Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Nüfus kağıdım çok eski olmamasına rağmen ben bile farkındayım, her şey çok seri bir biçimde değişiyor. Ben küçükken sürekli olarak, artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmadığını iddia eden anneannemin ne demek istediğini, ancak değişen bir şeylere şahit oldukça anlamış olsam da, artık kesinlikle eminim, her şey değişiyor. Halbuki benim arkadaşlık ilişkilerimi görüp kendi arkadaşlıklarıyla karşılaştırdığında, yaşıtlarımın eğlence anlayışına bakıp kendininkiyle kıyasladığında, benim kıyafetlerimin –kendi deyimiyle- yerine bakıp genç kızlık gardırobuyla karşılaştırdığında o hep söylerdi de ben henüz değişen bir şeyler göremediğimden pek anlam veremezdim. Onun gençliğinde her şey ne kadar evladiyelikse, benimkinde de bir o kadar yüzeysel... Maalesef bu yüzeysellik her geçen gün daha da artıyor. O hem Beyler Sokağı'nda başlayan arkadaşlıklarını, hem de o arkadaşlıklara tanıklık etmiş eşyalarını 80 yıl sonrasına kadar taşıdı belki ama korkarım ben ve yaşıtlarım bunu asla yapamayacak. Çünkü artık ne ilişkilerin ne de eşyaların işçiliği de malzemesi de, uzun ömürlü olmaya müsait değil.

        SERİ YİYOR, SERİ GİYİYORUZ

        Popüler kültür ile hayatımıza giren önce yadırgayıp sonra pek sevdiğimiz fast- food kavramı nasıl ki, uzun saatler, sohbet eşliğinde geçirilen, bol çeşitli Türk yemek kültürüne ters düşmesine rağmen benimsendiyse, fast- fashion kavramı da aramıza girip, benimsenmeyi başardı. İpeğiyle, kadifesiyle, dikimiyle, işçiliğiyle zamanında tüm dünyanın ilgi ve beğenisi toplamış olan giysi anlayışımıza bakarsak bu kavram da bize pek uyum sağlamıyor aslında. Fakat dedim ya, hemen uyum sağladık, ülkemize adım attıkları andan itibaren İspanyol, İngiliz ve Amerikalı self servis yapan hızlı moda markalarıyla epey kaynaştık. Anneannem, hala kendi genç kızlığından kalma müthiş kaliteli birkaç kıyafetini saklayabiliyor belki ama bunun bizim için geçerli olacağını pek zannetmiyorum. İyi kumaş ve kaliteli işçilikle yapılan kıyafetler artık azınlıkta olduğu için ya arayıp bulmak ya servet harcamak ya da özel bir terziyle çalışmak gerekiyor.

        HIZIMIZA YETİŞEBİLENE AŞKOLSUN

        Ucuz tüketim ürünleri satan firmaların sayısı her geçen gün artarken, bunun sebebi elbette yükselen arzdan kaynaklanıyor. Evet, belki kullan at şeklinde yürüyen bu sistem kaliteli mallara olan ilgiyi azaltıyor ama bir yandan da, herkesin uygun fiyata eşit özellikli kıyafetler giymesine imkan veriyor ve kıyafet ile statü belirlenmesini engelliyor. Hızlı moda kavramı "hızlı" parantezinde kullanılan kavramlardan sadece biri... Hızlı- mobilya ise son birkaç yılda hayatımıza giren ve en az moda ve yemek kadar senli benli olduğumuz bir başka kavram. Yabancı firmaların köfte eşliğinde sunduğu hızlı mobilyalar, hem şık hem şirin, hem portatif hem de çok ucuz. Aslına bakarsanız bir ürün ucuzsa, diğeri pahalı ama bir kere "burası ucuzdur" ifadesi aklımıza kazındı mı, her şeyin ucuz olduğunu farz edip gönül rahatlığıyla alışveriş yapabiliyoruz. Bu firmalar sayesinde anneannenizin bize evlenirken hediye ettiği "rahmetli anneciğimin büfesiydi, bizim sokaktaki Hayri usta ona özel yapmıştı, ben de sana hediye ediyorum, gözün gibi bak" tarzı duygusal bir sahne yaşanmayacak belki ama mütevazı bir evi uygun fiyatlara döşemek mümkün olacak. Özellikle öğrenciler için bu firmalar biçilmiş birer kaftan... Evet, belki İstanbul'da okuyan arkadaşlarınızın evine gittiğinizde hepsinin evinde aynı kırmızı çöp kutusu, mavi koltuk ve kalpli yastığı görmeniz, hepsini aynı ev zannetmeniz olası ama yine de bir öğrenci için gayet makul. Aynı zamanda ucuz, basit ve yüzeysel. Hoş nasıl olsa hepsini orada bırakıp kendi şehirlerine dönmeyecekler mi?

        KULLAN AT ANILAR

        Evet, zaman değişiyor, insanlar, eşyalar, olaylar, ilişkiler, mekanlar her şey değişiyor. Hiçbir şey anneannemizinkine benzemiyor. Evladiyelik kavramı her geçen gün hayal oluyor. Geriye kullan at anılar kalıyor. Her şey bir yere yetişirmişçesine hızlanıyor. Aslına bakarsanız bu hız, bildiğimiz hızlı hareket edip daha fazla yol alan bir hız da değil. Aksine hızla ilerleyip, hızla sonlanan, sonra sizi yine başladığınız noktaya döndüren, elde var sıfır dedirten değişik bir hız. Hızla yiyip hiç vitamin, mineral alınmayan, önce midenizi birden şişirip birkaç saat içinde kazıyan yemekler gibi... Bu yeni sistemle arkadaş edinmek bile son derece hızlı; üç beş dakika, beş altı mesaj ile muhabbet kurmayı vaat eden sosyal paylaşım siteleri sağ olsun. Biz yeni nesle de tüm bu hengame arasında tek bir şey düşüyor; içlerinde yavaş, tadında ve derin olan birkaç detay -eğer hala varsa- seçip, torunlarımıza verebilmek için sandıklara kaldırmak...

        Yazı Boyutu

        Diğer Yazılar