkoparan, Barış Yaman ve İlksen Başarır, aylardır Bahariye'deki eski Moda Sineması'nı Moda Sahnesi adında yeni bir yaşam alanına dönüştürmek için çalışmaktaydı. İlk kez şubat ayında, inşaat halindeyken gittiğim Moda Sahnesi'nde, geçtiğimiz cumartesi günü, Stefan Tsanev'in yazdığı, Kemal Aydoğan'ın yönettiği, Mert Fırat, Aslı Tandoğan ve Volkan Yosunlu'nun rol aldıkları 'Bütün Çılgınlar Sever Beni' adlı oyunu izledim. Moda Sahnesi'ne adımımı attığım anda ağzım kulaklarımdaydı çünkü karşımda çocuksu bir heyecanla kurulan ve insanların sanatla sarmaş dolaş olmasını sağlayacak olan bir hayalin vücut bulmuş hali vardı. Oyunu izlerken ise hem çok güldüm hem de üçüncü sayfa haberleriyle dolu hayatlarımıza dair çok düşündüm. Yosif'i canlandıran Mert Fırat'ı komedide izlemeyi özlemişim, doyasıya tadını çıkardım. Oyunun Angel'ı Volkan Yosunlu'nun duru oyunculuğuyla tanıştığıma çok memnun oldum. Maria'ya can veren Aslı Tandoğan'ın üzerinde beyaz bir elbiseyle arp çaldığı sahnelerde, yeryüzü meleklerinin varlığından emin oldum. Matineyle suare arasındaki boşluktan yararlanıp onlarla oyunu konuştum...
Moda Sahnesi'nde seyirciyle buluşan 'Bütün Çılgınlar Sever Beni' adlı oyunda rol alan Aslı Tandoğan, Mert Fırat ve Volkan Yosunlu, "Aşkta yalan olmasın, oyun olsun" diyor
■ Bir zamanlar 'Eğitimim yok, tiyatro sahnesine çıkamam" diyordun Aslı. Mert mi kandırdı seni?
Aslı Tandoğan: Öyle oldu.
Mert Fırat: 'Kapalıçarşı' dizisinde birlikte oynarken, Aslı'ya hep "Birlikte tiyatro da yapalım" diyordum. Zamanının olmadığını ancak dizisinin olmadığı bir döneme denk gelirse yapabileceğini söylüyordu. Bu kez tam öyle bir dönemde teklif ettim. Bana "Evet" dedi, arkasından yeni dizisi başladı.
A.T.: Açıkçası bu oyun için görüşmeye gelirken kabul etmemek üzere gelmiştim. Bana tiyatro yapamazmışım gibi geliyordu. Hatta yönetmenimiz Kemal Abi'ye, "Benim sahne fobim var, lafımı unuturum" dedim. O da "Sen bir dene, yapamıyorsan ben söylerim" dedi. Rolüm gereği arp çalacak olmam beni cezbetti. Biliyorsun, arp bölümü mezunuyum. Diziler arasında koşuşturmaktan uzun zamandır arpla ilgilenemiyor, insanlara arp çalamıyordum.
'İKTİDAR ZEHİRLENMESİ'
■ Oyun üçüncü sayfa haberlerinin kahramanlarına dönüştüğümüzü bizi güldürerek gözler önüne seriyor. Karakterler Maria, Angel ve Yosif, bize kendi hikâyelerinin içinde bir Meryem-Yusuf-kutsal ruh hikâyesi de sunuyor. İzlerken hep "Ağlanacak halimize kahkahalarla gülüyoruz" dedim...
Volkan Yosunlu: Bunlar seyirciye geçebildiyse ne mutlu bize. Metin çözümlemesi yaparken aşk, para, cinsellik, meslek etiği, güç, iktidar gibi kavramlar üzerinde çok konuştuk. Oyunun öylesine bir bulvar komedisi şeklinde akmasını istemedik. Metin çok sağlam, yazar kodları çok güzel yerleştirmiş.
M.F.: Amacımız sadece seyirciyi güldürmek değil. Yazar tekstte bulvar komedisine, vodvile dönüşen hayatlar ve ilişkilerle dalga geçiyor. "Gazetelerin üçüncü sayfalara haber olan şeyleri küçümsesek de aslında onlar bizim gerçeğimiz" diyor. O haberleri defalarca okuyor, yaşıyor ama yine aynı hataya düşüyoruz. Gücü ele geçirip kirlenmeyi, iktidar zehirlenmesini çok güzel anlatmış yazar. İnsan iktidarı, gücü, erki ele aldıkça hep daha fazlasını istiyor. Komedinin içinde tüm bu dertleri de anlatıyoruz.
■ Yosif karısının sadakatini onu cezbedecek biriyle karşılaşmamasına bağlıyor, karısını sınıyor. İnsanın olduğu gibi görünmesi ya da göründüğü gibi olması ona imkânsız geliyor. Sizce mümkün mü?
A.T.: Ben hayata şüpheci bakmıyorum. Göründüğü gibi olan insanlar var.
M.F.: Metropol hayatı insanda güvensizlik yaratabiliyor. Kalabalık şehirlerde hepimiz kendimizi giderek daha az güvende hissediyoruz. Korku toplumu söz konusu. İktidar sahiplerinin yarattığı düzlem bu korkuyu besliyor. Bir 1800'lü yıllarda yazılan romanlardaki karakterlere bak bir de günümüzdekilere. Bugünün karakterlerinin çoğu paranoyak ya da şizofren. Dolayısıyla normal bu olmaya başlıyor. Herkesin ricaları ve kabulleri var. Bir yerlerde olabilmek için kendimizden veriyor, sonra da bunun vebalini ödüyoruz. Giderek daha çok bir ricalar toplumuna dönüşüyoruz.
V.Y.: İstanbul'da tüketimi pohpohlayan bir kitledeyiz. Üretim de var ama aslolan tüketim. "Acaba bununla ileride bir iş yapabilir miyim?" mantığıyla ilişki kuruluyor. İş ilişkileri "Kimseyle kötü olmayayım" yaklaşımı üzerinden yürüyor. Sonuçta insan en çok kendini tüketiyor.
■ Afişte oyunun ismi 'Bütün Çılgınlar Sever Beni ya da Baştan Çıkarma' diye geçiyor. Aşk bir baştan çıkarma, strateji oyunu mudur?
M.F.: Benim için aşk inanmaktır. Bir insanın hayatına dahil olmaya ve onu kendi hayatına dahil etmeye inanmak... Bence oyun kurmaya hiç gerek yok!
A.T.: Oyun olsun ya! İşin en zevkli kısmı oyun. Yalan olmasın, oyun olsun!
M.F.: Bak bu güzelmiş!
A.T.: Yazarın oyuna yerleştirdiği kodlardan bahsettik ya; bırakalım kodlarımızı aşk yazsın. Karşına öyle biri çıkar ki tek lafına inanmazsın ama onunla gidersin. Aşk böyle bir şey; tutkulu....
‘Sağlıklı insan oyunculuk yapmalı ’
■ Mert, iç barışını sağlayamamış insanların aşk hayatlarının sorunlu olduğunu söyledin. İş hayatı ve oyunculuk için de geçerli mi bu durum?
M.F.: Kesinlikle! Bir oyuncunun rolden çıkamaması, "Rol üzerime yapıştı" ya da "Role girdim, sette millete kılıç çektim" demesi buna örnektir. O ne ya! Olacak iş mi bu! Sağlıklı insan oyunculuk yapmalı. Teknik denen şey mutlaka halledilir ama önce insan olmak gerekiyor. Karı-koca olmak, yakın arkadaş olmak, oyuncu olmak; bence bunların hepsi önce insan olmakla ilgili. Ruh ve beden sağlığı mutlaka düzgün işlemeli.
V.Y.: Bir de iktidar mücadelesine girmemeliyiz. Bir şeyi birlikte yürütmek ya da büyütmek varken, işte de ilişkilerde de bunun yerine "Ben bir adım önde olayım. Elimin altında biri bulunsun" diyerek hareket etmeye başladığımızda, işin tadı tuzu bozuluyor. O noktada işin de ilişkinin de enerjisi yok oluyor.
‘Huzur AŞKTA!’
■ Oyunda Yosif’in dört dörtlük giden evliliğini kurcalamasını izliyoruz. Söz konusu aşksa rahat
batar mı insana?
A.T: Bana batmaz, ben huzur arıyorum. Huzur varsa tamamdır.
V.Y.: Batmaz. Aslı haklı, huzur çok önemli.
M.F.: Bana da batmaz. Bu kişinin kendisiyle olan hesaplaşmasıyla doğru orantılı. Kendi iç barışını sağlamış insana rahat batmıyor. Biz “Huzur aşkta ” diyoruz.
‘Aslı sahne tozunu KÂSE KÂSE yuttu'
■ Prova süreciniz nasıl geçti?
V.Y.: Biliyorsun provalar sırasında burası inşaat halindeydi. Aslı kâse kâse yuttu sahne tozunu.
M.F.: Moloz yuttu resmen.
■ Artık tiyatrodan vazgeçemez yani...
M.F.: Çok zor! Aslı bildiğimiz tüm tiyatro kurallarını altüst etti. Altüst etti derken, yanlış anlaşılmasın. Çok başka bir bakış açısı var. O bakış açısıyla öyle sorular sordu ki bizim de mevcut durumu sorgulamamızı sağladı. Kuliste kendi aramızda "Oyunun başlamasına 15 dakika kaldı" diye konuşurken, "Beni böyle germeyin" diye isyan ediyordu. Çok doğal biri Aslı, olduğu gibi biri. Tepkileri anlık ve içten.
A.T.: Zaten ilk defa tiyatro sahnesine çıktığım için stresliyim. Tam rahatlamak için nefes egzersizleri yaparken sahne amirimiz Erdal Abi, hızlı hızlı yürüyerek "Oyunun seyirciyle buluşmasına 10 dakika kaldı" deyince geriliyorum ve "Beni strese sokmayın" diyorum, ne yapayım? Kemal Abi'nin (Aydoğan) verdiği karakter analizi ödevlerini teslim ederken de geriliyordum. Ben yarım sayfa yazmış oluyordum, Volkan 30 sayfa.
V.Y.: Ama en çok Aslı'nınki beğeniliyordu.
‘Seviyorsan GİT KONUŞ!’
■ Mert’in canlandırdığı iktidar meraklısı Yosif karakteri dışarıdan bakıldığında ne kadar iticiyse, hayatın içinde böyle adamlar kadınlara daha çekici geliyor. Neden Aslı?
A.T.: Kadınlar da var bu durum. Sanırım Angel gibi daha duygusal olan adamları kaçak güreştikleri için sevmiyoruz. O kaçak güreşme ve açılamama hali romantiklik değil, oyunda da söylendiği gibi eziklik gibi geliyor bize. Kadın erkeğin ona da duygusuna da sahip çıkmasını istiyor.
V.Y.: Oyun da erkek aklının ve iktidarının parodisi var ama bir yandan da erkeğin avcı olmasını bekleyen bir kadın var. Hayatın içinde de bu durum mevcut. Kadın kendi gücünün farkına varabilmiş değil. Bu bazı erkekleri alfa erkeği olmaya, baskın erkek olmaya itiyor. Bazı erkekler de iki adım geriden gidiyor. Hangisi doğru bilemem.
M.F.: Alfa erkeği olan, testosteron kavgasına, iktidar mücadelesine giren erkekler de var; zamanında duygusunu paylaşamayan, emek vermeyen, kaçak güreşen erkekler de... Yemek yiyelim, vakit geçirelim, sevişelim ama ilişkimiz olmasın. Yok ya!!!
■ Mert ne içten “Yok ya ” dedi öyle!
M.F.: Ama yok ya! Sonra da “Görüşüyoruz ama benden beklentisi yok” derler. Nereden biliyorsun? Her kadının bu şekilde zaman geçirdiği birinden beklentisi vardır. Bu düzende kadın da beklentilerini bastırıyor, kabullerini düşürüyor. Sonuçta da ortaya kalitesiz ilişkiler çıkıyor. Seviyorsan git konuş bence, emek ver, kaçak güreşme!