Kolumda ve bacaklarımda adeta kurşun yaralarını andıran küçük, yuvarlak lekeler var. Bunlar bana geçirdiğim en güzel yılbaşlarından birinden, Vieques adasından hatıra. Üzerinden 10 sene geçmesine rağmen de tam olarak iyileşmedi. Giderek daha az görünür oldu ama ben baktığımda seçebiliyorum. Bir ara, Allah korusun, lejyon lekeleri gibiydi. Oysa ne saldırıya uğradım ne de ölümcül bir hastalıkla boğuşuyorum. Bu lekeler bana adadaki sivrisinek saldırısından hatıra.
Afrika’yı bilmiyorum ama sivrisinekten şikayetçi olanlar Karayipler’i yaşamamış olmalı. İzleri gitmediği gibi kaşıntısı da aylar sürdü. Üstelik travması da kaldı. O günden beri ne zaman Karayipler gündeme gelse aklıma sivrisinekler geliyor.
KİMSE BENİM KADAR UMUSAMIYOR
Birlikte gittiğim arkadaşlarım da adanın sineklerini hatırlıyor elbette. Ama şaşırtıcı bir şekilde onlarda bendeki gibi bir PTSD oluşmadı. Benim kadar abartmıyorlar da. Bu seyahate çıktığımızda Amerikalıları daha yeni tanıyordum, alışkanlıklarını da o kadar bilmiyordum. O yüzden arabada veya evde sivrisinek saldırına karşı kayıtsızlıklarına da anlam verememiştim.
Arabaya özel bir parantez açmam gerekiyor: Vieques dünyanın normal ritminde işlemeyen bir yer, o yüzden önceden rezervasyon yapmak gibi modern hayatın kolaylıkları orada yok. Araba ayırtsanız bile bu alacağınızın garantisi değil. Biz de bahtımıza ne çıkarsa bulduk ve dört bir yanı açık bir Jeep’e razı olduk. Sabah bindiğimizde koltuk altlarında ve pedalın orada saklanmış yüzlerce sinek aynı anda bacaklarımıza saldırıyordu.
“Raid falan yok mu, alıp sıksak?” dediğimde ironi yaptığımı zannediyorlardı. Oysa son derece ciddiydim. Shell Tox’la büyümüş bir nesilden geliyorum; yazlık evde bolca sıkılır, hatta zaman zaman uykudan uyanıp yeniden kullanılırdı. İsme bakar mısınız: Shell ve Tox, petrol ve toksin. Açık açık zararlı olduğunu ifşa ediyor.
Amerikalılar için uzun yıllardır sivrisineğe karşı ilaçla müdahale etmek düşünülemez. Hele hele organik yiyen, çevreye duyarlı, bilinçli tüketici için. Bizde yaygın kullanılan prize takılı o sineksavarları burada bulamamak da ilk şoklarımdandı. Işıkla ya da sesle önleyici birtakım alternatifler var, ama bu bahsettiğimden yok.
Terrence Malick’in şaheseri “Tree of Life”ta mahalleyi ilaçlayan kamyonetin dumanının arkasında oynayan çocuklar var. Film 50’lerde geçiyor; bugün birçok nesil belediyenin sokakları ilaçlamasının ne olduğunu bilmiyor. Herhangi bir anne-babanın çocuklarına o dumanın arkasında koşmaları için izin vereceği artık hayal dahi edilemez. ABD’de 1972’de o sprey kamyonlarından yayılan DDT yasaklandı, bugün bazı Asya ve Afrika ülkelerinde hala kullanılıyor. Sanki ben de çocukluğumda, yazlıkta o kamyonların arkasından koşardım. Ya da filmle şekillenen hafızam bana oyun oynuyor. (Hayır, çocukluğum 50’li yıllarda geçmedi.)
Vieques’e gittiğim arkadaş grubundan biri yeni hamileydi, dolayısıyla ilaçlamaya karşı çok daha hassastı. Off ya da benzeri birtakım kremlerle tedbir almaya çalıştık. Tabii suya girince etkileri kayboluyor, dahası insanın sürekli üzerine sprey sıkması ya da krem sürmesi de sinir bozucu.
NE YAPABİLİRİZ?
Zaman her şeyin ilacı. Ben de zamanla sivrisineklere karşı mücadelede yenilgiyi kabul ettim. Amerikalıların neden cam açmayıp—birçok otelin camı açılmıyor—klimayla yaşamaya bayıldıklarını da anlıyorum. Sivrisinekler klimayı sevmiyor, hava soğudukça etkinlikleri azalıyor. Ayrıca iyi uçamadıkları için rüzgarlı havada afallıyorlar, dolayısıyla evin içinde pervanelerin çalışması da etkili. Tabii fazla elektrik tüketiminin dünyaya uzun vadeli zararlı vücudumuzdaki kaşıntıdan çok daha ağır.
Afrikalı bir arkadaşım kapılarda tel, yataklarda cibinlik kullandıklarını ama onun da kokusunun rahatsız ettiğini söylüyor. Cibinlik gerçekten toz yuvası, kötü bir butik otelde kalan bilir.
Pencerelerdeki tel Amerika’da da çok yaygın. Bizde tel olan evlerde bile kullanılmadığını, özellikle kapı tellerinin içeri sık girip çıkılan yazlık evlerde hep açık bırakıldığını gözlemliyorum. Her yazlık evin bitmek bilmez kavgalarından biri teli kimin açık bıraktığı. Ya da teli görmeyip içeriye doğrudan kimin daldığı.
Çöpleri açık saklamamak ve sık sık atmak, lavabonun içinde su bırakmamak gibi günlük tedbirler de alabiliriz. Parfüm sıkmamak, kokulu krem sürmemenin, uzun kollu giymenin de faydaları var. Önceki gün New York Times’ın ana sayfasındaki bir habere göre ne yaparsak yapalım bir de elimizde olmayan faktörlerden dolayı sivrisineklerin hedefi oluyoruz: O kan tipi ve vücut kokumuz, özellikle kollarımızın ön kısmı.
Sonuçta ne yaparsak yapalım yaz geldi mi—Nisan’dan Ekim ayına sivrisineklerin en aktif sezonu—vücudumuz delik deşik olacak, mutlaka ama mutlaka birkaç kere ısırılacağız.
Dünyada sivrisineğin olmadığı tek yer
İzmir Belediye Başkanı Tunç Soyer’e yönelik şikayetlerden biri bu sene sivrisineklerin çok fazla arttığı. Başkan bu şikayetleri biraz “troll saldırısı” olarak değerlendiriyor.
Genellikle yazlarımı geçirdiğim Çeşme bol rüzgar almasına rağmen hava durduğu anda sivrisineklerin saldırıya geçtiği bir yer. Birkaç yaz önce öyle bir tür gelmişti ki soktuğunu anlamıyorsunuz, acısı ertesi gün çıkıyordu. Artık yurtdışında yaşamış olmanın getirdiği yabancılıkla belediyelerin sineğe karşı ne yapabileceğini anlamakta zorlanıyorum. Çocukluğumuzdaki gibi sürekli ilaçlama mı yapsınlar?
Amerikan Çevre Koruma Dairesi’ne göre ilaçlarda yer alan ve pek çok anne-babanın korktuğu DEET gibi maddelerin insan sağlığına zararı yok. New York belediyesi de gerektiğinde havadan ve karadan ilaçlama yaptığını ve bunların insanlara zararı olmadığını söylüyor. Ama algı öyle değil. Herhangi bir ilaçlama kanser riski başta olmak üzere bir sürü paranoyayı ortaya çıkarıyor. İroni yaparak sorayım: Devlete ve bilim insanlarına ne kadar güvenebiliriz, değil mi? Aşı karşıtlığının hızla ivme kazandığı bir dünyada sineklere karşı ilaçla mücadelenin ihtimali dahi söz konusu değil.
Doğanın kendi döngüsü içinde sivrisineklerin de bir rolü var; başka hayvanlara yiyecek oluyorlar. Dolayısıyla sivrisinek türünü ortadan kaldırmak çok daha büyük sonuçlara yol açacak. Öte yandan sıtmadan tutun da Batı Nil virüsüne kadar sivrisineklerin insan yaşamına ciddi tehdit oluşturdukları da ortada.
Bu savaşı onlar kazandı, kendi bireysel tedbirlerimizin ötesinde yapabileceğimiz tek şey kaçabildiğimiz kadar kaçmak. Ya da dünyanın sivrisineksiz tek ütopyasına kaçmak. Evet, dünyada gerçekten de böyle bir yer var.
DISNEY’İN BULDUĞU ÇÖZÜM
Florida’daki Disneyworld’ün dört bir tarafı insan yapımı göllerle, nehirlerle kaplı. Kütüklere binip suların içinden geçerek gezdiğiniz pek çok atraksiyon var. Gecenin en ilgi çekici olayı havai fişekler değil, suya tutulan ışıklarla yapılan olağanüstü şov. Orlando yılın hemen her mevsiminde çok sıcak olduğu, ziyaretçiler de sık sık ıslandığı için hemen herkes de şort ve kısa kolluyla dolaşıyor. Sinekler için havanın 30C dereceye ulaşması cennet.
Disneyworld’de her şey var ama sivrisinek yok. Sokaktaki ufacık bir su birikintisinde bile yumurtalarını bırakabilen sivrisineklerin bu eğlence parkına girişleri yasak. Dünyanın en büyük şirketlerinden biri olan Disney hukuken de böyle bir yasak koyarsa şaşırmam, ama parkta sinek olmaması tamamen mimariyle ilgili.
Disneyworld’ü tasarlayanlar parkta çok fazla su olmasına rağmen sabit ve durağan su olmamasına özen göstermişler. Sivrisinek hareketli suda yaşayamadığı için de parkta barınamıyorlar. Disneyworld’deki her göl, nehir akışkan, havuzlarda şelaleler var. İşi garantiye almak için suların içinde sinekleri yiyecek balıklar ve başka canlılar yetiştiriliyor. Parktaki bütün bitkiler su tutmayan türlerden seçilmiş.
Tamamen doğal çözüm odaklı Disney zaman zaman insanların fark etmeyeceği miktarda sarımsak spreyi de sıkıyor, çünkü sinekler kokuya tahammül edemiyor. Ayrıca parkın pek çok yerinde tavuk kümesleri var. Bu tavuklar haftada bir sivrisineklerden geçebilecek hastalıklara karşı taranıyorlar, ize rastlandığı anda da parkta nerede sinek problemi olduğunu tespit ediyorlar.
Bu yüzden de Disneyworld’de sivrisinek yok. Ama unutmamak gerekir ki Disneyworld gerçek bir yer değil. Ana caddesinden dükkanlarına, farklı ülkeleri temsil eden bölgelerinden sunduğu “tehlikeye” kadar her şey sahte olduğu için sivrisineksiz bir dünyanın da ancak böyle mümkün olduğunu gösteriyor.