2022’de Balenciaga, BDSM aksesuarlarıyla süslenmiş ayıcık çantalarını çocukların ellerine tutuşturduğu bir reklam kampanyasını Instagram hesabında paylaştı. Sado mazo aksesuarlar takılmış ayıcıkların bir gözü şiddet görmüş gibi mordu üstelik. Görseller büyük bir infial yarattı. Çünkü oyuncak ayı her zaman çocuğu temsil eder.
Marka geri adım attı, içerikleri kaldırdı, özür diledi. “Yanlış anlaşıldık” dendi, sorumluluk prodüksiyona atıldı. Kampanya savunulamadı. Çünkü savunulacak bir tarafı yoktu.
O fotoğraflar bir “provokatif çağdaş sanat denemesi” falan değildi.
Bugünden bakıldığında yakalanmamanın verdiği rahatlık gibi görünüyor. Ya da tam tersi: Bir tür yakalanma isteği. Daha ne kadar yakalanmayabilirim dürtüsüyle sistemi test etme oyunu.
Ünlü seri katil Edmund Kemper’in birçok kolejli öğrenciyi ve annesini öldürdükten sonra polis için havalı bir not bırakıp, yine yakalanmayınca polisi arayıp kendisini ihbar edip yine ciddiye alınmayınca ikinci kez araması gibi, bir sapkın kültürel kod hayalet gibi dolaşmaktan sıkılmış ve kendisini ele vermek istemişti belki de.
Çocuk bedenini güç, haz ve imtiyaz estetiğiyle yan yana koyan; bunu ironik bir mesafeyle “kışkırtıcılık” ambalajına saran bir kültürel kod var, evet. Bazen bir reklam kampanyasında bazen ‘trans çocuklar vardır’ söyleminde, bazen Avrupa basınında gördüğümüz “Ben kendimi ne olarak adlandırıyorsam oyum, kendimi köpek olarak tanımlıyorum ve çocuklarla oynamak istiyorum” arsızlığıyla dile getirilen hak taleplerinde, bazen ‘çocuğun rızası’ gibi sapkın onay arayışlarının ardında göz kırpan.
O göz bugün tamamen açık. Far tutulmuş tavşan gözü gibi. Ancak imtiyazlı sapkın ağın gerçek insanları bağlayan hukuk sistemiyle giriştiği ‘yakalanmama’ flörtü hala sürüyor. Yarısı karartılan, mağdurlar mazeret edilerek tamamı açıklanmayan Jeffrey Epstein dosyası bunları düşündürtüyor.
"İYİ Kİ CEHENNEM VAR" DEDİRTEN GÜNLÜK
Jeffrey Epstein öldü.
Ghislaine Maxwell mahkûm edildi.
Jean-Luc Brunel yargılama sürecinde hücresinde ölü bulundu.
Leon Black hakkında federal sivil dava açıldı; Apollo’nun kendi yaptırdığı inceleme, Black’in Epstein’a yıllar içinde yaklaşık 158 milyon dolar ödediğini ortaya koydu.
ABD Virgin Adaları ile 62,5 milyon dolarlık bir uzlaşmaya gidildi.
Avrupa’da istifalar yaşandı.
ABD’de siyasi figürler savunma pozisyonuna geçti.
Yani kimse “hiçbir şey olmadı” demiyor.
Ama olan biten, gerçeğin tamamı değil.
ABD Adalet Bakanlığı’nın yayımladığı Epstein veri setinde, 2002 civarında tutulmuş 16 yaşındaki bir genç kızın günlüğü bulunuyor. Günlükte şifreli bölümler var; FBI tarafından çözümlenmiş ve resmî dosyaya eklenmiş.
Metinde kendisini “mal” ve “kuluçka makinesi” olarak tanımlayan bir anlatı yer alıyor. Hamilelik testindeki iki pembe çizgiden söz ediyor genç kız. Defalarca hamile kaldığını bir kürtaj döngüsü içinde tutulduğunu anlıyoruz.
Bir kez canlı bir bebek doğurmasına izin verilmiş.Doğurduğu bebeği yalnızca on beş dakikakucağında tutabildiğini, ardından bebeğin alındığını yazıyor. “Uyuşturucudan farklı olarak bir çocuğun bedeni tekrar tekrar satılabilir” notu düşülmüş. “Tamamen Jeffrey kontrol ediyor” deniyor. Epstein için “Superior gene pool” fikrine atıf var. Demek ki yanında konuşmuşlar.
Defalarca tükendiğini yazmış, beni kurtarın yazmış, "Beni neden korumadınız" yazmış. Sadece birkaç dakika gördüğü bebeğine seslenmiş, onu özlemiş. Onun güzelliğini övmüş.
Daha kötüsü şu:
Federal mahkemeye Jane Doe adına (mağdurun ismi gizlenerek) sunulmuş bir dava dilekçesi var. Dilekçede 16 yaşında, otizmli ve mozaik Down sendromlu bir kızın Epstein tarafından Leon Black’e yönlendirildiği iddia ediliyor. Aynı dönem, aynı olay örgüsü, aynı kavramlar. DOJ tarafından yayımlanmış ve FBI tarafından çözümlenmiş günlükle dava dilekçesi arasındaki paralellik, bu iki anlatının aynı mağdura işaret ettiğini gösteriyor.
Yani, günlüğün sahibi sadece genç bir kız değil, engelli. Olay olduğu sırada gelişimsel zihin yaşının 12 olduğu yazılmış.
İç burkan, mide bulandıran, öfkelendiren detayların yer aldığı o günlük, dava dosyasına dönüşmüş olmasa birileri bu olayı da ‘söylenti’ kapsamına almak isterdi. Şu an bu mümkün değil. Ancak parçaları birleştirme, efsaneyi gerçekten, söylentiyi kanıttan ayırma görevi her nedense sivil insanların üzerine yıkılmış durumda.
PERDELEME VE KARARTMA MAĞDURLARI KORUMAK İÇİN DEĞİL
Sistemin tamamının görünür olmaması, bu işin bir adalet arayışı değil, klikler arası mücadele olarak başladığını gösteriyor.
Üç milyon belge hâlâ kamuoyuna açıklanmış değil. Mağdurların yaş aralığının 14’ün altına indiğine dair ifadeler biliniyor; ancak bu kısmın dosyaların “hassasiyet” gerekçesiyle kapalı tutulduğu bölümde olduğu bildiriliyor.
Ghislain Maxwell yıllarca Birleşmiş Milletler platformlarında konuşabildi. Muazzam bir erişim imkanı. Ancak Epstein’ın güç çevrelerine erişimini mümkün kılan siyasi, finansal ve diplomatik ağların bütünü hâlâ mahkeme salonuna taşınmış değil.
Eğer bu devasa belge yekunu iki kampın birbirini yıprattığı bir klik savaşı gibi devam edecekse zaten mesele suçluları hesap vermeye zorlamak değil, ‘perdeleme’ yapmaktır.
Çünkü olay ‘taraflara’ indirgendiğinde ‘yapı’ görünmez olur.
Perdeleme artık inkâr yoluyla işlemiyor.
Seçici açıklık yoluyla işliyor.
Bir miktar belge açıklanıyor.
Birkaç isim düşüyor.
Kamuoyuna “Bakın süreç işliyor” hissi veriliyor.
Ama zincirin tamamı mahkeme ışığına çıkarılmıyor.
Bu yöntem sistem için daha güvenli. Çünkü kontrollü ifşa, öfke üretir; öfke safsatayı çoğaltır ve asıl failler o safsata dağının arkasında gizlenme şansı bulur.
Elbette bir şeyler değişti.
Kamuoyu artık kötülüğün cehaletten ve yoksulluktan geldiği şeklindeki ön kabulü o kadar kolay satın almaz. Çünkü Epstein vakasıkötülüğün özel jet manifestolarında, bağış galalarında, sanat davetlerindeiyi eğitimli insanların arasında daha rahat yaşadığını gösteriyor.
Belki tam olarak yakalanmıyor ama , saklanmıyor da. Epey de iyi giyiniyor.
Ancak, umutsuz olanlara hak vermemek zor. Çünkü gözümüzün önünde saklananlar, kamuoyunun bir süre bağıracağını, sonra sıkılacağını düşünüyor. Kamuoyunu, konforundan taviz vermeyecek ama anlık bir öfke yaşayan bağımlı müşteri olarak görüyorlar.
Çünkü dünya onların AVM’si. Hukuk’tan cep telefonuna; lojistikten eğitim hizmetlerine ne üretiyorlarsa aldık, alıyoruz.
Ama bir şeyi eksik hesaplıyorlar.
O kamuoyu artık aldıkları mal ve hizmetlerin bedelini fazla fazla ödediğini biliyor. Ayrıca o tüketici enflasyonda, krizlerde, sosyal çöküşte, güven erozyonunda da bedel ödüyor. Minnet borcu yok. Ve öfkesinin sınırı belirsiz.
Bu öfke, klik savaşlarının sahnesine sığmaz.
Epstein dosyasının birkaç azgın imtiyazlının sapkınlık hikâyesine sığmayacağı gibi.
- 1
Kral çıplak değil ama sapık olduğuna artık eminiz - 2
"Nihilist Penguen" bizi neden ağlattı? - 3
"Rojava bitti" diyemeyenler, IŞİD'ci aramaya devam ediyor - 4
SDG'nin 48 saati: Otonomi hayali bölgesel realiteye çarptı - 5
İstanbul'un güvenlik rakamları bize ne anlatıyor? - 6
Trump kanunu: Aldım, vurdum, susturdum - 7
Halep'in ortasına kanton barikatı kurmak... - 8
Gazoz erkeği - 9
Ormandaki çocuklar - 10
Pedal dönüyor ama yol da uzuyor