Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Bugün size, "muhteşem yüzyıllar"da yaşanmış bir hikaye anlatacağım.

        Yüzyıllar ötesinden süzülüp gelebildiğine göre; okumaya değer...

        "Gaddarlığı" ile demeyelim de "sertliği" ile tanınan Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim doğu seferine çıkarken Şeyhülislam Zembilli kendisini belirli bir yere kadar uğurlamış. Dönüşte elleri arkadan bağlı 400 kadar insan gören Şeyhülislam "Bunların suç ne?" diye merak edince görevliler anlatmış;

        - Bunlar, ipek ticareti yasağını çiğneyen tüccarlar ve kervan mensupları. Yüce padişahımızın emri ile idam edilecekler...

        Gerçeği öğrenir öğrenmez atının yönünü geri çeviren Zembilli, yola devam eden padişaha yetişir ve bir "maruzatı" olduğunu bildirir;

        - Padişahım!... Yolda elleri arkadan bağlı tüccarlar gördüm. Eğer muradınız öldürmek ise Allah katında bu caiz değildir. Adamlar ticaret yapıyor. Ben ortada öldürülmelerini gerektiren bir suç göremedim.

        Zembilli'nin devlet işlerine karışmasına kızan Yavuz Sultan Selim;

        - Devletin otoritesini korumak için adam öldürmek caiz değil mi?

        - Caizdir Padişahım...Ama devletin düzenini bozduğu, büyük fitne çıktığı, otorite sarsıldığı hallerde caizdir. Burada öyle bir durum yok.

        - Dedim ya; saltanat işlerine karışmak senin görevin değildir...

        Ölümün bile vız geleceği anlar vardır

        Kendi vezirlerinden sade vatandaşa, çoluk çocuğa kadar binlerce insan için "ölüm emri vermiş ve uygulatmış" Yavuz Sultan gibi bir padişahla böyle diyaloga girmek, kelleyi koltuğa almaktır. Ama Zembilli böyle bir korkuya teslim olmayacak kadar "adam gibi adam"dır...

        - Sultanım... Bu saltanat değil, ahiret işidir. Yüzlerce masum insanın haksız yere kanının dökülmesi ile ilgilidir ve buna karışmak da görevimdir. Susup sizi tasvip edersem günah ve sorumluluğunuza ortak olurum. Eğer onları affederseniz işlemekte olduğunuz büyük günahtan kurtulursunuz. Aksi halde, zulüm işlemiş ve günah yüklenmiş olursunuz...

        Sözlerini bitiren Zembilli, izin bile almadan atının başını çevirip hızla uzaklaşır. Kesim ölüm anlamına gelen bu tavır, tartışmayı izleyen diğer devlet erkanını hayretler içinde bırakırken Yavuz Sultan Selim bir süre olduğu yerde hareketsiz kalır. Daha sonra da öfkesini yenmiş olarak sakin bir sesle kararını açıklar;

        - Söyleyin Zembilli'ye, onları affettim. Gidin hepsini salıverin!...

        Aldığı eğitimin, kültürün ve ahlakın gereğini yerine getirebilmek için ölümü bile göze alma cesareti gösteren Zembilli gibi bir gerçek devlet adamı sayesinde yüzlerce insanın hayatı kurtulmuş olur.

        Biraz da "doğru anlaşılma" vaktidir

        Bu öykü günümüzde, üç kuruşluk sıfat, beş kuruşluk maaş, on kuruşluk koltuk karşılığı kıvır kıvır kıvırtanlara, bir gün önce söylediğini ertesi günü yalayanlara "yanlış anlaşılma hastalığı"ndan muzdariplere ithaf olunurken kısadan hissenin de yeridir...

        Devletimizin sayın büyükleri; şu anda önemli mevkilerde bulunmaktasınız... Bunun yanında eş, anne-baba, kayınpeder-kayınvalide oldunuz... Hatta dede oldunuz, dede...

        Eeee artık biraz da Zembilli olmayı deneyin...

        Yarın için, gazetecilerin önce alınıp sonra geri verilerek sevindirilen "yıpranma hakkı"na kendilerini de yamayan "milletvekilleri"ni yazacaktım. Ama Sevgili Osman (Gençer) dün bana söz bırakmamış.

        46 yıllık meslek hayatımda çok meslis, çok milletvekili gördüm ama böylesine bir "fırsatçılar topluluğu"na ilk kez tanık oluyorum.

        "Ben oy vermedim" diyerek yan ceplerini açma yüzsüzlüğü sergileyenlere de bu tür bir "yasal soygun" sonrasında kişisel red hakkını kullanan ilk milletvekili olarak Türk parlamento tarihine geçen rahmetli Adnan Kahveci'yi hatırlatıyorum.

        Yazı Boyutu

        Diğer Yazılar