Sıcak komşu Bakü
Bu aralar gezi için rotalar, gerek yurtiçi gerekse yurt dışı olsun deniz, güneş ve kumun olduğu yerlere çevrildi. Benim de seyahat yazısı olarak Bodrum, Antalya veya Çeşme’yi hedef almam gerekiyor belki ama ben bir değişiklik yapıp rotayı Azerbaycan’a, Bakü’ye çevireceğim. İstanbul’dan bineceğiniz Bakü uçağı yaklaşık olarak 2 saat 20 dakika sonra yere düşüyor. Bu kelimeyi uçakta duyarsanız biraz panik yaşayabilirsiniz belki ama bir Azeri ile geçirilen birkaç günden sonra arabadan düşmek, binadan düşmek, şehre düşmek kelimelerini sık sık kullandıkça, onların düşüşünün aslında inmek olduğunu çözebiliyorsunuz. İki dil arasında dağlar kadar fark olduğunu söyleyemeyeceğim, çok rahat karşılıklı anlaşabiliyorsunuz. Bakü’yü anlatmaya başlamadan önce, Bakülülerden bahsetmek istiyorum. En az dillerin benzerliği kadar fiziksel özelliklerimiz de birbirine yakın. Huyumuz, suyumuz, süsümüz, makyajımız, misafirperverliğimiz, centilmenliğimiz birbirine denk. Bütün Bakü’yü tanıma fırsatım olmadı belki ama tanıdığım herkes en az bizim kadar içten ve samimiydi.
AVRUPA’YI ARATMIYOR
Azerbaycan deyince petrolü bir kenara bırakırsak, nedense akla ilk gelen kareler çok da gelişmişliği ifade etmiyor, ya da benim oraya varmadan önceki ön yargılarım bu yöndeydi. Ve diyebilirim ki, uçaktan indikten (düştükten) sonraki 2 saat içerisinde hepsi birer birer yıkıldı. Burası parkıyla, bahçesiyle, binalarıyla, çeşmeleriyle, insanların giyim kuşamı, modernliğiyle, yolları, müzeleri, tiyatroları, kütüphaneleri ve konser salonlarıyla Avrupa şehirlerini aratmıyor. Elbette her şehrin geride kalmış arka sokakları ve ön plana çıkmış ana caddeleri var, burada da durum aynı. Deniz kenarına paralel uzanan ana caddenin üzerinde dünyaca ünlü giyim markaları yan yana sıralanmış. Hemen arkalarında ise onların “ince şehir” dediği eski şehirleri bulunuyor. Buradaki cumbalı evler tam ortasındaki kız kulesi tıpkı bizimkine benziyor. Eski şehrin sokaklarını ister golf arabasıyla ister yayan gezebiliyorsunuz. Seyyar tezgahlarda satılan kilimlerden, seramiklerden ve hatıra eşyalardan satın alabiliyorsunuz. Burasının bir nevi açık hava müzesi olduğunu kabul edersek, buyrun bir de kapalı Modern Sanat Müzesi’ne... İçeride Dali’den Picasso’ya kadar birçok Batılı sanatçının eserlerine ve çok sayıda Azeri sanatçının yapıtlarına yer verilmiş. Müze içerisindeki eserler de müze binasının kendisi de görülmeye değer.
Kente bir de tepeden bakın
Azeri mutfağı bizimkine oldukça yakın. Fakat gitmişken onlara has, Hazar Denizi’nden çıkan Asitrin balığını tatmanızı tavsiye ederim. Bu arada her fırsatta önünüze çay, çerez ve baklava getirileceğine emin olabilirsiniz. Şehrin gezilmesi gereken her yerini gezdiniz; Türk Konsolosluğu karşısında, ortasında Atatürk heykeli bulunan park, Türk Şehitliği, hemen hemen hepsinin ortasında Aliyev ailesinin, başta Haydar Aliyev olmak üzere bir ferdinin büstünün konulduğu park, bahçe ve çeşmeler, müzeler, deniz kenarı, eski şehir ve çarşılar... Geriye kaldı şehri yukarıdan kuş bakışı izlemek. Bunun için öncelikle Funikuyor yani bizim teleferiğimize karşılık gelen otobüse binerek yukarıya tırmanmalı, hem temiz havayı hem de güzel manzarayı içinize çekmelisiniz. Eğer yükseklik sizi kesmediyse daha yukarıya Bakü’nün en yüksek noktası olan dönen kuleye çıkabilirsiniz. 210 metre yüksekliğindeki kulenin adı Telegulle ve evet 360 derece dönüyor. Manzara için buradan daha iyisi yok. Gezmek için en iyi ayın mayıs olduğunu öğrendiğim Bakü’yü imkanı olanların gezmelerini tavsiye ediyorum.