Abdurrahman Yıldırım
Abdurrahman Yıldırım Giriş: 25.11.2022 - 09:59 | Güncelleme: Tüm Yazıları »
ABONE OL
Faiz tek hane, şimdi ne oldu?
0:00 / 0:00
Faiz tek hane, şimdi ne oldu?

Her şey planlandığı gibi gitti. Seçim öncesinde tek haneli politika faizine inildi. Kararın çok önceden verildiği anlaşılıyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan 12 Mart 2021 Yeni Ekonomik Reform programı açıklarken dört temel taşı öne çıkardı. Yatırım, büyüme, istihdam ve ihracat. Bu ayaklar içinde enflasyonla mücadele yoktu. Bir hafta sonra da Naci Ağbal henüz 4.5 ayı dolmuşken ve başarılı işler çıkartırken Merkez Bankası başkanlığından alındı.

➔Yerine atanan bugünkü başkan altı ay kadar top çevirdi ve sonra siyasi otoritenin isteğini harfiyen uyguladı. Merkez Bankası Eylül 2021’den başlayarak 4 ayda 5 puanlık faiz indirimi yaptı. Sonra 7 ay bekledi ve ikinci aşamada faiz 4 ayda 5 puan daha indirildi.

➔Toplam indirim 10 puanı bulurken politika faizi de yüzde 19.00’dan yüzde 9’a düşürüldü. Bu sırada enflasyon ise yüzde 19’dan yüzde 85’e gitti. Faiz ile enflasyon arasındaki makas 76.5 puanla hem Türkiye’de hem dünyada görülmemiş düzeye çıktı. Ya da negatif faizde tüm zamanların rekoruna ulaşıldı.

SİYASİ AMACA ULAŞILDI

➔Ancak düşürülen faizlerle istenen siyasi amaç sağlandı. 2018 seçimi öncesinde seçmene verilen yüksek faizle mücadele sözü tutulmuş oldu. Faiz artık tek haneli ve seçmen de zaten böyle bir söylemi kolay algılar.

➔İlave bir söylem daha gelebilir. “Faizi nasıl ki tek haneye indirdik, şimdi sıra enflasyonu düşürmeye geldi” denilebilir.

➔Enflasyon ise zaten aralık ayından itibaren baz etkisiyle sert bir düşüş yaşayacak ve bu durum muhtemelen gelecek yılın ilk yarısında da kademeli bir şekilde sürecek.

Enerji ve kamu zamlarının tutulması ve elbette döviz kurunun kontrol altında kalmasının sağlayacağı avantajla da, seçim öncesi muhtemelen enflasyon yüzde 50’nin altına gerileyecek.

➔Bu durumda yine “bakın işte düşürdük faizi, düşüyor enflasyon” söylemi yeniden yürürlüğe girer mi bilmem. Ama enflasyonun baz etkisi yanında, kurların ve kamusal zamların tutulmasıyla önümdeki dönem ciddi oranda gerilemesi muhtemeldir.

NEGATİF FAİZİN NEGATİF SONUÇLARI

➔Kamuya açıklandığı kadarıyla faizlerin tek haneye düşürülmesinin ekonomik amaçlarına ulaşıp ulaşmadığı çok tartışmalı bir konu. Hatta net biçimde yararlara daha az, zararları daha büyük denilebilir.

İlk zarar verdiği yer elbette döviz kurlarını sıçratması ve bu yolla enflasyonu azdırması. Eylül 2021’de 8.30 TL olan dolar kuru bugün 18.62 TL. Doların 14 aylık artışı yüzde 124.

➔TL’nin aynı dönemdeki değeri ise 0.1204 sentten 0.0537 sente geriledi. TL’nin dolar karşısında 14 aylık kaybı yüzde 55’e vardı. Bu rakam 2001 krizinde TL’nin değer kaybının sadece 3 puan aşağısında. Kayıp elbette TL ile kazanan, kar eden, maaş alan, alacağı olan kim varsa onun sırtına bindi. Paranın alım gücü yarıdan daha fazla düştü.

➔Yüzde 76.5 düzeyine varan negatif faiz baskısından kaçış öncelikle gayrimenkul sektöründe patlamaya yol açtı. Hem talep patlaması hem fiyat patlaması yaşandı. Geldiğimiz son aşamada konut fiyatları yüzde 189, kiralar yüzde 159 artarak tüketici enflasyonun en az iki katına çıktı. Bu durum büyük kentlerde ve özellikle İstanbul’da yüksek kiralar barınma sorununa yol açtı. Tersine göç başladı ve hızlanarak devam ediyor.

➔Başta yüksek devalüasyon ihracatçıya doping etkisi yaptı ama şimdi döviz kurları KKM ve seçime doğru kur kontrolünün sakılaştırılmasının etkisiyle duruldu. Fiyatlar ise üretici ve yurt dışı üretici bazında artmaya devam ediyor.

➔Bu durumda ihracatçı kurdan kaynaklı rekabet gücünü tamamen yitirdi. TL önce değer kaybederken son olarak değer kazanmaya başladı. TL’nin üretici fiyatları bazında reel değeri 2021 sonuna göre yüzde 35.6 arttı. İhracat artışı da ivmesini kaybediyor ve kurdan yakınmalar çok arttı.

YATIRIMLAR FAİZE ÖYLE DUYARLI DEĞİL

➔Tek haneye inen faizin yatırımları artırıp artırıcı etkisi olmadığı da çok açık. Çünkü girişimciler düşen faizlerden krediye erişemedi. Krediler miktar olarak kısıtlandı.

➔Her faiz düşüşünün ardından ya BDDK ya Merkez Bankası makro ihtiyati önlem açıkladı ve kredi kullanımını azaltan idari kararlara imza attılar. Bu dönemde iş dünyasının en büyük yakınması finansa erişim konusunda oldu.

➔Nitekim yeni açıklanan Merkez Bankası güz dönemi Yatırım Eğilimleri Anketi de bu gerçeği ortaya koyuyor. Bu yıl yapılan yatırımları artıran faktörlerin başında en baskın olanı yüzde 37 ile talep. Onu yüzde 28 ile teknik faktörler izlerken, finansman kaynaklarının etkisi yüzde 15 sınırlı kaldı.

Bu oran 2009 sonrasının en düşük ikinci düzeyinde. Finansman kaynaklarının yatırımlar üzerindeki en düşük etkisi yüzde 14 ile geçen yıl görüldü.

➔Yani tam olarak faizlerin düşürüldüğü ve tek haneye indirildiği iki yılda finansman kaynaklarının etkisi minimum düzeyinde. Demek ki düşük faiz yatırım iştahını tetiklemiyor.

➔Belirtelim ki bu veriler şirketlerden anket yoluyla alınıyor. Merkez Bankası’nın görüşü değil. Ama bir durum tespiti açısından önemli.

FAİZ RDÜŞTÜ, HAZİNE FAİZİ YÜKÜ NEDEN ARTTI?

➔Düşen faizlerin, Hazine’nin yanlış borçlanma strateji izlemesi nedeniyle kamu kesimine yararlı da olamadı.

➔İdari düzenlemelerle bankalar Hazine tahvilleri almaya zorunlu tutuldukları ve faizlerin tek haneli rakamlara yaklaştığı bu dönemde Hazine’nin potansiyel faiz yükü tavan yaptı. Konuyu önce Hakan Özyıldız gündeme getirdi, sonra Alaattin Aktaş işledi. Bitişikteki tablo da Aktaş’ın dünkü yazısından alınma.

➔2021 sonunda Hazine’nin anapara borcu 1.3 trilyon iken, ödeyeceği hesaplanan faiz yükü 795 milyar lira ile anaparanın altındaydı. Normali de bu zaten.

➔Ancak bu yılın kasım ayına gelindiğinde Hazine’nin anapara borcu 1.8 trilyon liraya çıkarken, faiz yükünün 2.6 trilyon liraya yükseldiği hesaplanıyor. Yani danasının anasını geçtiği durum yaşanıyor. Halbuki sabit getirili iç borçlanmaların ortalama maliyeti yüzde 11.

Kasım 2021’de 781 milyar lira olan faiz yükü ne oldu da bir yılda yüzde 228 artarak 2.5 trilyona yükseldi? Bu durum dövize, altına ve enflasyona endeksli borçlanmalardan kaynaklanıyor. Son yıllarda endeksli borçlanmaların sabit faizli borçlanmaları iki katına çıkması şimdilik böyle bir sonucu yarattı.

➔Enflasyonun düşmesi, kurların aşağı gelmesi, altının değer kaybetmesi durumu elbette Hazine’nin önümüzdeki dönem faiz yükünü aşağı çekebilir. İnşallah da öyle olur. Yoksa büyük bedeller karşılığında faiz düşüşünün kaymağı Hazine’ye hiç nasip olmayacak.

NEGATİF FAİZİN POZİTİF ETKİSİ

Faiz indiriminin yaradığı bir alan ise büyüme. Geçen yıl yüzde 11.4 büyürken bu yılın ilk yarısında yüzde 7.5 büyümeye ulaşıldı. Üçüncü çeyrekte bu oran yüzde 5 veya biraz altına gelecek. Yıllık bazda ise yüzde 6 civarında bir büyüme ortaya çıkacak.

➔Çünkü insanların tasarruf etme eğilimi zayıfladı. Tasarruf edip finansal araçlarda kalırsa kaybedeceğini bildiğinden gayrimenkul, otomobil, yat ve karavan, mobilya, beyaz ve kahverengi eşya gibi dayanıklı ve yarı dayanıklı eşya ne varsa oraya yöneldi. Bunun için tüketici kredilerini de kullandılar. Enflasyona ve mala yatırım yapanlar haklı da çıktılar. Onlar aldıkça fiyatlar yükseldi.

➔Ama bu durum talep artışı yoluyla büyümeyi destekledi.

➔Büyümenin artışı aynı zamanda istihdamı da artırdı. Bir yılda yaklaşık 1.1 milyon yeni istihdam yaratıldı. İşsizlik oranı yüzde 10 civarına geriledi.

BÜTÜN YOLLAR 2023 SEÇİMİNE ÇIKIYOR

➔Büyümenin artması ve işsizliğin azalması zaten her seçim öncesinde siyasi iktidarın en önemli hedefi oluyor. Seçmenin memnun edilmesinin yolu büyümeden ve istihdamdan geçiyor.

Enflasyon ise seçmen nazarında büyüme ve istihdam kadar önemli değil. Geniş seçmen ağının hafızası genellikle son bir yılla sınırlı. 1 yıllık ekonomik memnuniyeti veya memnuniyetsizliği oyunu etkileyebiliyor.

➔Bütün her şey seçim üzerine ve tek adamın seçilmesi üzerine kurgulanmış. 2021 ikinci çeyreğinden itibaren icraatların bütün hedefi, işin öznesi seçimi kazanmak olmuş. Bunun için de ekonomide dahil hemen her şey domine edilmeye çalışılıyor.

2023 seçimi bütün seçimler arasında en zor olanı olmaya adaydır. Hem seçimleri sürekli kazanan Erdoğan için final aşamasıdır ve son seçimde yenilgi almaması bakımından, hem de Cumhuriyetin 100’üncü yılına denk gelmesinden dolayı önemlidir.

➔İSO ve İTO seçimleri sanki öncü seçimlerdi. Tam katılımlı bir seçimi İSO’da ilk kez yaşadık. İTO seçimi ise 700 bin üyeyi geçerek dünyanın en büyük odası olmasının etkisiyle İstanbul’un Avrupa yakasında trafiği gün boyunca kilitledi.