Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Önünde koca bir topla yaşamaya alışan, günde 5 bardak (kahvesiz!) süt içmesi gereken, yatakta sağdan sola dönmek için eşinin sırttan ittirmesini rica eden anne adayı tüm bunlar yetmezmiş gibi bir de hiç tanımadığı insanların soru ve yorumlarına laf yetiştirme halinde buluyor kendini...

        *

        Hiçbir zaman fazla sosyal bir insan olmadım. Arkadaşım dediğim insanlarla tanıştığımda 12-13 yaşımdaydım ve sonraki 20 yılda bu bir avuç insana ancak bir iki kişi ekledim... Yanıma, yakınıma yeni kişiler almakta hep tutucu davrandım; kimsenin işine karışmazsam eğer bana da karışılmaz sandım... Hamile kalana kadar...

        *

        Hamilelik insanı kendi fanusundan çıkartıp halka mal olmuş bir hale getiriyormuş; bunu da yeni öğrendim... İşin kötüsü zaten yabancı olduğum aşırı iletişimin bir de “sorun odaklı, demotive amaçlı” sohbetlerden oluşması... Aynen şöyle:

        *

        Kuaförde oturuyorum. Yandaki teyze içeri girdiğimden beri beni süzüyor... Kuaföre saçımı nasıl keseceğini anlatırken ben, hanım teyze lafa karışıyor: “Kaç aylık?”... En favori girizgâh sorusu bu biliyorum; yanıtı kısa kesip saçım konusuna dönmek istiyorum. “7 ayı geçtik.” Ama teyze yeni başlıyor: “Saçını kestirme kızım; bebeğin ömrü kısalır...” Hoppala; bu da nereden çıktı... Sonra da gençken tanıdığı bir hamileyken saç kestiren komşusunu ve onun bebeğinin başına gelenleri anlatıyor... Zaten hava sıcak; içim şişiyor... Neyse ki teyzenin işi benden önce bitiyor da ben patlamadan kalkıp gidiyor. Saçım kesiliyor; rahatlıyorum...

        *

        Başka bir gün vapurdayım; hava çok güzel... Benim yaşlarda bir kadın bir iki bakıştan sonra başlıyor: “Allah kurtarsın son ay mı?” “Yok daha iki ay var” diyorum... “Cık, cık, cık” diyor kadın... “Karnın da pek büyükmüş, ikiz mi?”... “Değil, tek bebek” diyorum... “Sezaryenle doğuracaksın di mi?” diyor... “Hayır, normal istiyorum.” Bu devirde normal doğuran mı kalmış, benimkinin iri bebek olduğu zaten belliymiş, ben kolay mı sanıyormuşum normal doğurmayı, kordon bebeğin boynuna dolanırmış, acıdan duramazmışım... “Ben vücuduma güveniyorum...” Başka bir kadın daha karışıyor (o da nereden çıktı?) Öyle çok acırmış ki ölmek istermişim... Ya sabır!

        *

        Bir kafedeyim, kitap okuyorum... Yan masadan orta yaşlı bir kadın. “Ben iki tane doğurdum” diye dalıyor sayfalarımın arasına... O kadar çok kilo almış ki bir daha da verememiş... Verirsin demişler ama verememiş. Çocuklarından birinin doğduğunda dişleri varmış, kadın çok korkmuş.... Vs...

        *

        Oysaki 10 dakika sonra kalkıp gideceksin, vapur yanaşacak, düşeceksin kendi yoluna... Beni normal doğumdan, büyük karnımdan, kilolarımdan korkutmaya çalışmana ne gerek var. Sen gideceksin ve unutacaksın biraz önceki hamile kadını sonsuza kadar...

        *

        Ey empati yeteneği yüksek okur! Senden şiddetle rica ediyorum, bir yerde hamile bir kadınla illa da sohbet etmek istersen ona güzel şeylerden bahset. Gökkuşağı de, karpuz peynir de, hanımeli kokusunu ya da şahane bir günbatımını anlat; bebeğinin gülüşünü ya da okuduğun güzel bir kitabı paylaş onunla; fark etmez... Bil ki sen kalkıp yoluna düştüğün ve kadını artık hatırlamasan da hamile bir kadın yazısında senden bahsediyor olacak... Ona güzellikler katmış olmaya bak...

        Yazı Boyutu

        Diğer Yazılar