‘En zenginlerin yüzde 60’ını tanıyoruz’
Aileden Bankacı Ozan Özkural, 32 yaşında yabancı bir bankada CEO'luğa kadar yükseldi, 35'ine geldiğinde ise kendi şirketini çoktan kurmuştu. Ünlü talk show'cu Larry King'in Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Amerika'da yaşayan ünlü doktorumuz Mehmet Öz'den sonra ağırladığı üçüncü Türk olan Özkural, başarısının sırlarını anlattı
ABONE OLTelevizyon tarihinin gelmiş geçmiş en ünlü talk show’cularından Larry King’in programı, siyasetçisinden rock yıldızına, global iş patronundan yıldız sporcusuna dünyanın en meşhur isimlerini ağırlamasıyla bilinir. Programa bugüne kadar sadece 3 Türk katıldı. İlk ikisi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Amerika’da yaşayan ünlü doktorumuz Mehmet Öz. Üçüncüsü ise kamuoyunda henüz pek tanınmasa da hem Türkiye’de hem de uluslararası finans çevrelerinde yakından tanınıyor. Ayrıca bu üçlünün en genç ismi... 35 yaşındaki bankacı Ozan Özkural. Geçtiğimiz ekim, kendi yatırım şirketi Tanto Capital’i kuran Özkural ile genç yaşta gelen başarısını; dünyaca ünlü yatırım bankası Merrill Lynch’te geçirdiği yıllarından Rusya’nın 2. büyük bankasının Türkiye CEO’luğuna, dünyanın en zengin ailelerinin masalarından Larry King’in Los Angeles’taki stüdyosuna uzanan baş döndürücü yolculuğu konuştuk.
2001’dE Nottingham Üniversitesi’nden mezun olurken ne yapmak istediğini gayet iyi biliyormuş Özkural “Dedem Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası Başkan Yardımcılığı, babam ise uzun yıllar İş Bankası’nda yöneticilik yaptı. Ben de bankacılık dışında bir kariyer düşünmedim” diyor. 3 yıl çok uluslu bir şirketin finans departmanında çalışan Özkural, finansal muhasebe uzmanlığı derecesini aldıktan sonra 2005’te dünyanın önde gelen yatırım bankalarından Merrill Lynch’in Londra ofisinde çalışmaya başlamış. 7 yıl çalıştığı bu bankada, 48 milyar dolarlık proje gerçekleştiren bir ekibin parçasıymış. Özkural’a çalışanların egolarının en az yıl sonunda dağıtılan milyon dolarlık primler kadar büyük olduğu, yatırım bankacılığının pırıltılı ama acımasız dünyasını soruyorum. “Sevmeden asla yapılamayacak bir iş” diye başlıyor anlatmaya: “Sabah 6.30 7.00 gibi ofise gelirdik. Çoğu zaman gece 2’ye kadar çalıştığımız, ofiste sabahladığımız olurdu. Bu çok yoğun, bir o kadar da stresli bir iştir. Keyif alamıyorsanız veya fazla endişeli bir bünyeye sahipseniz bu tempoyu kaldıramazsınız.” O yaptığı işe âşık olanlardan, ilgilendiği projelerden bahsederken gözleri parlıyor. Zaten böyle bir adanmışlıktan aşağısını da tasvip etmiyor. “Sürekli söylenen, işini sevmeyen, negatif insanlar en tahammül edilemez insanlardır. Kimse her işi sevmek zorunda değil, istemiyorsanız bırakırsınız. Ama yapıyorsanız da olumlu yaklaşabilmeniz gerekiyor.” Başarısının sırrı da sanırım burada, çalışkanlık ve iş aşkı. İşi sevmek yetmiyor elbette, krizlere de hazırlıklı olmak gerek. 2007’de başlayıp 2008’de derinleşen ekonomik krizin kendi ekibini de ciddi şekilde etkilediğini şöyle anlatıyor: “2008 başında toplu işten çıkarmalar başlamıştı. Yüzlerce bankacı çıkarılıyordu. Tesadüf eseri doğum günüm olan 8 Ocak’ta ekibimizin kaderi belli olacaktı. Bir gün önce patronum çağırdı. ‘Ozan endişeli olduğunu biliyorum ama merak etme işinden olmayacaksın, yarın erkenden gel’ dedi. Sabah 6’da ofise gittiğimde tüm ekip oradaydı. Yöneticimiz herkesi tek tek çağırmaya başladı. Görüşmeye her giren çıktığında bizle vedalaşıyordu. Bir gün önceki konuşmaya rağmen endişelenmeye başladım. Sıram geldiğimde patronum yüreğimi burkan gerçeği benle paylaştı: ‘Ozan senin dışında herkesi çıkarıyoruz.’ 22 kişilik genç ekipten bir tek ben kalmıştım.” ‘