Ruha yol gösteren ağaç
B itkiler arasında ayrımcılık yapma huyu olan bir insanım ben. Kaktüs sayesinde hayatın sürprizlerini hatırlar, menekşeden azla yetinmeyi öğrenirim. Japon gülünü anneme benzetir, sardunyada babaannemin evinin sessiz huzuruna yolculuk ederim. Orkideyi arkadaş olunmayacak kadar burnu havada bir insana benzetip karanfil gördüğümde hastane odalarını anımsar ve bulunduğum yerden kaçmak isterim. Zeytin ağaçlarıyla şakalaşabilsem de heybetli bir incir ağacının yanında ciddiyetimi bozmamaya çalışırım...
*
Palmiye ağacına gıcık olurum. Ne gölge yapabilen ne meyve verebilen bu ağacı bizim ülkede nerede görsem orada bir fesatlık ararım. Belki asıl vatanı olan Hawaii – Karayipler gibi bölgelerde bambaşka bir ruhla arz-ı endam eden bu ağacı bizim sahillerde görmek sinirime dokunur. Bugünlerde daha önce tanımadığım bir bitkiyle tanıştım. Anadolu sığla ya da günlük ağacı: Latince’si liquidambar orientalis (Liquid: akışkan, ambar: amber). Soyu tükenmekte olan ve yalnızca Anadolu’nun belli bölgesinde yaşayan bir ağaç. Endemik bir tür. Açık yeşil yaprakları çınara benziyor; hem zarif hem heybetli.
*
Sabah daha güneşin yeni doğduğu saatlerde Uzay oğlanı alıp dalıyoruz sığla ormanına; orman mis gibi kokuyor. Elime bir yaprak alıp eziyorum; yapraktan çıkan koku nanemsi, ferah, iç açıcı. Ağaçlar öyle yüksek ki yeni doğan güneşin ışıkları kurumuş yapraklar ve dikenli minik toplara benzeyen sığla yemişleriyle kaplı toprağa ancak huzmeler halinde erişebiliyor. Mistik bir ağaç belli ki. Uzun da bir tarihi var: Bu ağacın reçinesi ilaç olarak, kabukları da yüzyıllarca dini törenlerde ve tapınaklarda “buhur” olarak kullanılmış. Hatta ölü yakma merasiminde kokunun ruha yol göstereceğine inanılmış. Mısır piramitlerinde mumyaların yanında sığla yağına rastlanmış; Asur tabletlerinde bu ağaçtan bahsedilmiş. Ve hatta yaralı hayvanların kendilerini iyileştirmek için ağacın reçinesine süründükleri söylenirmiş, Bu iyileştirici, yol gösterici, hoş kokulu ağacın ormanında bulunmak insana bir sükûnet duygusu veriyor. Uzay ağaçların koca gövdelerine dokunuyor. İlk defa bu kadar çok ağacı bir arada gördü; meraklı gözleriyle etrafı inceliyor. # Bense büyülendim. Hani biriyle ilk tanışmanızdır ama birbirinizi çok eskiden beri tanıyormuş gibi hissedersiniz ya. İşte öyle bir duygu. Sığla ağacına ve onun duru güzelliğine hayran kaldım. Umarım sığla ve onun gibi bu toprağa özel birçok hazinenin kıymetini bilebilir, torunlarımızın torunlarına da bunları tanıma şansı verecek politikalar üretmeyi başarabiliriz. Bir Çin atasözü olsa şöyle derdi: “Kıymetli şeyler sadece toprağın altında, madenlerde değildir; gözümüzün önündedir de.”