Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Polemik Yaşam Milyon Kere Ayten

        BAŞBAKAN Yardımcısı Bülent Arınç, önceki günkü basın toplantısında "Ayten" diye bir hanımdan sözetti ve "Yedi kere yedi kırkdokuz, elde var Ayten" dedi ya...

        İnternetteki haber sitelerinde, bloglarda, twitterda, zwitterda, mwitterda, vesairede iki günden buyana bir "Ayten" muhabbetidir gidiyor."Ayten'in kodlarını çözdüklerini" iddia edenleri mi, Arınç'ın bu isimle aslında başka birini kasdettiğini söyleyenleri mi, yoksa işi muammâ haline getirenleri mi istersiniz; ne ararsanız var!

        Sözü uzatmadan, kısaca söyleyeyim: Bülent Bey,Ümit Yaşar Oğuzcan'ın bir zamanlar oldukça meşhur olan "Milyon Kere Ayten" şiirinin bir mısraını biraz değiştirerek okudu, o kadar...

        Oğuzcan'ın şiiri "Ben bir Ayten'dir tutturmuşum / Oh ne iyi, Ayten'li içkiler içip sarhoş oluyorum ne güzel" diye başlar, "Bana sorarsanız mevsimlerden Aytendeyiz / Günlerden Aytenertesidir" gibi mısralardan sonra "İki kere iki dört, elde var Ayten / Bundan böyle dünyada aşkın adı Ayten olsun"diye biterdi.

        'ALLAH'IN İPİ' TARTIŞMASI

        "İki kere iki dört, elde var Ayten" sözü 70'li senelerde dillere pelesenk olmuştu ve söylediğimizi anlamayanlara "Evlâdım, oğlum, kızım işte söyledik ya!" mânasında bu mısra ile cevap verirdik.

        Bülent Bey de öyle yaptı, bir gazetecinin sorusunu "Demin söyledim ya!" diyeceği yerde edebî şekilde cevapladı ama Ümit Yaşar'ın mısralarındaki "İki kere iki"yi "yedi kere yedi"diye değiştirdi ve basınımız iki günden buyana işte bu esprili cevabı şerhetmekle meşgul!

        Basınımızın kavramlardan ve edebî metinlerden bîhaber olması ilk değildir, bunun önceki senelerde de bol bol örnekleri vardır...

        "Allah'ın ipi" tartışması gibi...

        Turgut Özal, 1989 Kasım'ında cumhurbaşkanı seçilip Çankaya'ya çıkmadan önce ANAP'ın grup toplantısına parti lideri olarak son defa katılmış, duygusal bir veda konuşması yapmış ve konuşmasında "Allah'ın ipine sarılın" meâlinde bir ifade kullanmıştı...

        Ertesi gün, memleketimizin büyük gazetelerinden birinin anlı-şanlı koskoca başyazarı, gazetenin hemen ilk sayfasında "Özal'ın bahsettiği bu 'ip' neyin nesidir? Acaba aklına bir darbe ihtimali ve darbe sonrasının muhtemel idamları geldi de darağacını mı kasdetti?" diye sormuş ve tabii rezil olmuştu. Zira, Özal'ın konuşmasındaki"ip" Âl-i İmran Suresi'nin 113. âyetinde geçiyordu. "Va'tasımû bi-habli'l-lâhi cemî'ân ve lâ teferrekû..." diye başlayan âyette "Hep beraber Allah'ın ipine yapışın ve parçalanmayın" deniyordu ve "ip" sözü ile kastedilen de, İslâm idi...

        GİZLİ BİR ÖRGÜT!

        Daha da komik, aslında komikten de öte acı bir cehalet örneğine yine o senelerde şahit olmuştuk:

        Bir başka gazetenin başyazarı caddelerden birinde üzerinde "Dini ayakta tutun ve onda ayrılığa düşmeyin. Şûrâ 13" yazılı bir pankart görmüş, ertesi günü o da birinci sayfadan "Şûrâ 13 diye gizli bir dinî örgüt çıkmış; etrafa afiş, pankart asıyor! Güvenik kuvvetlerinin bu örgütten haberler var mı? Gerekeni yapıyorlar mı?" diye bas bas bağırmıştı...

        Garibim, gizli örgüt zannettiği "Şûrâ"nın Şurâ Suresi", "13"ün bu surenin âyet numarası, "Dini ayakta tutun ve onda ayrılığa düşmeyin"ifadesinin de "Şerea lekum mine'd-dîni"nin yâni aslı bu şekilde olan âyetin tercümesi olduğunu nereden bilecekti ki?

        Edebî kavramlara ne kadar âşinâ, espriye nasıl yakın ve ne derecede muazzam bir kültüre sahip bir basınımız var, değil mi?

        Yazı Boyutu
        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ
        Habertürk Anasayfa