Bırakalım canımız sıkılsın
Bir süre önce, Amerika’da çok satan kitapları almama gibi, kendimce bir prensip edindim.
Bunda New York Times’ın “Yılın En İyisi” dediği nice 700 sayfalık kitabın, Hollywood’un klişeleşmiş romantik komedilerinden ileri gitmiyor olmasının payı büyük.
Bir tek “Ufak Şeyleri Dert Etmeyin” kitabını bu gruptan ayrı tutuyorum. Kapakta yazan şu; “Amerika’da ilk defa bir kitap bir yılda 5.7 milyon sattı”.
Türkiye Standartlarında hayal dahi edilemeyecek bir rakam. Fakat beni cezbeden detay; kitabın, bu kadar kişi tarafından kitaplıklarına dahil edilmesi değil, Amerika’da 5.7 milyon kişinin, ufak şeyleri dert ediyor olmasıdır.
Kişi kendinden bilir işi; benim ufak şeylerim bir süre sonra kendi momentini kazanarak “dev şeyler” haline geldiği için, başlık bizzat bana ithaf edilmiş gibi hissettim.
İçerisinde, kulağa küpe edilesi tam 100 başlık var. Ama en çok içlerinden birisi, “mutlaka benim üzerime düşün” diyor; Bırakın Canınız Sıkılsın!
BİR GÜN 34 SAAT OLSUN
İnanır mısınız; son bir kaç yıldır kendi kendime hiç; “yapacak hiçbir şeyim yok, canım çok sıkılıyor, bir an önce akşam olsa” dediğimi hatırlamıyorum.
Bundan kısa bir süre önce “çok yoğunum” ifadesini, bir nevi kartvizit olarak kullanan insanlara sinir olurken, şimdi müptelası oldum. Her daim yoğunum.
Gün 34 saate çıksa sanki her şeyin yetişeceğine dair bir umut belirecek gibi. Ama gelin görün ki hiç değişmiyor, gün hep 24 saatten oluşuyor.
Günler, haftalar hatta yıllar benim yapılacak listeme yetmiyor.
İşte tam da, ben ve benim gibi sorunlu tipler için, sıkılmaya vakit ayırın diyor. “Yapacak onca şey varken, sıkılacak ne var şimdi?” diye söylendiyseniz, aramıza hoş geldiniz, ben de bire bir aynı şeyi söyledim. Üzgünüm ama sağlıklı değiliz.
Dedikleri şu kadar basit; kendinize canınızın sıkılacağı kadar boş vakit bırakmıyor, zihninizi boşaltıp, gevşeyemiyorsanız, yanlış yoldasınız.
Gevşemek, rahatlamak, küçük yerde ikamet eden, azıcık aşım kaygısız başım sloganıyla yaşayan, hayatlarında ahenkli bir “yavaşlık” olan insanlar için ne kadar olağan kavramlar... Ama bizler, büyük şehrin hırs küpü bireyleri için, kuş sütü kadar ulaşılmaz.
Nedeni belli; ana yemeği yerken tatlıyı düşünüyor, haftanın ilk günü, henüz pazartesi sendromunu atlatamadan, haftasonu organizasyonu yapıyoruz.
DENEMEKTEN NE ÇIKAR?
Kitabın yazarı Dr. Richard Carlson, Washington yakınındaki La Connor adlı “yapacak hiçbir şey olmayan” kasabada, bir terapi sırasında, “kendini can sıkıntısına bırakma” kavramı ile tanıştığını söylüyor.
Bizler de kitap sayesinde tanıştığımızı farz edelim. Denemekten ne çıkar ki?
Evet bir süre bu ölü zaman dilimine anlam veremeyip, bu kadar zamanda şu kadar iş yapardım şeklinde matematiksel hesaplar içerisine girebiliriz. Ama en iyi fikirlerin tuvalette gelmesinin bir anlamı olmalı.
Sadece yapılan işe konsantre olup, o anı düşünmekten başka şansımız olmadığını kabul edersek, belki daha yaratıcı bile olabiliriz.
Gün içerisinde kendine hiç es vermeyen, hayatı saat 08.00 ile 23.00 arasında yapılacaklar listesi tadında yaşayan sizlere ve aynadaki yansımama sesleniyorum; öldüğümüz gün listemiz hala dolu olacak!