Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Sesli Dinle
        0:00 / 0:00

        Tarih Ağustos 2005’i gösteriyordu. ABD’nin New Orleans bölgesinde büyük bir felaket yaşanmıştı. Katrina kasırgası hem rüzgar dolayısıyla büyük bir yıkım gerçekleştirdi hem de yıktığı setler dolayısıyla kentin yüzde 80’i sular altında kaldı.

        134 bin konut hasar aldı. Nüfusun yarıdan fazlası şehri terk etmek zorunda kaldı. 126 milyar dolarlık bir hasardan söz ediliyordu. Altyapı, üst yapı ve ekonomik değeri olan tüm yapılar çökmüştü. 600 binden fazla insan yerinden edilmişti.

        Birçok ekonomik parametreye göre dünyanın en büyük ekonomisine sahip Amerika Birleşik Devletleri, bu felaketin sadece enkazını 2 yıla yakın bir sürede kaldırabildi.

        Yalnız suların tahliyesi 43 gün sürdü. Konut yapımı ile diğer alt yapı yatırımlarına ancak 3’üncü yıldan itibaren başlanabildi ve bu da yaklaşık 7 yıl sürdü. Ancak düşük gelirli kesimlerin olduğu bölgelerde inşa faaliyetleri on yıllara yayıldı.

        Tarih 6 Şubat 2023’ü gösteriyordu.

        Türkiye’nin 11 ilini kapsayan, 108 bin kilometrekarelik alanda, 14 milyon insanımızın hayatını değiştiren bir felaketi yaşadık. 100’den fazla ülkenin yüzölçümünden daha büyük bir alandan bahsediyoruz.

        Sadece ülkemizi değil yer küreyi etkileyen bir felaketti.

        Yer kabuğu, fayın iki tarafında birbirine paralel ama zıt yönlerde hareket etmişti. Bazı noktalarda 6-8 metreye kadar ulaştı bu ayrılma.

        Yani bir yol, tarla ya da bina fayın bir tarafındaysa, birkaç saniye içinde eski yerine göre metrelerce yana kaymış oldu.

        Yer kabuğunun birkaç saniyede metrelerce yer değiştirmesi, depremi yalnızca yerel bir felaket değil; gezegen ölçeğinde bir olay hâline getirmişti.

        50 binden fazla insanımızı kaybettik.

        Ülkemize doğrudan 108 milyar dolar, dolaylı olarak da 150 milyar dolar maddi kayıp yaşattı.

        Deprem ve yıkım deyince ilk başta aklımıza evlerimiz geliyor ama o gece, enerji hatlarımızdan havalimanlarımıza, köprülerimizden su ve kanalizasyon altyapısına kadar çok sayıda tesisimiz ağır hasar aldı.

        Yaklaşık 2,5 milyon vatandaşımız farklı şehirlere göç etmek zorunda kaldı.

        Bizler bölgeye gidip “buralar asla ayağa kaldırılamaz” derken, devletin tüm birimleri yeniden inşa çalışmaları için çalışmalarını yürütmeye başlamıştı bile.

        Bakan Kurum’dan dinledik.

        Depremin ilk birkaç günü yeni konut alanları için fizibilite çalışmalarına, zemin çalışmalarına başlamışlar. O kadar hızla ilerlenmiş ki 15. Günde ilk temeller atılmış, ilk konut teslimleri 45. Günde gerçekleşmiş.

        ABD’nin yaşadığı felakette suların çekilmesi için yaptıkları çalışma süresi kadar bir zamanda Türkiye ilk konutlarını teslim etmiş yani.

        Deprem bölgesinin yeniden ayağa kalkması sadece bölgenin kendisiyle alakalı değil, tüm ülkeyi ilgilendiriyordu.

        Çünkü her beş çocuğumuzdan biri bu topraklarda dünyaya gözlerini açıyor. Çalışan nüfusumuzun yüzde 13’ü buralarda istihdama katılıyor. İhracatımızın yüzde 8,6’sı, ithalatımızın yüzde 6’sı yine bu illerimizde gerçekleşiyordu.

        ABD yaşadığı felaket karşısında konutlarını on yıllar boyunca inşa edememişken Cumhurbaşkanı Erdoğan liderliğinde Türkiye 3 yılda bu konuda inanılmaz bir başarıya imza attı.

        Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ilk günden bugüne yaptığı tüm konuşmaları alt alta dizin, karşınıza çıkacak en büyük şey umut olacaktır.

        Depremin hemen ardından ya da aylar sonrasında deprem bölgesine giden hemen herkes “Burası bir daha zor ayağa kalkar. On yıllar boyu sürecek bir çalışma lazım. Buralarda artık yaşamak çok zor” cümlelerini kurdu.

        Ancak bu olumsuz cümleleri kurmayan bir tek kişi olduğunu bugün daha iyi görebiliyoruz.

        O da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan başkası değil.

        Sadece enkazın kaldırılması, moloz yığınlarının temizlenmesi bile yıllar alabilecek bir olaydı çünkü. ABD’de bizimkinin onda biri olan bir alanda buna benzer bir temizlik 2 yıl sürmüş.

        Yalnız dışarıdan gelenler değil, deprem bölgesinde hayatta kalanlar da buraların on yıllar boyunca toparlanamayacağını düşünüyorlardı.

        O günleri hatırlayalım. Depremin üzerinden birkaç gün geçmişti ki Cumhurbaşkanı Erdoğan;

        “Enkazları kaldıracağız, yaraları saracağız, yıkılan evlerin yerini sağlam ve güvenli konutlarla dolduracağız. Milletimizin kalbini kazanacağız, halkımız için yeni bir gelecek ve yeni bir hayat inşa edeceğiz.” demişti.

        Ve dünya çapındaki bu büyük yıkımın üzerinden henüz üç yıl geçmemişken söz verdiği tüm hak sahiplerine evlerini teslim etti dün Hatay’da.

        Dünyanın en büyük ekonomisine sahip ABD’nin kendi yaşadığı felakette sadece enkazları kaldırdığı süre içerisinde hem de.

        Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu süreç boyunca tüm ülkeye ve bölgedeki çalışanlara öyle bir umut aşıladı ki dünyada hiçbir ülkenin başaramadığı hızda yer kabuğunu yeniden şekillendiren bu felaketin izlerini üç yılda çok büyük oranda silebildi.

        Son konutların anahtar teslim töreninde Cumhurbaşkanı’nın hemen arkasındaki yazıda bir çiçek dikkatinizi çekmiştir. Yetkililere sordum Anadolu Karanfili olduğunu söylediler.

        Neden mi Anadolu Karanfili?

        Anadolu karanfili, her şeyden önce yerlilik ve kök salma fikrini temsil ediyormuş. Endemik olması nedeniyle, “başka yerde değil, tam burada” olmanın sembolü. Bu yönüyle aidiyet, toprakla kurulan sessiz ama derin bağ ve kimlik duygusunu çağrıştırıyor.

        Gösterişli olmadan var olabilmesi, Anadolu’nun tarih boyunca taşıdığı ağır yükler karşısında geliştirilen sessiz dayanıklılığı hatırlatıyor. Gürültüsüz bir varoluşun, inatçı bir sürekliliğin çiçeği.

        Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın duruşuna, zihin yapısına, yerli ve milliliğine, milletine adanmışlığına, toprağına, ülkesine sıkı sıkıya bağlılığına ve felaketler karşısında endişeye kapılmayan, umut veren sağlam iradesine ne kadar da benziyor değil mi?

        Hatay, Adıyaman, Kahramanmaraş, Gaziantep, Malatya ve diğer şehirleri ziyaret ederken karşılaştığım umudun, vazgeçmeyişin, inatla yaşama tutunmanın, yeniden başlama azminin Anadolu Karanfil'inde sembolleştiğini fark ettim. Bu toprakların mayasında bu var demek ki.

        Cumhurbaşkanı Erdoğan liderliğinde bu işin peşini bırakmayan herkese, Bakan Murat Kurum’a ve ekibine, bölgede çalışan işçilerine, ustalarına, mimar ve mühendislerine ülkemizin ve dünyanın yaşadığı en büyük felaketlerden birine karşı verdikleri mücadele için minnettarız.