Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Sesli Dinle
        0:00 / 0:00

        New York’ta 2021 yılında yazın filmi beklenmedik bir şekilde 1969 yılı yapımı “La Piscine”di. Bağımsız filmlerin gösterildiği mahalle sineması havasındaki Film Forum’da sadece iki haftalığına vizyona giren “La Piscine” tam 18 hafta gösterildi. Ardından Brooklyn’e geçerek bir süre de orada perde buldu. Seansların hemen hepsinin bileti tükenmişti ve ben de bir Pazar akşamı “La Piscine”i izlemek için birkaç gün önceden bilet almak zorunda kaldım.

        Hemen her filmi evimizden izlemeye alışmamıza rağmen “La Piscine”e ulaşmak o sene zordu. ‘Streaming’ platformlarına yüklenmemiş, DVD’si piyasaya çıkmamıştı. Ancak filmin bu kadar ilgi çekmesinin asıl nedeni zamanın şartlarıydı. 2021 yazında dünyada hala uluslararası seyahat tam olarak başlamamış, pandemi bitmemiş, insanlar bir yazı daha kendi şehirlerinde geçirmeye mahkûm edilmişti. St. Tropez yakınlarında bir villanın yüzme havuzunda geçen filmin asfaltın güneşten kavrulduğu bir şehrin insanlarını tavlaması yazın cazibesi, güneşe, bronzlaşan ten rengine, yüzmeye duyduğumuz özlemle alakalıydı.

        ZAMANLA EFSANELEŞEN BİR FİLM

        Filmin kostümlerinin çoğunluğunun modası hiç geçmeyecek mayolar olması, başrollerde de dünyanın en güzel insanlarının oynatılması “La Piscine”i cazip kılan diğer unsurlar. Alain Delon bu filmde bir dönem birlikte olduğu Romy Schneider’ın oynaması için ısrarcı olmuş. Yönetmen Jacques Deray ana kadın rolünde Monica Vitti ya da bir başkasını düşünüyormuş; Delon da “Elbette onlar da olabilir ama o zaman ben olmam,” yanıtını verince Avusturya doğumlu olmasına rağmen Fransız sinemasıyla özdeşleşen Schneider’ın kadroya alınması kaçınılmaz hale gelmiş.

        Filmdeki diğer kadın, yaz için villayı kiralayan Delon-Schneider çiftinin yakın arkadaşı Maurice Ronet’nin kızını oynayan Jane Birkin. Geçtiğimiz günlerde kaybettiğimiz Jane Birkin de İngiliz olmasına rağmen Fransız kültürünün en önemli isimlerinden biri oldu. “La Piscine” onun Fransa’da kalmasına vesile olan film aynı zamanda. Bu film çekilmeseydi Jane Birkin ve bizim açımızdan da tarihin akışı değişirdi kuşkusuz.

        Bugün kült seviyesine ulaşmış filmin zamansızlığını Birkin de üzerinden uzun zaman geçtikten sonra söylemişti. Yönetmen Luca Guadagnino da “La Piscine” takıntılı insanlardan biri. Orijinal filmin sükunetini havuza atlayıp etrafa sular sıçratırcasına yeniden “A Bigger Splash” adıyla çekti, “Call Me By Your Name”deki havuz sahnelerinde Armie Hammer ve Timothée Chalemet’i cinsel spektrumun diğer ucundaki birer Delon-Schneider gibi yansıttı. Aynı yönetmenin “We Are Who We Are” filmindeki gençler için havuz kendinden geçmenin, dağıtmanın, özgürleşmenin, kendini kaybedip bulmanın merkezindeydi.

        Filmin popüler kültürdeki etkisi gösterildiğinden beri azalmak bir yana, zamanla mitolojik anlamlar kazandı. GQ dergisi Brad Pitt’i yeni kuşağın Alain Delon’u olarak çekti, Dior filmden sahnelere “Eau Sauvage” kampanyasında yer verdi.

        André Courrèges tarafından özel olarak tasarlanan kıyafet ve mayolar sonraki yıllarda sayısız yaz modasına ilham verdi. Ama bütün bunlara rağmen kusurlu da bir film “La Piscine.” Bugün izlendiğinde özellikle üçüncü perdede ciddi anlamda bir toparlayamama problemi olduğu, hikayenin neredeyse dağılmak üzereyken zorla toparlandığı gibi sorunlarına odaklanmamak olanaksız.

        Ancak filmin hala ilgi çekmesinin asıl nedeni görüntüler, filmin birer tabloya dönüştürdüğü düz çekimler. Alain Delon’un filmin açılış sahnesinde havuzun kenarına dümdüz uzanıp durmuş günün tadını çıkardığı an tam anlamıyla yanıt özeti olabilir.

        Birkin öldüğünden beri “La Piscine” tekrar tekrar aklıma geliyor. Normalde hiç adetim olmamasına rağmen bu yazın bir kısmını da havuz başında okuyarak, yazarak ve ısrarla bu filmi düşünerek geçiyorum. Bilinçaltıma o kadar işlemiş ki, dün kendi kendimi hiç planlamadan Alaçatı’daki The Stay Warehouse’un havuzun kenarında dümdüz Delon gibi uzanmış ve yuvarlanarak suya atlarken buldum. Ama önce böyle bir havuza ulaşmak gerekir.

        HAVUZUN CAZİBESİ

        Yazın zaman adeta durmuş gibi yavaşlar, büyük şehir ve sorumluluklar geride kalır, güneşi daha fazla parladığı sahil kasabalarında hayatın ritmine mola verilir ve söz gelimi bir Kasım ayında başını kaşıyacak beş dakikası olmayan biri kendisini Ağustos sıcağında sonsuz bir zaman, yapacak hiçbir şey bulamama ve gerçek bir sorumsuzlukla havuzun kenarında boş boş uzanarak bulur.

        Önce akademiye özgü bir ayrıcalık olan, daha sonra da işçi sınıfına uyarlanan, zamanla hemen her kesimin büyük anlamlar yüklediği yaz tatilinde boş boş oturarak, zaman zaman ıslanarak, vücudumuz renk değiştirirken yenileniriz. Aslında yılbaşı 31 Aralık gecesi değil, Temmuz ve Ağustos ayı arasında tam olarak belirlenmemiş bir günde kutlanır, çünkü zaman kendisini yaz tatilinden sonra sıfırlar.

        Aslında yüzme havuzu denize yakın bir yerde kalınıyorsa yaz tatilinin görmezden gelinesi üvey evladıdır. Deniz kenarına konumlanmış otellerin ayrıca bir de havuzları olması, tıpkı yazlık evleri daha cazip fiyata satmak isteyen müteahhitlerinki gibi en fazla bir pazarlama taktiğidir.

        Havuz ancak kişiye özelse anlam kazanır. Herkesin paylaştığı denizin aksine giren çıkanın havuz sahibi tarafından kontrol edildiği havuzun ayrıcalığıdır asıl cezbedici olan. St. Tropez’deki olağanüstü bir villada çekilen “La Piscine”deki havuz pek çoğumuzun sahip olmak isteyeceği bir hayaldir. Zaten havuzu cazip kılan sıcak havada serinleme fırsatı vermesinin, yani işlevinin çok ötesindeki ayrıntılar, estetik unsurlardır.

        Hiçbirimiz, ne kadar zorlarsak zorlayalım, olimpik bir havuza özel anlamlar yükleyemeyiz. Ama iyi aydınlatılmış, temizliği klor değil tuzla sağlanan, içindeki mozaiklerin renkleri baştan çıkartıcı bir havuz özellikle akşam saatlerinde davet eder. Yüzme havuzu yazın yüzmek, spor yapmak, egzersiz, zinde kalmak için kullanılmaz. Deniz sonrası eve dönüldüğünde atlayıp kendine gelmek, içinde bir içki içmek, herkesten uzak çıplak yüzmek ve sayılamayacak başka bedensel aktiviteler için güvenli alandır.

        Havuz haz alanıdır. Hava karardıktan sonra denize girmek sadece çok cesur insanların yeltenebileceği bir hamledir; siyah sulara açılmak korkuya meydan okumaktır. Sadece havuzun ışıklarıyla aydınlatılmış bir bahçe ise çok heyecanlı serüvenlerin başlangıcı olabilir.

        Alaçatı’daki The Stay Warehouse en seksi havuzlardan birine sahip
        Alaçatı’daki The Stay Warehouse en seksi havuzlardan birine sahip

        Havuz seksi olmak zorundadır. Olimpik havuzlar gibi site, ya da tatil köyü ya da belediye havuzlarının böyle bir çekim gücü yoktur. Hatta çocukların gürültü yapıp oynadığı, içine işediği, koşturup atladığı, yüzlerce başka hanenin aynı anda içine daldığı su uzak durulasıdır. Sonbaharda boşalmış bir havuzsa, tıpkı Teoman’ın şarkısında dediği gibi, insanın babasının ölümü kadar üzücü olabilir. Demek ki havuza girmek zaman zaman insanın ruh haliyle de alakalı olabiliyor.

        Gözlerden uzak villadaki “La Piscine” de tüm seksiliği ve cazibesine rağmen havuzun da karanlık sonuçları olabileceğini gösteriyor bir yandan. Havuzun baştan çıkarıcılığı, insanın temel içdügüsü, erkekler arası rekabet, açlık havuzu cinayetinin taraflarının dünyanın en güzel insanları olduğu bir suç mahalline de dönüştürüveriyor. Ama tıpkı bir yaz tatilinden sonra hayata yeniden başlamak gibi filmin kahramanları da havuzdan çıkıp bir şekilde hayatlarına devam ediyorlar.