Okaliptüs, şehir ağacı mı?
Okaliptüsler, bildiğimiz duyduğumuz bataklık ağacıdır.
Çok hızlı büyüme özelliğine sahip bu tür, özellikle Türkiye’nin kıyı bölgelerinde çok sayıda bataklık arazinin sularını emip, tarıma kazandırılmasına katkıda bulunmuştur.
Ama bu ağaçlar kesinlikle kentler için uygun değildirler. Dikildikleri kaldırımları ya tamamen kaplarlar ya da çevresinde bulunan beton, parke taşı gibi kaplama malzemelerini kaldırarak, dağıtarak kent estetiğini bozarlar.
Farmakoloji alanında da önemli bir yere sahip bu ağaçlardan 3 tane de bizim evin yakınlarında var.
Birisi yeterli suyu bulamadığından olsa gerek nazlı nazlı büyüse de “kaldırım bozma” görevini başarı ile yürütüyor.
İkisi ise sokaktaki kanalizasyon buralarından bol su mu alıyor ne ise tam birer “azman” oldu. Birisi zaten dar olan kaldırımı iri gövdesiyle tamamen kaplarken, hemen yakınındaki sokak aydınlatma lambasının direğini gövdesinin içeni aldı. Diğeri çevresini saran beton kaplamadan 50-60 cm yüksekliğinde “çadır” kurdu.
Belediye ekipleri her yıl gelip, özenle budasalar da, 3-5 ay sonda hiç budanmamış görünümüne bürünüyorlar. Genç dallar genelde gevrek olduğundan şiddetli rüzgarda kırılarak can ve mal güvenliği açısından tehlike yaratıyor.
“Basının diline düşme” korkusu mu?
Geçenlerde bir vakit bulup Bornova Belediyesi Park Bahçeler Müdürlüğü’ne telefon ettim ve ismimi belirterek bir yetkili ile görüşmek istediğimi söyledim.
Telefona çıkan kadın “Müdüre hanım dışarıda ama...” diyerek beni bir başka kadına bağladı.
Durumu anlattım, çevreye faydasından çok zarar veren bu ağaçların icabına bakılıp, yerlerine daha akıllı-uslu, estetik ağaçlar dikilmesini rica ettim.
Bayan kızgın bir sesle “Kesemeyiz, çünkü kesinlikle kent ağacı olmadığına inandığımız okaliptüsler yüzünden başımız hep derde giriyor. Mahallenin çevrecileri gazete ve televizyonlara haber verdikleri zaman, “yeşil düşmanı” olarak basının diline düşüyoruz” dedi.
“Ağacı, yeşili, çiçeği-böceği biz de severiz. Evimizin karşısında en az 10-12 tane ağacımızı dökme suyla, sevgiyle büyütüyoruz. Ama bunlar tam birer kaldırım düşmanı” dediysem de “bir inceleyelim”le konuyu da, telefonu da kapattı.
Boş arsalar birer çirkinlik abidesi...
Kent içinde kalmış boş arsaların bakımsızlığını, çöplük haline geldiğini, kuruyan yabani otların herhangi bir nedenle tutuşmasıyla yangın alanı haline gelip çevreyi çirkinleştirdiğini, İmar Kanunu’nun görevlendirmesine rağmen, belediyelerin bu konuda duyarsız davrandığını daha önce yazmıştım.
Madem konu bizim mahalleden açıldı, devam edelim;
Yine bizim evin karşısında “doğal SİT ve rekreasyon alanı” koruması altında bir yeşil alan var. Bir bölümü geçtiğimiz aylarda yandı. Ortalık şimdi, ağaç yanıkları, duyarsız vatandaşların çöpleri, inşaat artıkları yüzünden tam bir mezbelelik oldu.
Bornova Park ve Bahçeler Müdürlüğü’nde telefonla konuştuğum kadına bu çirkinliği de anlattım, “Park yapın demiyorum, ama hiç olmazsa bir düzenleyin” dedim.
Cevap yine hazırdı: “Şahıs tapulu alanlarda bir şey yapamıyoruz.”
Sadece Bornova Belediyesi yöneticilerine değil, sözüm tüm belediye yöneticilerine;
İmar Kanunu’nun 39, 40 ve 41. maddelerini şöyle sakin sakin bir okuyun ve gereğini yerine getirerek, yönetiminde bulunduğunuz kentleri bu çirkinlik abidelerinden, pislik yuvalarından, çöp depolarından kurtarın.