Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Geçen gün bir dekorasyon dergisinde gördüm. Bir mağazanın en büyük duvarını olduğu gibi fotoğraf çerçevesiyle doldurmuşlar.

        Hem de hiçbir orantıya dikkat etmeden, rastgele asmışlar. Üstelik çerçevelerin her biri ayrı telden çalıyor. Birbiriyle uyum diye bir şey yok.

        Duvarı ortalayalım, yamuk asmayalım gibi bir endişe, belli ki hiç yok. Ama nasıl güzel göründüğünü anlatamam.

        Fikir babasına çok özendim. Bir elinde çekiç, diğer elinde çivi, rastgele sallıyor. Duvarları delik deşik etme, paramparça bırakma kaygısı taşımıyor.

        Her halinden belli, risk alıyor ve bunu çok seviyor. Ne yalan söyleyeyim ben de çok sevdim. Hem duvarı hem de bu rahatlığı...

        Çünkü bizler müthiş garanticiyiz, kolay kolay risk alamamıyoruz. Ve evet, karşımızda bir duvar, bir yanımızda alet çantası, diğer yanımızda en sevdiğimiz tablo varken, üçünü ortak paydada, ha deyince buluşturamıyoruz.

        “Ya tablonun yerini beğenmezsem ya duvarı deldiğimle kalırsam” deyip, o çiviyi bir türlü o duvara saplayamıyoruz.

        Büyük başarılar, büyük riskler alınırsa geliyor biliyoruz ama gelin görün ki, tablo bize, biz tabloya, çekiçler duvara baka baka hanemize bir gün daha ekliyoruz.

        RİSK ALMAK

        Aslında risk alma kavramı ile alıp veremediğimiz bir şey yok. Sorun şu ki; alışkanlıklarımıza aşırı bağlıyız ve düzen bağımlısıyız.

        Hayatımızdaki herhangi bir değişim, lehimize dahi olsa, varolan şartlar iyileşecek bile olsa, elimiz gitmiyor, dilimiz varmıyor.

        Mamafih bu hayatta risk alan kazanıyor. Etrafımda onlarca, annesinin dibinden ayrılmasın diye ultra başarılı okullara gitmeyi reddedip, doğup büyüdüğü şehirdeki sıradan okullara giden tanıdıklarım var.

        Keza yakın çevremde, yurt dışından iş teklifi alan fakat buna rağmen sırf milli yemeklerini özleyecek diye reddeden insanlar da bulunuyor.

        Kırk yılın başı aç kalma riskini göze al ya da Çin yemeklerine alt tarafı 1 yıl talim et değil mi?

        Etmiyoruz; iki zeytinyağlı sarma uğruna risk almıyor, annemizin dibinde Türk yemekleriyle kilo almayı tercih ediyor, kariyer anlamında katiyen yol alamıyoruz.

        Alışkanlık marifet değil

        Sadece iş hayatı ya da eğitim hayatında risk almaktan kaçınsak, hadi bir derece. Ama bizler, özel hayatımızda da garanticilikten vazgeçemiyoruz.

        Sürekli kavga eden, birbirlerine katiyen tahammülleri kalmayan, onlarca çift tanıyorum. Sırf ortaokuldan bu yana birlikteler diye, evlenme kararı alıyorlar.

        Aslında ortak bir gelecek hayalleri falan yok sadece her sabah kalkıp diş fırçalamak gibi belirli alışkanlıklar bütününe ömür boyu imza atmaya kalkışıyorlar.

        Şayet bir gün, taraflardan biri risk alıp, imza atmak yerine, bu işi söküp atsa belki iki taraf da “sen çok yaşa” diyecek, ama alamıyorlar. Topu başkalarına attığıma bakmayın kim alabiliyor ki, öncelikle ben alamıyorum.

        Günlerdir salonun hemen sağındaki duvara, manevi değeri paha biçilmez olan bir tabloyu asmak istiyorum.

        Gelin görün ki, en iyi duvarın hangisi olduğuna karar veremediğim için ya tekrar çıkarmak zorunda kalırsam ve duvar delinirse diye, çekici vuramıyorum!

        İşte bu yüzden, risk alanların hayat felsefesi “canım sağolsun ile sefam olsun” arasında değişirken, biz tutucular “geçmiş olsun”larla ömrümüzü tüketiyoruz.

        Yazı Boyutu

        Diğer Yazılar