Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        "SÜT kafası diye bir şey mi var?" diye sordu Ece Temelkuran; Toplu Emzirme Etkinliği'ne katılan annelerin pek bir mutlu, pek bir güleç gözükmesi kuşkulandırmış onu... Güzel soru... Düşündüm. Evet, "süt kafası" yaşıyorum oğlan doğduğundan beri...

        Süt kafası dediğimiz, bir nevi sarhoşluk hali. Hani günlerce uykusuz kalır da insan yine de kalkıp işe gitmesi gerekir; kendisini boşalmış gibi hisseder... Neyse ki uzaktan kumandalı bir vücut yapıyordur yapılması gerekeni; gözler yarı kapalı; beyin rölantidedir ama motor becerilerde bir sıkıntı yoktur ya... işte gecelerim öyle geçiyor. Kaç kere kalktım emzirmeye, saat kaç, neredeyim bilmiyorum... Bir tek gece karanlığının farkındayım, bir de günün ağardığının. Oğlan sektirmeden uyanıyor her sabah güneşin doğusuyla birlikte...

        Ne kadar az uykulu, bol "ciyak"lı da olsa geçen gece, güneş doğup da bebeğin yüzüne vurduğunda unutuyor insan. "Vay be, ne güzel bir şey yapmışım meğer, hayret gerçekten ben mi yaptım bunu?" diye hayran hayran seyretmeye dalıyor yavruyu. Unutuyor bin kere bölünen uykuyu. İşte bu süt kafası.

        Araba kullanıyorum mesela, oğlan arka koltukta; kırmızı ışık yanana kadar her şey yolunda ama araba durduğunda basıyor çığlığı... İşte o sırada ne kadar medeni, ne kadar mantıklı olsam da kafamdan aşağı bir kova su boşalıyor sanki; fırlayıp hemen memeyi dayamak istiyorum ağzına... Bu da süt kafası. Süt kafası dediğim şey iki hormonun yönetiminde. Biri prolaktin, biri de oksitosin. Prolaktin, hipofiz bezine süt üretimi emrini veren hormon. Benim asıl kahramanım ise diğeri: Oksitosin. Biraz ondan bahsedelim.

        Oksitosinin birçok işte birden parmağı var: Orgazm sırasında salgılanıyor, doğum sırasında rahmin kasılmalarını sağlıyor, emzirme sırasında sütün kanallarda hareketini (let down) mümkün kılıyor... Sadece bu kadar değil. Oksitosin insan ilişkilerindeki en önemli etkenlerden biri; arkadaşlarla keyifli bir yemek yerken bile oksitosin salgılanıyor. Aşkın, unutuşun, affedişin ve bağlılığın hormonu olarak da anılıyor.

        Oksitosini araştırmak için yapılan deneylerde farelere bu hormonu salgılamayı engelleyen bir madde verilmiş; sonucunda oksitosin hormonu salgılanmadığında, anneler yavrularını reddetmişler. Henüz çiftleşmemiş farelere bu hormon enjekte edilince diğer farelerin yavrularını kendi yavruları gibi benimsemişler. Oksitosin, anneyle bebeğin aşkının adı...

        Yine kobaylar üzerinde yapılan incelemede, oksitosin salgılanması engellendiğinde tek eşli ilişki kurmaktan kaçındıkları gözlemlenmiş. Oksitosin seviyesi yüksek olan canlıların uzun yıllar süren ilişkilere daha yatkın oldukları (oksitosin, nine ile dedenin 50 yıllık aşkının adı), çevrelerine daha çok güven duydukları ve bünyelerinde daha az stres hormonu barındırdıklarına dair bulgular da var. Oksitosin için "gevşemenin hormonu" da diyebiliriz...

        İşte süt kafasının sorumlusu budur... Sabahları kalktığımda gecenin nasıl da zor geçtiğini unutuşumun, gün içinde sebepsiz yere sırıtışımın, doğumdan beri sinirlerim alınmış gibi dolanışımın, kuzgunun yavrusunu "pamuğum" diye sevmesinin sebebi de budur...

        Yazı Boyutu

        Diğer Yazılar